Maddi ve manevi bedeli oldukça ağır bir salgın döneminden geçiyoruz. İlgili kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre salgın öncesi ekonomik krizden dolayı hızla artan antidepresan ilaç kullanımı 2019 yılında 49.8 milyon kutu sınırına ulaşmışken, son bir yılda krize ek olarak gelişen pandemi sürecinde antidepresan ilaç kullanımı daha da artmış ve 54.6 Milyon kutuyu bulmuştur.  Antidpresan ilaç kullanım artışı yüzde 1.8 den pandemi ile birlikte artışı, yüzde 9.6 olmuştur  

İntihara sürükleyen sebepler nedir?  

Hayattan umudunu kesen insanlarımızın içine düştüğü çaresizlik, kaygı, öfke gibi olumsuz duyguların neden olduğu bedensel sosyal ve ruhsal sorunlar onların depresyona girmesine ve intihara sürüklenmesine neden olabilir.  

İntihar konusu, daha az konuşulması ama üzerinde daha çok dikkatli olunması ve düşünülmesi gereken bir konudur.    

TÜİK İntihar Verileri  

2009-2019 verilerine göre 2009 yılında 2111 erkek, 787 kadın olmak üzere toplam 2898 kişi intihar ederken 2019 yılında 2626 erkek, 780 kadın olmak üzere toplam 3406 kişi intihar etmiştir. Pandemi süreci ile birlikte son iki ayda 95 insanımız hayatına son vermiştir.    

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Verileri Nedir?  

*Dünya’da her yıl ortalama 800 bin kişi intihar ettiği tespit edilmiştir.   

*Dünya Sağlık Örgütüne göre İntihar, erkeklerde 15-29 yaş aralığında en sık ikinci ölüm nedeni olarak görülürken, kadınlar için intiharlar 15-19 yaş aralığında en sık üçüncü ölüm nedenidir.   

*İntihar olgularının %80 i orta ve düşük gelir düzeyine sahip ülkelerde meydana geldiği belirlenmiştir. İntihar nedenleri olarak kişinin psikolojik, ekonomik zihinsel ve medeni durumu, sosyal kültürel yapısı, ülke şartları, yaşadığı iklim gibi birçok değişkenden bahsedilir.   

İntiharların Önlenmesi Konusunda Neler Söyleyebiliriz?  

İlk sözümüz ruh sağlığının politik bir problem olduğundan bahsetmek olsun. İşsizliğin halılığın fakirleşmenin en temel nedeni uygulanan neoliberal politikalar toplumun ruh sağlığını bozması kaçınılmazdır. Bireysel tedavilere yönelik terapiler, kullanılan ilaçlar gereklidir ancak hastalığa neden olan en temel konu izlenen acımasız ekonomi politikalardır.   

Ayrıca her dönem belli oranlarda var olan intiharların önlenmesine yönelik toplumsal bilinçlenme arttırılmalıdır.   

Psikolojik Otopsi Gereklidir!  

Bu anlamda intihara sürükleyen nedenlerin tam anlaşılması için, psikolojik otopsinin yapılması oldukça önemlidir.       

Psikolojik otopside kişiyi intihara sürükleyen nedenlerin anlaşılmasına yönelik intihar edenin tüm yaşam öyküsü detaylı şekilde analiz edilir.   

Özellikle batı Avrupa’da sık yapılan psikolojik otopsiler, intihar vakalarının önlenmesinde alınacak tedbirler için yol gösterici olmaktadır.  

İntihar öncesi gelişen davranış değişiklikleri, hayatın anlamsız ve yaşamın amaçsız olduğuna, hiçbir ümidinin kalmadığına, çektiği acılara artık dayanamayacağına ilişkin sözleri artmaya başlıyordu. Çoğunlukla hassas, onurlu ve naif insanlardı.   

İnsanlın Anlam Arayışı ve Hayata Tutunması  

“İnsanın Anlam Arayışı” kitabının yazarı Psikiyatrist Dr. Frankl ruhsal acılar çeken hastalarına bazen “Neden intihar etmiyorsunuz?” diye sorduğu zaman aldığı yanıtlardan kendi psikoterapi yaklaşımı olan logoterapiyi keşfetmesini sağlayan ilkelere ulaşır.   

