2 senelik gemi yolculuğuyla Amerika’ya gelen Edib Ailesi’nin 100 yıllık öyküsü

Dedesi 100 sene önce Amerika’ya gelen Türk avukatın film gibi hayatı

10 Ekim 2020 Cumartesi 16:23
3842 Okunma
2 senelik gemi yolculuğuyla Amerika’ya gelen Edib Ailesi’nin 100 yıllık öyküsü

Amerika Birleşik Devletleri’nin New York eyaletinde dünyaya gelen Timur Edib’in ailesi yüzyıl önce Kıbrıs’tan ABD’ye göç etmiş. Kıbrıs Türklerinden Edib Ailesi’nin hikayesi filmlere kitaplara konu olacak türden. Timur Edib’in dedesi 1918 yılında Amerika’ya gelebilmek için Kıbrıs’tan gemiyle yola çıkmış. Yunanistan, İtalya İspanya, İngiltere derken iki yılın sonunda  son durak New York’a ancak varabilmiş.
2 yıl süren zorlu yolculuktan sonra ABD’ye gelen Timur Edib’in dedesinin Amerika macerası da böylece başlamış. Amerika'da doğan Timur Edip de çeşitli işler yaptıktan sonra Türklerin göçmenlik konusunda çok zorlandığını görünce Baltimore Üniversitesi’nde Hukuk alanında yüksek lisans yapmaya karar vermiş ve avukatlık mesleğine böylece adım atmış. İş hayatındaki başarılarının yanı sıra nerede bir Türk görse yardım eden Timur Edib, ABD’deki Türk derneklerine maddi manevi yardım yapan gizli kahramalardan da bir tanesi. Hem Avukat Timur Edib'in hikayesini hem de anlattıkça filmlere konu olabilecek türden yaşanmışlıklarıyla Edib Ailesi’nin hikayesini 2 sayfaya sığdırmaya çalıştık.

Röportaj: Anıl Sural
Fotoğraf: Rona Doğan
Önce Vatan Gazetesi Washington DC

Edib Ailesi’nin ABD macerası nasıl başladı?

100 yıl önce rahmetli dedem, ABD’ye 2 yıl süren bir gemi yolculuğuyla gelmiş. Dedemin Amerika yolculuğu 1918 yılında Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda 7 arkadaşıyla birlikte çalıştığı geminin Kıbrıs'a doğru yola çıkmasıyla başlamış. Önce Kıbrıs ardından Yunanistan’a oradan İspanya ve İngiltere'ye geçmiş. Ardından da 2 sene süren deniz yolculuğuyla Amerika'ya gelmiş. 18 yaşında yola çıkıp  1920’de 20 yaşında Amerika'ya gelmişler...

Neden ABD’ye gelmek istemiş?
Dedem babasından bir bakkal istemiş. Dedem ise aile mallarını dağıtarak hem bakkalı hem de aile işlerini zora sokmuş. En son işinde dedem bir müdür işe almış O da kendisini dolandırınca 20 yaşında ABD’ye gelip para kazanıp geri dönmek istemiş. Amerika'ya o zamanlar ‘Land of Gold’ derlermiş yani bir zamanlar İstanbul için dedikleri gibi taşı toprağı altın diye meşhurmuş. Dedem Kıbrıslı olduğu için Türkçesi, Yunancası ve İngilizcesi vardı. Atlayıp gelmiş.

İlk nereye gelmiş ve ne iş yapmış rahmetli Dedeniz?
New York Ellis adasına gelmiş. O zamanlar göçmenlerin ilk durağı orasıymış. Dedem New York’ta taksi şoförü olarak işe başlamış. Ardından yıllar içinde 5 taksisi olmuş. En son değerleri milyon dolarlardı. Büyük Buhran’da taksileri satmış.

Babanız ne zaman doğmuş?
1933’te babam, 1934’te ise amcam New York’ta doğmuş. Onların doğumundan sonra 1935’te ekonomik buhran dönemi başlamış çok kötüye gidince Kıbrıs’a geri dönmüşler ve orada da küçük amcam doğmuş.

Hayatlarına Kıbrıs’ta mı devam etmişler?
Kore Savaşı başlayınca iki amcam ve babam ABD vatandaşı olduğu için askere gitmek için geri dönmüşler. Üçü de hava kuvvetlerinde görev yapmış. Babam Teksas’ta görev yaptı.

