Bu gerçekler değerli okur! Dört bozuk ve geçersiz kıyastan ileri geldi ve geliyor.

     “İşte o (yanlış) kıyas(tan birincisi): Maneviyatı maddiyata kıyas edip Avrupa sözünü onda dahi hüccet (ve delil) tutmak(tır).” Yani fende; fizik, kimya gibi ilimlerde ileri gitmiş demek, maneviyatta da, ona paralel olarak yükselmiş demek değildir. Bundan dolayı fende söz sahibi oldukları kabul edilir. Ama İlahiyatta böyle olduğu kabul edilmez.

     Oysa tam tersi, dün yapılmış; bugün de yapılıyor. Fende ileri gidenin sözü maneviyatta da hüccet, delil ve kanıt olarak kabul edilmiş ve ediliyor. Ki çok yanlış bir kıyastır. Çünkü bu tip kişilerin fenne dair sözlerine itibar etmek ne kadar doğruysa, ihtisas alanı dışında kalan yani maneviyata ait sözlerine değer vermek ise o kadar yanlıştır.

     İşte o yanlış kıyastan ikincisi: “Hem de bazı fünûn-u cedideyi (fizik, kimya gibi pozitif ilimleri) bilmeyen ulemanın (âlimlerin) sözünü ulûm-u diniyede (din ilimlerinde) dahi kabul etmemek(tir).”

     Bu da çok yanlış bir kıyas. Çünkü bir şey bütün bütün elde edilmezse, bütün bütün de terk edilmez. Ayrıca bu “Her şeyin iyisini al.” prensip ve ilkesine de aykırı bir davranıştır. Zira saha dışı sarfedilen söz ne kadar geçersizse; uzmanlık alanında söylenen söz o derece değerlidir. Fizik, kimya bilmeyen din âliminin din hususundaki sözü dün dinlenmeliydi. Bugün de dinlenmeli. Çünkü fenni bilmiyor ama dini biliyor.

     İşte o yanlış kıyastan üçüncüsü: “Hem de fünûn-u cedîdede (fizik, kimya gibi pozitif ilimlerde) mahâreti için gurura gelip, dinde de nefsine itimat etmek (güvenmektir).” Yani dün olduğu gibi bugün de kimi fen âlimleri, hiç hakları olmadıkları hâlde, dinde bile fikir yürütmekte kendilerini hak  sahibi sanırlar. Oysa bu, edebiyatçı birinin fizik için de söz sahibi olduğunu iddia etmeye benzer ki çok yanlıştır. Tabii bu haddini bilmeyişler, saha ehlini haklı olarak üzer. O tiplerden onu uzak tutar.

     İşte o yanlış kıyastan dördüncüsü: “Hem de selefi (öncekileri) halefe (sonrakilere), mâziyi (geçmişi) hâle (bugüne) kıyas edip, haksız itirazda bulunmak gibi fâsid (bozuk) kıyaslardır.” Oysa dün olduğu gibi bugünkü imkânlar da eskisi gibi müçtehitlerin, büyük âlimlerin yani içtihat sahiplerinin yetişmesine olanak sağlamıyor. Öyleyse kendini onların yerine koyarak, olur olmaz yerde, bilmediği ve kavrayamadığı konularda itiraz edip, karşı çıkmak hoş olmayan bir durumdur.

     “Çünkü zihni felsefede boğulmuş, aklı siyasete dalmış, kalbi hayat-ı dünyeviyede (dünya hayatında) sersem olmuş, istidadı (ve kabiliyeti) içtihattan uzaklaşmış(tır).”

     Binaenaleyh bu davranış biçimi de, dünün ve bugünün ehillerince hoş karşılanmamış ve karşılanmıyor. Bu durum hâliyle ortamı soğutmuş ve soğutuyor. Haksız itirazlar, kişileri ister istemez karşı karşıya getiriyor. Beklenen sulh ve sükûn baltalanmış ve baltalanıyor. Arada soğuk rüzgârların esmesine sebep olmuş ve oluyor. İşte yapılan bu dört fâsid ve geçersiz kıyas artık geçersiz kılınmalı. Bunlardan hâsıl olan / meydana gelen safsata yok edilmeli. Bu safsatanın zulmünden ve baskısından zihnin muhakeme gücü halâs edilip kurtarılmalı.

     Herşeyi felsefe çerçevesinde düşünüp tartma alışkanlığından uzak durmalı. Herşeyi karşısındakinden beklemeye yani taklit anlayışına son vermeli. Velhasıl mugalâtayı / mantık oyunlarıyla yanıltmayı artık izale etmeli, gidermeli.

     Bu dört yanlış kıyasın yanısıra, şu hususların da düzeltilmesi icab ediyor. Ta ki kurumlar ve mensuplar arasındaki kaygılar yok olsun. Ta ki kurumlar ve mensuplar arasında sevgi ve barış doğsun. İşte bunun için İslâmiyet; onu paslandıran hikâyeler ve İsrailiyat ve kuru taassuplardan kurtarılmalı.

     İslamiyet; asıl malı olan metanet, sebat, hakka taraftarlık ve dindeki sağlamlığa kavuşturulmalı. Çünkü İslâmiyette bilgisizlikten ve muhakemesizlikten doğan yani arızî olan taassup yoktur. 

     Kaldı ki taassubun ve gericiliğin en dehşetlisi, bazı Avrupa mukallitlerinde yani taklitçilerinde ve dinsizlerinde bulunur.

     Çünkü onlar sathî ve yüzeysel şüphelerinde inat ve ısrar ederler. Oysa bürhan, delil ve kanıta tutunan İslâm âlimleri onlardan çok farklı ve yüksektir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.