Geçtiğimiz günlerde İstanbul Eyüpsultan'da özel bir lisede okuyan Irak uyruklu bir öğrenci, okuldan atılmasından sorumlu tuttuğu okul müdürünü silahla vurmuştu. Atıldıktan 5 ay sonra okula gelen katil öğrenci, okul müdürü İbrahim Oktugan'ı başından vurarak ölümüne sebep olmuştu.

Bu ülke şiddet ülkesi. Genelde öğretmen ve sağlık çalışanları olmak üzere makam, mevki, meslek, cinsiyet ve statü gözetilmeden herkes şu ya da bu şekilde bu ülkede şiddete maruz kalıyor. Yani kimin gücü kime yeterse.

Şiddetle kalsa iyi. Sonu ölümle bitenleri bile var. Konya'da bir kalp doktoru hasta yakını tarafından kurşun yağmuruna tabi tutulmuş. Yakın mesafeden aldığı kurşunlarla doktor oracıkta öldürülmüştü. Şimdi de yabancı uyruklu bir öğrencinin, okuldan atılmasının suçlusu olarak gördüğü okul müdürünü öldürmesi gündemde.

Şiddet ve cinayete başvuranların çoğu, sonu çözümsüzlük olsa da kendi çözümünü kendi buluyor ve kendince cezalandırma yoluna gidiyor. İzlenen bu yolda ise maalesef akıl devre dışı kalıyor. Akıl devre dışı kalınca bir anlık sinirle gözü hiçbir şeyi görmüyor.

Gündemdeki okul müdürünün Irak uyruklu bir yabancı tarafından öldürülmesi bana manidar geldi. Çünkü şiddet ve cinayet haberleri şu ana kadar hep bu ülke insanından gelmişti. Tek eksiğimiz, bir yabancı uyruklunun öldürmediği kalmıştı. Bunu da görmüş olduk.

Garibime giden;

Bu yabancı öğrenci bu ülkeye ne ara geldi?

Özel okula gidecek parayı nereden, nasıl buldu?

Hangi cesaretle okul müdürünü planlayarak taammüden cinayete yeltenebiliyor?

Sorunlu olduğu için okuldan atılan bu öğrenci, belinde tabancasıyla elini kolunu sallayarak okula nasıl girebiliyor?

Okul müdürünün odasına kadar nasıl gidebiliyor?

Kapıda güvenlik falan yok mu? Hoş olsa kaç yazar. Ben şununla görüşeceğim diyen içeriye rahatça girebiliyor. Gerçi okul kapısından içeri girmek zor olsa bile çoğu okullar Nasrettin Hocanın türbesi gibidir. İhata duvarından atlanarak pekâlâ okula girilebiliyor.

Çoğu okullarda güvenlik zaten yok. Okulların güvenliği, cebinde kaleminden başka malzemesi olmayan nöbetçi öğretmenler aracılığı ile sağlanıyor. Dışarıdan okulu basmaya gelene, elinde bıçak, belinde tabancası olana bunlar ne yapabilir?

Bu yönüyle bakıldığı zaman okullar, bu tür sorunlu öğrenci ve bazı problem veliler yönünden tehlike arz ediyor. ABD’de zaman zaman okula makineli tüfekle gelip rastgele ateş açıp onlarca kişinin ölümüne sebep olan cinnet hali bizim okullarımızda da olmaması için bu tür hasta ruhlu insanların önünde hiçbir engel yok. Çünkü okullar yol geçen hanı gibi.

Güvenlik yönünden bu durum, sadece okullara mahsus değil. Hastanelerimiz de okullar kadar güvenliksiz. Her ne kadar hastanelerde güvenlik görevlisi olsa da güvenlik görevlileri çok etkili değil. Etkili olsa da bir polis gibi onları pek ciddiye alan yok. Çoğu hastanede X-Ray cihazı yok. Olsa da hastaneye giren, bu cihaza girmeden içeri girebiliyor. Bunu gören güvenlik görevlisi de sesini çıkarmıyor. Bildiğim kadarıyla günlük binlerce hasta ve hasta yakınının girdiği Konya Şehir hastanesinde X-Ray cihazı yok. Nitekim bir güvenlik görevlisi, belinde tabancasıyla bu hastaneye girip kurşun yağdırdığı doktorun ölümü belleklerde hala tazeliğini koruyor.

Bugün hastane, okul vb. yerlerde bireysel olan şiddet ve cinayet olaylarının, yarın daha büyük menfur olaylara zemin hazırlayacak tehlike ve potansiyel bu ülkede var. Tabiat boşluk kabul etmez ve tedbir almada da ihmal büyük olaylara gebe olabilir. Ne yapıp ne edip şiddet ve cinayeti minimuma indirecek caydırıcı tedbirlerin zamanı geldi geçiyor. Bir yabancı uyruklu öğrencinin işlediği müdür cinayeti, bu işin tuzu ve biberi oldu.

Belki de bu olup bitenler daha bir başlangıç. Yabancıların uyguladığı şiddet ve cinayetlere belki de bundan sonra daha fazla şahit olacağız. Çünkü Türkiye her bir kıtadan, özellikle gelişmemiş ülkelerden gelen düzenli ve düzensiz göçmenler cenneti olma yolunda hızla ilerliyor. Böyle giderse Teksas ya da Beyrut olmamız hiçten değildir. Sonra biz ne ara Teksas olduk deriz de o zaman ağlayanımız olmaz.