ABD’ye tekrar girişleri kolay olmuş mu?
Kore savaşı için ABD’ye geri dönünce onlar için bir sorun olmamış. Ancak Aziz Amcam geçen gün anlattı. Geri dönüşte nenem ve dedeme vatandaşlığını ispat edemedikleri için giriş izni vermemişler. Doğum yerleri Kıbrıs olduğu için sorun olmuş. Amcam Pentagon’dan bir general ile konuşmuş. General de uçakla oraya gidip onlar bizim vatandaşımız deyince ancak giriş izni alabilmiş. Sonra hep birlikte New York’a taşınmışlar. Galip Amcam dönümü 5 dolara New York’un yukarılarında arsa almış. IBM’in en büyük fabrikası oraya kurulunca daha sonra değerlenmiş. Ailecek oraya taşındık.

Siz hangi tarihte ve nerede doğdunuz?
1962 yılında ben doğdum. Doktor Ballen aile doktorumuzdu. Aile doktorumuzdu diyorum çünkü Aziz amcam, babam, abim ve ben onun eline doğduk. Hepimiz New York Bronx Lebanon Hastanesinde doğduk.

Babanız askerden sonra neler yaptı? Hangi işte çalıştı?
Babam askerlik boyunca bir şeyleri tamir etmeyi öğrenmiş. 2 amcam New York Üniversitesi’nde okudu, babam ise New York’ta okullar pahalı olduğu için çamaşır makinelerini tamir işine girmiş. Ardından parayla çalışan çamaşır makinelerini birçok yere kurup iyi paralar kazanmış. 1970’lerde insanlar bozuk para yerine makinaya metal atmayı öğrenince o işi bırakıp benzin istasyonu işine girmiş. Bir benzin istasyonuyla başlayıp 6 tane benzin istasyonunun sahibi oldu. Hepsi abime kaldı ve sattı. Babam Türkler arasında meşhurdu. Neredeyse her gelen Türke sahip çıkmıştır. Babam kimsenin hakkını yemeden çok fazla kişiye yardım etti. Bu bahsettiklerim 11 Eylül gibi bir saldırıdan çok önce olduğu için rahattı. Türkiye’den babamın benzin istasyonunda 1 sene gelip çalışanlar vardı. 1 yıl çalışıp Türkiye’den ev alıyorlardı. Babam 3 kardeşti. İşe daldı girişimci oldu. Aziz Amcam mühendis oldu NASA’da çalıştı. Galip Amcam da akademisyen oldu bilgisayar alanında üniversitede öğretim görevlisi olarak çalıştı.

Bu arada yakın zamanda bir aile sırrı ortaya çıktı değil mi? Çok özel değilse ondan da bahseder misiniz?
Babam Teksas’ta askerlik yaparken bir kız arkadaşı varmış. Askerlik bitince babam New York’a dönmüş. 6 ay sonra bir kadın ve annesi çıkagelmiş. Kapıdakiler Hilmi'yi arıyoruz deyip kızlarının hamile olduğunu söylemişler. Bizimkiler de Hilmi evde yok demişler. Bu konuları şimdi biz yeni öğrendik. Yıllar geçmiş üzerinden. Bir kaç sene önce kardeşim dedemi araştırınca Ellis Island’tan babamın adına bir doğum kağıdı çıktı Teksas’tan. Soyismi Edip ilk ismi Hilmi ama orta ismi Javier. Anlayamadık. Bu nedir diye araştırdık fakat bir şey çıkmadı. Anladık birisi var ama bulamadık. İki yıl önce amcamın kızı DNA testi yaptırdı. Uygulama sayesinde kanbağınız olan kişileri görebiliyorsunuz. Ona yazmışlar siz Selçuk Hilmi’yi tanıyor musunuz diye. O da evet amcam demiş. Böylece bizleri söyledi ve haberimiz olmayan kardeşimizle tanıştık. Annem ve babam 1956’da evlendi. Javier 1955’te doğmuş. Babam annemle evlenmeden önce Meksikalı bir kadından çocuğu olmuş, kardeşimiz olduğunu yıllar yıllar sonra öğrendik...
Aslında bu vesileyle başka şeyler de öğrendik. Benim rahmetli nenem bir Kıbrıslı olarak Meksikalı gelin istemem demiş. Aslında anneme de Türk olduğu için karşı çıkmışlardı. Anne babalar çocukların hayatlarına nasıl bu kadar karışabiliyor bilmiyorum... Meksikalı Abimin dedesi de bir Katalik olunca ben Müslüman damat istemem demiş. Yani bir Kıbrıslı nene ve Meksikalı dede kendi çocuklarının kaderini belirlemişler. Hayatlarını altüst etmişler yıllarca...
Gelelim diğer ilginç olaya. Yıllar sonra öğrendiğim abim Meksikalı. Teksas’ta yaşıyor. Amerika'da doğduğu için ABD vatandaşı ama onun da çocukları ve eşi  Meksika’da. Ben Ona avukat olarak yardım ettim. Çocukları babadan dolayı ABD vatandaşı oldu. Başka bir avukatı vardı ama işlerini ben devraldım.

