Denizin mavisi ile çamların yeşilinin buluştuğu noktada başta küçük Ali olmak üzere mahallenin çocukları diğer günlerde olduğu gibi kumda yine oyun oynuyorlardı.

Arkadaşları Abdullah, Nazmi, Süleyman ve İbrahim kendisinden yaşça büyük olmalarına rağmen oyun kuruculuk görevi hep Ali ye aitti.

O günkü oyun şöyleydi:

Denizle kumun birleştiği noktaya kumdan bir dağ yapılacak dağın bir yanında Türk askerler öbür yanında düşman askerleri bulacak.

Denizle kumun birleştiği noktada bulunan kumdan askerlerin elinde kurumuş çam dallarında yapma dolma tüfekler verilecek.

Gel-git hareketleri sebebiyle denizin dalgası hangi kumdan askeri yıktıysa o vurulmuş sayılacak.

En son kumdan asker dağın hangi tarafında kalıyorsa o gurup galip sayılacaktı.

Oyun için boylarının büyüklüğünde, 3 adım eninde kum dağı yapmışlar, ormandan getirdikleri taşları, yeşil çam dallarını kumların üzerine yerleştirip hayali dağı oluşturmuşlardı.

Dağın doğu tarafına 10`larca Türk askeri, batı tarafına daha kalabalık düşman askerleri yerleştirmişler, askerlerin ellerine silah vermişlerdi.

Denizin dalgası hangi askeri yutuyorsa karşı tarafın onu öldürdüğü kabul ediliyordu.

Son asker ne tarafta kalmışsa o gurup galip ilan ediliyordu.

Asker oyununun yanı sıra kumdan sıralı evler, mamure kalesine benzer kaleler yapılır gece bekletilir gel-git hareketleri sonunda deniz yaptıklarına yıkmışsa üzüntü, su geri çekilmişse mutluluk duyulurdu.

Su üzerinde taş kaydırma, kütüklerden kayık yapma, denize atılan bir ağacı kıyıya çekme, kumdan yer kazıp su bulma, kumun bittiği yerde başlayan çam ormanında saklambaç-çom – ağaca tırmanma-yer kapmaca-kurt kuzu oyunu-kumda yarış- taşla kare yapma- birdir bir- Soyunup giyinme- halat çekme… gibi basit oyunlar çocukların başlıca eğlenceleriydi.

Uçsuz bucaksız deniz kilometrelerce uzunluktaki kum hemen bitişiğindeki çamlık ve mahalle araları onların başlıca oyun alanlarıydı.

Bu oyunlara bazen Ali`nin kardeşi Emiş, ağabeyi İlyas arkadaşlarının kardeşleri ve komşu mahallelerin çocukları da katılırdı.

Henüz ilk okula gitmeyen onlarca çocuk mahallenin eğlence kaynağı idi.

Geceleri yapılan mahalle toplantılarında da çocuklar bir araya gelir kendilerine göre oyun oynarlardı. Bu oyunlar aile büyükleriyle aynı odada, gaz lambası veya ocakta yanan kütüklerin ışığında gürültü yapmadan oynanan ayak oyunlarıydı.

Oyunlardan biri şöyleydi:

Çocuklar sırayla otururlar ayaklarını yan yana uzatırlar, “ebe” olan çocuk elleriyle ayaklara vurarak şu tekerlemeyi söylerdi:

Birlim, ikilim, üçlüm, dörtlüm, beşlim, altılım alma, yedilim yelme, sekizim selme, dokuzum dolma, onlum orak, onbir dayak, sen gir ayak, sen çık ayak…

Sona kalan ayağa, Oyunun başı olan ‘’ebe’’ sorar: -‘’ – keserim kaça? ’’

Cezalı çocuk : –‘’Beşe’’

Ebe:-‘’ – vermem beşe, çalarım daşa’’ diyerek havlu veya sopa ile eline vurur oyun biterdi.

Büyüklerin sohbeti bitmemiş ise oyun tekrar edilirdi.

Ali, Hazma ile Asiye’nin ortanca çocuklarıydı.

Yıllar önce köyden şehre inmişler Çorak’ta, deniz kıyısında bir ev sahibi olmuşlardı.

Evin bahçesinde limon, portakal, mandalina, erik ağaçları, bir köşesinde de tavuk kümesi vardı.

Mutlu bir aile yaşantısı sergiliyorlardı.

Her yıl Anamur ve Bozyazı ovasının sulanan arazilerine çeltik ekilir, hasat mevsiminde başta Hamza olmak üzere ekili çeltik arazisi olanların yüzü gülerdi.

Bu mutluluk yıllar yılı devam etmişti, ta ki acı haber yayılıncaya kadar…

Bir yaz günü Ali'nin arkadaşları Süleyman ile Nazmi bilinmeyen bir sebeple aynı gün ölmüş, mahalle mateme bürünmüştü.

Aradan 3 gün geçmiş Nazmi`nin bir yaşındaki kardeşi de ölmüştü.

Ölüm, çocuklar arasında kol geziyordu.

Hiçbir yetkili buna bir anlam veremiyordu.

Çorak`ta yaşayan diğer mahallelerden, Bozyazı`dan da ölüm haberleri geliyordu.

Yaz sezonu boyunca onlarca çocuk toprağa verilmişti.

Bir yıl sonra yaz mevsiminde yine korkulan olmuş toplu çocuk ölümlerinin yanında bu defa büyüklerden de ölenler olmuştu.

Denizin mavisiyle çamların yeşilinin buluştuğu noktada yıllarca mutlu bir yaşantı süren insanlar ne yapacağını şaşırmış vaziyetteydi.

Veysel dayının oğlu Abdullah ile Kara Hasan’ın oğlu İbrahim’de vefat etmişti.

Ali’nin kardeşi Emiş ’de ölen çocuklar arasındaydı.

Ankara’dan sağlık ekibi gelmiş, durum anlaşılmıştı:

Ovada çeltik ekimi yapılırken meydana gelen bataklıklarda çoğalan sivrisinekler ölüm olaylarını meydana getiriyordu.

Sıtma paraziti, anofel cinsi sivrisinek aracılığıyla insandan insana taşınmış, halsizlik, ateş, baş ağrısı, titremeyle kendini göstermiş, toplu ölümlere sebep olmuştu.

Yaylada yeri–yurdu olanlar göç etmişler, neredeyse Anamur-Bozyazı boşalmıştı.

(Devam edecek)