Nazi Toplama Kamplarında Hayata Tutunanlar.   

Her şeyini kaybeden, bütün değerleri yok edilen, en acımasız şartlara maruz bırakılanların olduğu, her an, her saat imha edilmeyi bekleyenlerin, keyfi öldürmelerin, işkencelerin ve zayıf hasta düşenlerin banyo süsü verilmiş gaz odalarında topluca katledilerek, fırınlarda yakıldığı ve intiharların hat safhada olduğu Nazi toplama kamplarında her şeye rağmen hayata tutunanlardan bahsediyoruz.  

Ruhsal, bedensel ve zihinsel yönden sağlıklı kalmamanın mucize olduğu ortamlardan sağ çıkmayı başaran az sayıda kişilerden biri olan Dr. Frankıl bu insanlık dışı vahşi ortamda yaşamayı, deneyime dönüştürme fırsatı olarak görür ve durumu bir amaç olarak tanımlayarak hayatına bir anlam katar. Amaç hayattan ne beklediği değil kendisinin insanlık adına ne yapabileceği onun hayatının anlamı olduğunu ve hayatta kalmasını sağladığını ifade etmiştir.   

O, kitabında tasvir ettiği Nazi toplama kampını, tüm dünyayı bir hapishane olarak kavramamızı sağlan bir benzetme içine girer. Ve buradan İnsanı insan yapan şeyin insanı anlam (logo) bulma çabasında olan bir varlık olarak görür. 

Dr. Frankl “Gerçekten ihtiyaç duyulan şey, yaşama yönelik tutumumuzdaki temel değişmeydi. Yaşamdan ne beklediğimizin gerçekten önemli olmadığını, asıl önemli olan şeyin yaşamın bizden ne beklediği olduğunu öğrenmemiz ve dahası mutsuz insanlara öğretmemiz gerekiyordu. Yaşamın anlamı hakkında sorular sormayı bırakmamız bunun yerine kendimizi yaşam tarafından her gün her saat sorgulanan birileri olarak düşünmemiz gerekirdi. Yanıtımızın konuşma ya da meditasyon değil, doğru eylemden ve doğru yaşam biçiminden oluşması gerekiyordu. Nihai anlamda yaşam, sorunlara doğru çözümler bulmak ve her birey için kesintisiz olarak koyduğu görevleri yerine getirme sorumluluğunu bulmak anlamına gelir” der.  

Yani insan uğruna yaşayacağı bir şeye ihtiyaç duyması onun hayata tutunmasını sağlayandır.   

Yaşamak acı çekmektir; yaşamı sürdürmek ise, çekilen acıda anlam bulmaktır.   

Eğer yaşamda bir amaç varsa, acıda ölümde bir amaç vardır ancak hiç kimse bu amacının ne olduğunu bir başkasına söylemez. Yaşamak için bir nedeni olan kişi tüm acılara dayanma gücü artar.  

 Bu anlamda hayatın en zor, en dayanılmaz olduğu anlarda danışmanlar, hastalarında her şeye rağmen yaşam karşısında sorumlu olduğu duygusunu uyandırabilmesini önemser.   

Mutluluk ve başarı ne kadar amaç haline getirilirse kaçırma ihtimali bir o kadar artar. Mutluluk ve başarının hedeflenmesi yerine, hayatın anlamına uygun yapmak istediklerimiz için elimizden gelenin en iyisini zevk ile yapmamız süreçte mutlu ve başarılı olmamızı sağlayacaktır.  

Dayanılmaz zorluklar karşısında “Neden intihar etmiyorsunuz?” sorusunun cevabı hayata verilen anlamdadır, sorumluluktadır ve bu amaca yönelik yaşama arzusundadır.       

Yaşamdan ne beklediğimiz değil, yaşamın bizden ne beklediğine odaklanmak yaşama bizi daha sıkı bağlıyordu. Beklentilere yönelik yaşamda mutsuz olma ve hayatın anlamını kaybetme kaçınılmazdı. Bu anlamda insanların yardımsever olması dayanışmacı ve paylaşımcı olması onları daha mutlu edecekti. Çünkü hayatın inisiyatifini daha çok almaya başlıyordunuz. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.