Sevgili okuyucularım, hepinizin bildiği gibi günümüzün dünyasında çevre kirliliği, tüm gezegeni kaplayan boyutlara ulaşmış sağlığımızı ve geleceğimizi bu bağlamda tehdit altına sokmuş durumda.

Dünyanın birçok bölgesinde insanlar, çevre felaketine karşı korumasız, nükleer tehdit ve radyasyondan habersiz bir yaşam sürmektedir.
Bilim adamları ise bu olumsuzlukların devamı halinde dünyadaki tüm canlıların ciddi biçimde tehdit altında olduğunu vurguluyorlar. 

Halbuki insanoğlunun gelişimi başlarda yaşam ve doğal çevre ile uyum içinde sürmüştür. Ancak dünyadaki toplumsal ve teknolojik gelişmelerin hızla artışı karşısında ekolojik sistemin bu hassas dengesi giderek bozulmuştur.

Gelin bu konuyu biraz irdeleyelim... 

Bu tehlikeli gelişmenin seyircisi durumunda olan insanlık dünyada dengeli bir çevrenin korunamaması halinde tüm canlıların varlığının sürmesinin olanaksızlığını acaba ne zaman anlayacak? Her yıl yaz başlarını da etkisi altına alarak yağmaya başlayan yağmur nemi dünyayı etkisi altına almaya devam ediyor.

Barajları, setleri ve köprüleri yıkan seller ölümcül sonuçlara yol açıyor.

Geçtiğimiz yıllarda sayıları oldukça fazla olan yakın tarihte sizinde bildiğiniz gibi örnek verecek olursam; dünya dengesini bozacak yağmurlar, seller, depremler ve son olarak yaşanan 2020 yılı başlayan (?!) haritadan silinmeye yüz tutan Avustralya’daki yağmurlar...Kıtaların deprem felaketleri büyük mal ve can kaybına neden olup; ocakları söndürmeye devam ediyor… 

1 0cak 2020 Farklı saat dilimlerinde olsa da tüm dünya eskiyi geride bırakıp ortak umutlar ve dileklerle yeni bir yılı karşıladı. Çünkü insanoğlu, değişmeyen dünya düzeninde sadece aktörlerin farklılaştığını bilse de yaşamaya dair inancını yaşatmak için umut ve hayal etmekten başka yolu olmadığını biliyor. Bu hayal kimi için daha iyi bir ev, kimi için kaybettiği sağlığı, kimi için hayat standartını yükselteceği daha iyi bir maaş, kimi için hak ettiği terfi... Farklı dileklerle de olsa insanların 2020'den ortak beklentisi herşeyin daha iyi olmasıydı. Ama olamadı...!!! Dünyanın korkuyla ve çaresizlikle teslim olduğu corona virüsü, düşen uçaklar, depremler, şehitler...

Dünya İçin de Felaket Üstüne Felaket...

2020 ülkemiz açısından ihmalleriyle dikkat çeken bu felaketlerle birlikte dünya için de kara bir tabloyla başladı. Aralık ayında Çin'in Hubey eyaletine bağlı Wuhan kentinde ortaya çıkan dünya’ya yayılan koronavirüs şu ana kadar binlerce can aldı. Virüsün halen önüne geçilemezken dünya endişeli. İşte dünyayı yasa boğan felaketler:

1 Ocak; Endonezya’daki sel felaketinde 66 kişi hayatını kaybetti. Binlerce insan evsiz kaldı. 3 Ocak; ABD, İran Devrim Muhafızları Ordusu'na bağlı Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani’yi Bağdat Havaalanı yolunda insansız hava aracıyla öldürdü. İnsanlığı "3. Dünya Savaşı" endişesi sararken Süleymani'nin 7 Ocak'taki cenazesindeki izdihamda 50 kişi yaşamını yitirdi. 8 Ocak; İran, ABD’nin Bağdat’taki üslerini füzelerle vurduğunu açıkladı. Aynı gece Ukrayna Havayolları'na ait Boeing 737 tipi yolcu uçağı Tahran'daki İmam Humeyni Uluslararası Havalimanı'ndaki kalkışından kısa bir süre sonra düştü. 176 kişi hayatını kaybetti. İran, 3 gün sonra uçağı yanlışlıkla vurduğunu açıklayarak özür diledi. 12 Ocak; Filipinler’de Taal Yanardağı faaliyete geçti. Üst üste patlamaların ardından 82 bin kişi bölgeden tahliye edildi. Alarm seviyesi üçe çıkarıldı. 14 Ocak; Son 20 yılın en yoğun kar yağışının yaşandığı Pakistan Kaşmir’de çığ düştü. 57 kişi hayatını kaybetti. 26 Ocak; Bir basketbol efsanesi Kobe Braynt Los Angeles’ta helikopter kazasında hayatını kaybetti. Kobe’nin 13 yaşındaki kızı da dahil helikopterdeki 9 kişiden kurtulan olmadı.