Ne hikaye ama! Gelelim sizin üniversite eğitiminize...
New York, Brooklyn’de John Jay Lisesini bitirdim. Babama liseyi bitirirken 1 sene ara vereceğimi söyledim. Kendisi tamam dedi. Sonra ise okumayacaksan nasıl geçinecek ve nerede yaşayacaksın dedi. Benim de tek çarem Communiyty College’dı. Dutchess Community College’da Biyoloji okudum. 2 senelik bir okul ama başarılıydı. Lisede genelde günde 3 saat havuzda vakit geçiriyordum. Derslerden rahat geçtim. Psikoloji dersleri aldım. Burada öğrenci derneklerinde aktif olarak çalıştım ve liderliği öğrendim. Gazetede çalıştım öğrenci kuruluna girdim ve ders dışında her şeyi yaptım biraz fazla aktif olduğumdan 2 senelik okulu 3 senede bitirdim. Orada öğrendiklerim beni buraya avukatlığa getirdi.

Daha sonra ne yaptınız?
Sebra Mirsorvi Benim Türk olduğumu duyunca bana destek oldu. Babası Robert Kolejin Başkanlarındandı. Bana hep destek oldu. Binghamton Üniversitesine son 2 sene okumak için geçtim. Oraya biyokimya derslerini almak için girdim ancak mikrobiyoloji mezunu olarak çıktım. Öğrenciyken hem okuyup hem çalışıyordum. Kendi paramı kazanıp harcıyordum. 16 yaşındayken havuzda cankurtaranlık yapıyordum. Red Cross’un bütün ilkyardım derslerini aldım hatta ben eğitmen oldum. New York City’nin Red Cross'unun başına koydular beni ancak genç olduğum için beceremedim. 3 ay sonra beni görevden aldılar. Ardından annem ile babam ayrıldı. Annem Türkiye’ye dönünce Onu görmeye Ankara’ya ziyarete giderdim.

Bu vesileyle Türkiye’ye gidip geldiniz...
Öyle oldu. Annem babam 1970’lerde ayrıldı. Beni nenem ve dedem ile büyüttü diyebilirim. Ankara’da yaşayan annemi görmek için Türkiye’ye gidip geldim. Hatta bir keresinde annemi ziyaret ettikten sonra Yunanistan’a, ardından İtalya ve İngiltere yapıp Amerika'ya geri dönmek için plan yaptım. Ankara’da annemi gördüm geri dönecekken annem dayımın Bodrum’da bir arkadaşı olduğunu hatta pansiyonunun olduğunu, orda kalabileceğimi söyledi. 1 hafta dinlenip uçakla Rodos’a, ardından da yoka çıkarsın dedi. Bodrum’a gittim ve 1 hafta kaldım. Bodrum güneşine dikkat et demişlerdi de inanmamıştım. Onca yıl cankurtaranlık yapan biri olarak Bodrum güneşi beni fena yakmıştı. Acı içinde annemi aradım. "Büyük teyzen bir otobüs uzaklıkta. Git oraya iyileş öyle yola çık" dedi. Orda da şu an ki eşimle tanıştım... Büyük teyzemin kızı üniversiteden eşim Melek’in sınıf arkadaşıydı.

