Göktürklerin yıkılışından Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna kadar “adsız” geçirdiği 1200 yıldan sonra günümüzde de bir anlamda adı yok sayılarak sık sık “bu millet” tanımıyla ifade edilmekte olan TÜRK kimliği, bazılarının unutturma gayretine rağmen silinememekte.

Gerek Selçuklu, gerekse Osmanlı döneminde horlanan , Türk’müsünüz” sorusuna,  “Aman hocam, estağfurullah!” cevabının verilebildiği ve utanılacak bir kimlik haline getirildiği TÜRK adı, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün önderliğinde kurulan TÜRKİYE CUMHURİYETİ’nde hak ettiği değeri bulmuştur.

Osmanlı’da “Din ile Milliyetin bir olduğu” , herkesin padişah’ın kulları olduğu  öğretilmekteydi. Güneş balçıkla sıvanamayacağı için, biz kendimizi  “İslam ümmetinden ve Osmanlı” olarak tanımlarken, yabancılar Osmanlı’yı  Türk olarak tanımlıyor ve halkına “Türk Düşmanlığı” aşılıyordu. Hani siyasetçilerimiz sürekli bu millet, bu millet diyor ya, malesef Osmanlı’da da herkesin etnik ve ırki mensubiyetini söyleme  hakkı vardı ama Türk’ün yoktu.  

“Bu milletin kendisine mahsus bir adı yoktu. Tanzimatçılar ona: ’Sen yalnız Osmanlısın. Sakın başka milletlere bakarak sen de milli bir ad isteme! Milli bir ad istediğin dakikada Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasına sebep olursun’demişlerdi. Zavallı Türk, vatanımı kaybederim korkusu ile, ’Vallahi Türk değilim. Osmanlılıktan başka hiçbir içtimai zümreye mensup değilim’demeye mecbur edilmişti.”(1)  

Osmanlı’da Arab’a Arap, Bulgar’a Bulgar,  Rum’a Rum, Sırp’a Sırp  fakat kendimize Osmanlı deniliyordu.  Cumhuriyet’e kadar TÜRK’e bakış açısı buydu. Bugün de “TÜRKİYELİ’lik” üzerinden adlandırılmaya çalışılan kimlik arayışlarının, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olan Türkiye Cumhuriyetini parçalamaya yönelik bir planın ilk adımları olduğunu unutmayalım...

Türk düşmanlığı tohumları Osmanlı’dan beri içimize ekilmiş, yönetici sınıfının elinde din adamları vasıtasıyla güçlendirilmiş, “Türk” kelimesinin kullanılması, dinsizlik, kafirlik sayılmıştı... ATATÜRK’ün “Türkiye Cumhuriyetini kuran halka TÜRK denir, Ne Mutlu Türküm diyene” sözleriyle değerini bulmuştu. Türk Milleti tarafından kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Anayasası’ndaki “Türk vatandaşlığı” tanımından rahatsız olanların  samimiyetinden ve vatanseverliğinden şüphe etmek gerekir...

1912’de Sebilürreşat dergisinde çıkan bir yazıda Türkleri “çoban köpeği”ne benzeten tarihçi Mustafa Naima Efendi ayrıca  “nadan Türk, idraksiz Türk, çirkin suratlı Türk, mel’un Türk” olarak niteliyor. İngilizlerin baskısı, Sadrazam Damat Ferit'in isteği ve Padişah Vahdettin'in onayıyla Atatürk ve silah arkadaşlarının öldürülmelerinin “dinen caiz” olduğunu belirten,  Milli Mücadele'nin HAİN ŞEYHÜLİSLAMI “Mustafa Sabri” Efendi, Türk’e Türklük  benliğini vermek isteyenlere “soysuzlar” hakaretinde  bulunuyordu. (2)

Yunanistan’da Batı Trakya Türklerinin antlaşmalara ve yasalara göre kurmuş oldukları okul ve STK’ların onlarca yıldır tabelalarında bulunan “TÜRK” isimleri yasaklanırken, kendi ülkemizde, Türklüğün onurunu, haysiyetini, şerefini kurtaran, bağımsızlığını sağlayan, halkını kul olmaktan çıkarıp kanun karşısında eşit yutttaşlar haline getiren, Dünya milletleri arasında saygınlık kazandıran Cumhuriyetimizin kurucusu, Büyük önder Gazi M.Kemal ATATÜRK’e dil uzatmaktan ve iftira atmaktan utanmayan şerefsizleri de göz ardı edemeyiz.  Boğaziçi İslam Araştırmaları Topluluğu'nda yaptığı konuşmasında, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'e hakaret eden, sözde Müslüman, Yunan asıllı İngiliz İslamcı yazar HAMZA ANDREAS TZORTZİS’i ve O’nun alçakça sözlerini alkışlayan öğretmen ve öğrencileri, ona konuşma ortamı sunan Boğaziçi Üniversitesini ve TÜGVA’yı, kitabını basan TİMAŞ’ı  ne şekilde nitelemek gerekir acaba???

Orhun Abideleri’ndeki “Bey olacak evlatların Tabgaç halkına kul oldu; hatun olacak kız çocukların cariye oldu. Türk beyleri Türk isimlerini bırakıp Tabgaç beylerin Tabgaçca isimlerini alıp, Tabgaça bağlandı...”  feryadıyla yıkılan Göktürkler’den itibaren Uygurlar, Karahanlılar, Gazneliler, Hazarlar, Selçuklular, Anadolu Selçukluları, Beylikler ve Osmanlılar dönemlerinde artarak devam eden  “mankurtlaştırma’yı” yönetenler devrin  “aydın” sayılan isimleri; tıpkı bugünkü gibi.(3)

Yukarda da bahsettiğimiz 1919-1920 yıllarında şeyhülislamlık yapan Mustafa Sabri Efendi, Türk’e Türklük benliğini vermek isteyenlere  “soysuzlar” yakıştırmasında bulunuyor. Dahası, tiksintiyle söz ettiği Türklüğünden istifa ediyor: “Yalnız Müslüman ve insan Olarak kalmak üzere, Türklükten, şeref ve izzetimle istifa ediyorum Allah’ın huzurunda (...) tövbe yarabbi tövbe Türklüğüme, beni Türk Milletinden addetme!” diyerek,  TARİHE TESCİLLİ HAİN OLARAK GEÇTİ...

Süheyl  ÇOBANOĞLU

RUBASAM Bşk.V.

K  A  Y  N  A  K ...........................:

(1)    Yeniçağ: “Türk düşmanlığı”nın 1.200 yıllık derin tarihi

(2)        “                         “                             “        “      “       “

(3)         “                         “                             “         “     “       “       

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.