Türkiye’deki; Elazığ ve Malatya Depremi: 41 Kişi hayatını kaybetti. Van'da Çığ Felaketi: 41 Kişi hayatını kaybetti. İdlib’deki Kalleş Saldırı Sonucu 8 Askerimiz şehit oldu. Sabiha Gökçen Havalimanı’nda Facia. Manisa Sallanıyor...”yüce yaradan tüm felaketlerden korusun  ve gerçek boyut yaşamın içinde mücadelemize devam ediyor ve etmeliyiz” diyorum...

Dahası da halen devam ediyor...Nereye kadar???!!!

Dünyadaki benzer sel baskınlarının verdiği zararlar ürkütücü boyutlara ulaşmış durumda.

Yüz milyonlarca kişiyi etkilediği söylenen selleri, resmi açıklamalara göre şimdiye kadar binlerce insanın ve sayısı bilinmeyen diğer canlıların yaşamlarına mal olmuştu.
Milyonlarca kişi evini terk etmek zorunda kaldı. Bu durum, insana, Çinlilerin “Su ile şaka olmaz” özdeyişini hatırlatıyor.

Gün geçmiyor ki çevre felaketi haberlerde yer almasın.
Hatırlanacağı gibi dev dalgalar, 1993′te Endonezya’da bir adanın tamamını kapladı ve 2 bin kişinin yaşamını yitirmesine yol açmıştı.

Dev dalgalara yol açan depremin merkezi Büyük Okyanus’ta idi. Ama yer kabuğu, dünyanın başka bölgelerinde harekete geçecek şekilde etki alanını genişletti. Amansız sıkıntıları ülkemizde de küçük ölçekli de olsa depremlerin yaşanmasına neden oldu. 

Bu ve buna benzer felaketler bize, geleceğimizi bu günden tahmin etmenin olanaksızlığını gösteriyor. Ozondaki delinme ve hava kirliliğinin yaşamda olumsuzluklara neden olabileceği ve doğal yaşamın temellerini dinamitleyeceğini küresel gözlükle niçin göremiyoruz?

Küresel çevre sorunlarının çözümü konusunda her ülkenin, çağdaş yöntemlerle halkını bilgilendirmesi bir görev olmalıdır...

Sanayinin kent içinden uzaklaştırılmasına ve milli parkların gereği gibi korunup doğal hali ile tutularak toplumun yararlandırılmasına öncelik verilmelidir. Dahası yeşil alanların yok edilip, kentsel dönüşüm adı altında çığ gibi büyüyen betonlaşmaya artık bir dur denilmesi gerekmez mi? Yerel yönetimlere bu konuda fazlası ile görev düşüyor...

Aslında konu ile ilgili yazılacak çok detay var ama ben yazımın özüne döneyim. 

Üç binli yılların insanları için, doğayla çok daha büyük uyum içinde yaşanacak rüzgar-güneş enerjisinden yararlanacak doğal konut yapımına geçilemez mi?

Bu sahada yeni arayışlar içinde olmalıyız.

Doğanın intikamının daha büyük olmaması ve acının yoksul ülkelere çektirilmemesi için insanların bir an önce kendilerine çeki düzen vermeleri gerekiyor.

Ölümcül etkileri yıllardır sürmekte olan “Çernobil” olayından kim sorumlu?
Bugün “Çernobil”den on misli daha tehlikeli olacak, radyoaktif artıkların bulunduğu söylenen Sibirya’nın batısındaki Karaçay Gölü, bir saatli bombadan farksızdır.

Gölün altında, yaklaşık yüz metre derinlikte beş milyon metreküp radyoaktif tozlardan oluşan kütlenin varlığı bilinmektedir.

İnsanların yazgıları ile ilgili dehşet dolu olası tehlikelere karşı evrensel yurttaş girişimlerinin etkinliği attırılmalıdır. Sağlık konusunda sıkıntıların arttığı yüzyılımızın amansız illet hastalığı olan Kanser’in daha fazla yaygınlaşmasına neden olan bu çevre felaketlerinin artık teknolojik ve bilinçli yöntemlerle durdurulması gerekmez mi? 

Hepimizin paylaştığı bu dünyayı, bu gezegeni gelecek kuşaklara kirli ve çirkin bırakmaya hakkımız var mı? Geleceğe bir borcumuz yok mu?

Hatalarımızın bedelini henüz doğmamışlara ödetmemeliyiz. 
Doğa ananın yasalarına yeterince duyarlılık göstermeli ve doğal afetlerini ciddiye almalıyız.

Kısaca özetlemeye çalıştığım gerçekleri birde siz gözden geçirin lütfen…
Burada asıl amaç bağcı dövmek değil üzüm yemek

Sağlıklı bir dünya, sağlıklı bir gelecek için çevre duyarlı olalım lütfen…

Benden söylemesi ve yazması…

Hep sağlıkla ve mutlulukla kalın...
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İstanbul Fatura Basımı

avukat kartvizit

evden eve nakliyat

ofis taşımacılığı