Mustafa Kemal’in, daha Saltanatın ilgasını müteakip Hilafetin de mülga / kaldırılmış olması lâzım geldiğini düşündüğü, fakat bir çırpıda iki azîm / büyük hamleye kalkışmanın her bakımdan doğuracağı tehlikeleri sezdiği, bunun için arzusunu ilk fırsatta ortaya çıkarmak üzere, bir müddet içine gömdüğü şu sözlerinden pek güzel anlaşılır:

“Ben şahsî saltanatın ilgasından sonra, başka ünvanla aynı mahiyette bir makamdan ibaret kalması lazım gelen Hilafetin de mülga olduğunu kabul ediyordum. Bunun münasip zaman ve fırsatta telaffuzunu tabii buluyordum.” (Nutuk s. 426 – Lüks tab’ s. 499-)

1924 tarihli Teşkilatı Esasiye Kanunu’nun 16’ncı maddesi, Meclis’in ilk vazifesi olarak Ahkâmı Şer’iyyenin tenfîzini ihtiva etmesi, Teşkilatı Esasiye’nin 2’nci maddesinde “Türkiye devletinin dini: Din-i İslâmdır.” şeklinde bir kayıt bulunması, bütün bunların, Mustafa Kemal’e rağmen Teşkilatı Esasiye Kanunu’nda yer alması, halkın Din ve Hilafet hakkındaki besledikleri kanaati gösterir. Halkın bu hissiyatını nazarı itibara almasını bilen Mustafa Kemal, nasıl hareket etmesi lazım geldiğini gayet güzel hesaplıyor, asla soğukkanlılığına, halel getirmiyordu. Çünkü ileri gelen arkadaşlarından bir kısmının Padişaha ve Halifeye samimî olarak bağlı olduklarını biliyor, bu yüzden temkinli hareket ediyordu. Nitekim yapmak istediğini, muhalif fikirdeki zevata havale etmesi de, ayrıca çok düşündürücü ve dikkate değer noktadır.

“1 Kasım 1922 tarihinden evvel Meclis muhitindeki muhalifler Atatürk’ün saltanatı lağvedeceği hakkında telaşlı ve heyecanlı propagandalar yapıyorlardı. Rauf Bey bir gün Atatürk’ün Meclisteki odasına geldi. Bazı şeyler konuşmak istediğini söyledi. Yer müsait olmadığından, akşam Refet Paşa’nın Keçiören’deki evinde buluşurlarsa daha rahat konuşabileceklerini söyledi. Ali Fuat Paşa’nın da oraya gelmesi için müsaade istedi. Atatürk, Rauf Bey’in bu dileklerini kabul etmekte tereddüt etmedi. Akşam buluşma zamanı gelince Keçiören’deki evde dört kişi içtima ettiler. Rauf Bey ezcümle şöyle konuşmuştu: “Meclis, Saltanat makamının ve belki Hilafetin ortadan kaldırılmak noktai nazarının takip edildiği endişesindedir. Sizden (yani Atatürk’ten) ve sizin âtiyen (ileride) alacağınız vaziyetten şüphe etmektedirler. Binaenaleyh Meclisi ve dolayısıyla efkârı umumiyeyi tatmin etmeniz lâzımdır.”

“Atatürk, Rauf Bey’e sordu:

“Hilafet ve Saltanat hakkında sizin kanaatiniz nedir?”

“Rauf Bey şu cevabı verdi:

“Ben Saltanat ve Hilafete hissen merbutum / bağlıyım. Çünkü benim babam padişahın nan ü nimetiyle (ekmeğiyle) yetişmiş. Osmanlı Devleti’nin ricali arasına geçmiştir. Benim de kanımda o nimetin zerreleri vardır. Ben nankör değilim ve olamam. Padişaha sadakatimi muhafaza etmek borcumdur. Halifeye merbutiyetim ise terbiyem icabıdır.”

“Az sonra şu sözleri de ilave etmek lüzumunu hissetti:

“Bizde efkârı umumiyeyi tutmak için herkesin erişemiyeceği kadar yüksek bir makama ihtiyaç vardır. Bu makam ise makamı Saltanat ve Hilafettir. Onu lağvetmek, yerine başka mahiyette bir mevcudiyetin ikamesine çalışmak felaket ve hüsranı muciptir, asla caiz olamaz.”

“Atatürk bu sözleri dinledi. Sonra yüzünü Refet Paşaya çevirerek, Saltanat ve Hilafet hakkında onun da mütalâasını sordu. Refet Paşa cevaben:

“Tamamen Rauf Bey’in fikirlerine iştirak ediyorum, dedi. Gerçekten bizde padişahlıktan, halifelikten başka bir idare mevzûbahis (söz konusu) olamaz.”

“...Atatürk bu sözleri dinledikten sonra şöyle dedi:

“ ‘Konuşulan mes’ele bugünün mes’elesi değildir. Mecliste bazılarının telaş ve heyecanına mahal yoktur.’ (Bu teminat, Rauf Bey’e ve muhaliflere rahat bir nefes aldırmıştı...Fakat bu memnuniyet uzun sürmedi...) Atatürk İstanbul’da bulunan Sadrazam Tevfik Paşa’nın Lozan Sulhü dolayısiyle çektiği telgraflar vesilesiyle Saltanatı Hilafetten ayırmaya ve evvelâ Saltanatı lağvetmeye karar verdi. Karar günü Rauf Beyi ve Kâzım Karabekir Paşayı meclisteki odasına davet etti. Önce Rauf Bey geldi. Atatürk, Rauf Bey’in Keçiören’deki evde Hilafet ve Saltanat mes’elesinde gösterdiği metîn tavrından sanki hiç haberi yokmuş gibi, şöyle söyledi:

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.