Evlenmeye nasıl karar verdiniz?
Eylül 1985’te tanıştık ve yazı birlikte geçirdik. 15 Haziran’da tanıştık. 18 Haziran’da evlilik teklif ettim. 3 gün sonra. Nasıl bu kadar çabuk karar verdin dersen kısaca 24 saat süren bir otobüs yolculuğu sonrası evlenmeye karar verdim. Çokça düşünmeye vaktim oldu o yolculukta. Yolda evlenmeye karar verdim.

3 gün içinde evlilik kararı alıp 3 gün içinde hemen evlendiniz mi?
Hayır tabiiki evlilik o kadar çabuk olmadı(gülüyor). ABD’ye geri dönüp 1986’da okulumu bitirdim. Melek de 1988’de mezun oldu. Türkiye’den dönünce babamın kanser olduğunu öğrendim ve 1 sene sonra da malesef babamı kaybettik. En son mezuniyetime geldi babam sonra da hayatını kaybetti evden son çıkışıydı... 

Bu sırada Melek'le mektuplaşıyorduk. Ben Türkçe çok bilmediğimden İngilizce, o ise İngilizce mektuplarıma Türkçe cevap yazıyordu. Mektuplarımı başkalarına okutuyordum Türkçe okuma yazmam pek yoktu. Yine o sıralar her ay 500 dolar telefon faturaları geliyordu. O zamanlar 500 dolar telefon faturası için çok iyi paraydı. Şu an ne güzel herşey neredeyse bedava. 1986 yazında nişan oldu
1988’de de Ankara’da evlendik. Mart’ta Melek için green card'a başvurduk. 6 ay sonra çıktı. Avukatı tutup eşim Melek’i Amerika'ya getirdik. Rahmetli babam 1986’da öldü.

O sıra zorlandınız mı? Neler yaptınız mezun olunca?
1986’da ben Biyoloji, Melek ise 1988’de okulu bitirdi. 2 tane iş teklifi geldi mezun olunca ikisine de hayır dedim. Birisi Savunma Bakanlığı'nda Teksas’ta diğeri ise California’dan geldi. Abim bir süre Arizona’da kalıp New York'a geri dönmüştü. Oradaki evi boştu. Biz de 4 bavulla Arizona’da hayat kurmak için yola çıktık. İkimizin de işi yoktu. Birlikte ne yapabiliriz diye düşündük çok zorluk çektik. Ben süpermarkette ürün sayma envanter işiyle başladım. Orada çalışırken tanıştığım biri vardı. Patt isimli arkadaş beni kendi çalıştığı işyerine götürdü. Sana iş bulurum çalışır mısın deyince Kabul edip ne iş olsa yaparım dedim. Satın alma bölümde şoför olarak işe başladım 7 çalışan vardı en alttaki bendim. Ama 1 sene içinde herkesin işini yapmaya başladım ve yükseldim. Hatta bir gün beni işe sokan arkadaşım, patronun kızı tarafından işten kovulunca şoför olarak girdiğim yere satın alma müdürü oldum.

Hukuk alanına nasıl başladınız?
Satın alma müdürü olarak 3 sene o şirkette çalıştım. Ve bu arada Arizona’da Yüksek Lisansa başladım. Public Policy en iyi 5 okul arasındaydı. Yüksek lisans yaperken National State Legislative Konferansı vardı. Bütün devletlerin meclislerin toplantılarını organize ediyorsun. Benim okulumu ben temsil ettim. Orada Pensilvanya'daki merkezde çalışmam için teklif verdiler. Eşimle Pensilvanya’ya taşındık. Benim işim Pensilvanya da eğitim bakanlığının kanunlara uygun hareket edip etmediğini  denetlemekti. 5 sene orada çalıştım. Bu arada Baltimore Üniversitesi’nde Hukuk alanında yüksek lisans yapmaya başladım. Hukuk bitirince Maryland Rockville’e taşındık. Maryland Baro sınavına girip geçtim. 2000’de Türkiye'de bedelli askerlik yaptım ve dönünce de hukuk bürosunu açtım.

