Kendimizi tanımlarken artık geldiğimizi iddia ettiğimiz yeri, kullandığımız dili söylemek yetmiyor. Hatta günümüz kimlik tanımlamasında bunlar çok önem arz etmiyor. Orta asyadan, Kafkasya’dan, Mezopotamya’dan veya Balkanlardan geldik demek yani bir coğrafya ismi ile kendimizi, kimliğimizi tanımlamak günümüz gerçeğini kuşatmaktan çok uzak. Fakat kültürümüzü, dünyadaki konumumuzu ifade ederken coğrafyanın etkisiz olduğunu düşünmekte bir o kadar yanlış.

Kendi hakikatimizi farklı yönleriyle görebilmek için bizim her şeyden evvel ihtiyaç duyduğumuz şey sığ olabilmek, kendimizi tanımlayabilmektir. Kendimizi en iyi şekilde tanımak ve tanıtmak içinde işe ne olmadığımızı belirlemekle başlamalı…

Kendimizi tanımlarken kimi zaman dilimizi, kimi zaman tarihimizi kiminde ise inanç dünyamızı söz konusu ederek bir kimlik çıkarma yoluna gidiyoruz. Bizim kimliğimiz ayrı ayrı bu mefhumlarla tanımlanamaz. Kimliğimiz, yaşam tarzımız olan bu mefhumların toplamı, medeniyet anlayışımızdır.

……………………………………………………………

Medeniyet anlayışımızın temeli diğerkâmlıktır. Yani kendinden evvel kardeşini önceleyen bir ulvi anlayış… Bu batının; ferdiyetçi, materyalist, bencil, faydacı medeniyet anlayışına taban tabana zıt bir anlayıştır. Ürettiği fikirleri ve yaşam tarzı itibariyle batı, bizim diğerkâm medeniyet anlayışımızla benzer bir yanı bulunmamakla birlikte dünyaya nazarı itibariyle batı dünyası için medeniyetimizi anlamak kolay değildir. Çünkü melekût âlemden beslenerek kalbini maddi dünyanın nizamına yöneltmiş olan medeniyet anlayışımızla örtüşmeyen benzeşmeyen batının görüşlerinin zeminini dünya metası oluşturur. Bu ve buna benzer sebeplerle kendimizi batı toplumları içerisinde görmemiz mümkün değil…

Kimliğimiz tamamen içinde yer aldığımız medeniyetimizin adıdır. Medeniyetimiz materyalist batı kafası ile asla anlaşılamayacak olan İslam medeniyetidir. Kimliğimiz İslam itikadını hayatın merkezine alan Müslümanlıktır. İslam, manayı maddeye hâkim kılan, vahiy temelli inancın adıdır. Bu sebeple batının maddeci hayat tarzına taban tabana terstir

İslam, her şeyden evvel fedakar bir birey, feragat eden bir toplum ön görür. Faydacılık, menfaatperestlik, bireysellik gibi nefsaniyet temelli ekonomik, politik ideolojiler ise batı aklının ürünleridir. Bireysellik, menfaatperestlik batı medeniyetinin temel düsturlarıdır. Batı bu temayüllerini insan aklına sonsuz güç ve güven atfederek aklın sınırlarını görmezden gelerek temellendirir.

-------------------------------------------------

İki Yüzyıldan uzun süren modernizm tarihimizin bize öğrettiği, batılılaşma süreci medeniyetimize ait kavramların içini boşaltmak suretiyle etki edebilmiştir. Bu etkiyi üzerimizden atmaya başladığımızda yani kendimiz olmaya başladığımızda, kimliğimizi bulacağız. Çünkü kimlik, bizim kendi iç dinamiklerimizi daha iyi bilmemizi sağlar. Hem de dış oyunların etkisini aşabilmemiz açısından son derece önemli bir konudur.  

Hep biz diye başlayan cümleler anlam karmaşasından kurtulsun diye, adımlarımızın istikameti biraz daha belirginleşsin diye mecburuz kendimizi tanımlamaya. Aslında İslam kimliğine aday olurken biz daha yolun başında kelime-i tevhid getirerek İslam medeniyetinin sınırlarını çizeriz. “La” diyerek başlar herşey “La” diyerek dünyanın bütün putlarını(tağutlarını) yıkarak başlarız. Bu ister modern dünyanın ürettiği putlar olsun, isterse nefsimizi celb eden dünya süsleri olsun.

Bizim medeniyet anlayışımızın çerçevesi Medine vesikası ile bizzat Resulullah(sav) tarafından çizilmiştir. “İslam’ı ve kendi peygamberliğini inkâr eden Yahudi, Hristiyan ve müşriklere hayat hakkı tanımıştır.” Hatta onlarla birlikte yaşamalarının esaslarını belirleyen o dönem anayasa niteliğinde olan medine vesikasını imzalamıştır. Bu da gösteriyor ki tahammül, hoşgörü ve huzurlu nefes aldıran alan İslam medeniyeti tarafından açılmıştır.

İslam medeniyeti için hangi inanç ve anlayışta olursa olsun insan, Cenabı Allah’ın sanatı ilahisi olarak görülerek değerini her devrinde bulmuştur. Medeniyetimiz içine bugünkü tabiri ile ötekileştirme kavramı nüfuz edememiştir. İslam’a göre öteki yoktur, kişi Müslüman değilse de kuldur. Kulluğunun idrakinde olmasa bile mümin tavrı ona cenabı hakkın yarattığı nadide bir varlık gözüyle bakmayı gerektirir. İşte Müslüman kişi bu bakış açısını İslam medeniyetinin yapısından kazanmıştır. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
İbrahim Metin 2018-08-01 20:50:17

"kişi Müslüman değilse de kuldur. Kulluğunun idrakinde olmasa bile mümin tavrı ona cenabı hakkın yarattığı nadide bir varlık gözüyle bakmayı gerektirir.

Kaynak: http://www.oncevatan.com.tr/medeniyetimiz-ve-kimligimiz-makale,42261.html

Önce Vatan Gazetesi