Türkiye'de askerlik yaptınız mı?
Evet. 1998’de okulu bitirdim askerliği aradan çıkarmak istedim. Rahmetli babamın öldükten sonra özel kağıtları vardı bir baktım Türk nüfus cüzdanım çıktı. Genetik olarak Türk olduğumu biliyordum ama vatandaşlık olarak Türk olduğumu o an öğrendim. 1965’te annem Türkiye’ye gitmeye karar verince bizi pasaporta eklemiş çifte vatandaş olmuşuz. 1988’de Melek’in babası emekli subay olduğu için kayıtlara baktı. Manisa’nın Akhisar nüfusuna kayıtlı vatandaş olduğum ortaya çıktı. Vatandaş ama asker kaçağı da diye söylediler. Konsoloslukta işlemlerimi yaptım. Sonra da Burdur’da bedelli askerliğimi tamamladım.

Göçmenlik hukukuna geçişten bahsedebilir misiniz?
Benim okuduğum alan uluslararası hukuk ve kontratlar üzerineydi. Çift vatandaş olarak White and Case’de 1997’de staj yaptım. Aslında o alanda ilerlemek istedim ama ben Avukat olunca telefonlar gelmeye başladı. Washington Dulles Havalimanında bir Türk içeri giremiyor. Şurada bir Türk var avukata ihtiyacı var diye telefonlar gelmeye başlayınca göçmenlik hukukuna yöneldim ve orada devam ettim. Asıl bölümüm uluslararası ticaret, işletme hukuku ancak şuan göçmenlik hukukuna geçiş yapmış oldum.

Türk-Amerikan Toplumuna önemli katkılarınız var. Pek çok Türk derneğine kuruculuk ve yöneticik yaptınız biraz onlardan bahseder misiniz?
Cem Toker 1984’te Phoenix’teki Türk Amerikan Derneği’ni kurdu. O Türkiye’ye dönünce dernek işleri bana kaldı. 500 kişi kadar üyemiz oldu. Bir gazete çıkardık. Pennsylvania'ya taşınınca ATA’nın altında Philadelphia’daki dernekte çalıştım. Üçüncü olarak Harriburg’ta bir Türk – Amerikan Derneği kurdum. Washington DC’ye taşınınca ATA DC’de yönetimde görev aldım. Maryland American Turkish Association: MATA’de aktif olarak gazete çıkardık. Daha sonra Atatürk Society of Amerika’da gazeteyi dergi olarak daha renkli ve kaliteli yaptık. ATAA’de finans alanında olarak görev yaptım. TASA Turkish American Scientiest and Scholer kuruculardanım. Maryland’taki Cami Derneğinde de görev aldım. Türk Amerikan Toplum Merkezi yaptık. Kadınlar derneğine destek olduk ona haliyle üye olamadım. Fakat 13 dernekte maddi manevi desteklerim oldu...

Hiç unutamadığınız bir anınız var mı?
Hukuk yüksek lisansını yaparken bir hocam bana Türk olduğumu öğrenince barbarsınız dedi. Herkesin önünde bana bunu deyince üzüldüm. Türkiye’yi daha çok tanıtmalıyız dedim o gün ve bunun için hep çalıştım. ABD’de batı uygarlığı Yunanistan olarak öğretiliyor ama gerçek batı uygarlığı tarihe bakınca Türkiye’dir. Nüfus olarak mesela Yunanlar güçlü...Türk çevresine girme sebebim ise New York’taki Türk evinde büyüdüm. Ailem hep orada vakit geçirdi. Kundaktan gelen bir sevgi.

Son olarak Önce Vatan Gazetemizin eski yazarlarından ve tüm dünyadaki Türk Toplumu için çok değerli isim Rauf Denktaş demezsek olmaz...
Rauf Denktaş bizim uzaktan akrabamızdı. ABD’ye gelince kesinlikle nenemin elini öpmeden gitmezdi. Denktaş gelmeden bir hafta önce gelir evi kontrol ederdi nenem. Denktaş her geldiğinde bizi ziyaret ederdi. O gelince de beni zorla kucağına oturturlardı. 16. Doğum günümü onun evinde geçirdim mesela. Beyaz Saray derlerdi oraya, ama aslında ev maviydi. O kadar çok güvercin vardı ki evde, mavi değil beyaz saray olarak kalmıştı orası...

Önce Vatan Gazetesi

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.