TÜRKİYE’MİZ KUŞATILIYOR MU?

Gazetemiz Yazarlarından Emekli Yarbay ATİLLA ÇİLİNGİR Gündemdeki Sıcak Meseleler Hakkında Konuştu

TÜRKİYE’MİZ KUŞATILIYOR MU?

Gazetemiz Yazarlarından Emekli Yarbay ATİLLA ÇİLİNGİR Gündemdeki Sıcak Meseleler Hakkında Konuştu

07 Haziran 2019 Cuma 18:37
63 Okunma
TÜRKİYE’MİZ KUŞATILIYOR MU?

TÜRKİYE’MİZ KUŞATILIYOR MU?

Gazetemiz Yazarlarından Emekli Yarbay ATİLLA ÇİLİNGİR Gündemdeki Sıcak Meseleler Hakkında Konuştu

Oğuz Çetinoğlu: Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Yunanistan’ın liman şehri Dedeağaç’da zırhlı araçlar ve askerî personelle yığınak yapmaya devam ediyor. 

İsrail, Girit Adası’nda radar sistemi inşa ediyor. İngiltere, Güney Kıbrıs’ta askerî üslerini aktif hâle getirdi. 121 adet savaş uçağını Güney Kıbrıs’taki Ağrotur Üssü’ne sevk ediyor. Fransızlar da Kıbrıs’ta… Bütün bu hazırlıklara Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır da destek veriyor. 

Gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Atilla Çilingir: Öncelikle Doğu Akdeniz’de tırmanan enerji krizinde bu önemli konuya taraf olan devletlerin açıklamalarına bir bakalım:

Amerika Birleşik Devletleri ABD: ‘Bu son derece provokatif *ve bölgede tansiyonu yükseltme tehlikesi taşıyan bir adımdır. Türk yetkilileri, bu operasyonu durdurmaya ve tarafları itidalli olmaya davet ediyoruz.’

Avrupa Birliği (AB): ‘Türkiye’yi ısrarla itidalli olmaya, Kıbrıs’ın egemenlik haklarına saygı duymaya ve tüm illegal eylemlerden kaçınmaya çağırıyoruz.’

Türkiye: ‘Türkiye’nin kendi kıta sahanlığında gerçekleştirmekte olduğu sondaj faaliyetine ilişkin olarak ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 5 Mayıs 2019 tarihinde yaptığı açıklama gerçeklerden kopuktur.’

Birleşik Krallık (İngiltere): ‘Gelişmeleri endişeyle izliyoruz. Kıbrıs ve Türkiye hükümetleriyle yakın temas halindeyiz. Durumun yatıştığını görmek istiyoruz.’

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC): Niyetimiz Kıbrıs’ta çözüm için müzakereleri başlatmak; ancak Türk gemileri KKTC’nin egemenlik haklarını ihlal ettiği ve gerginlik yarattığı sürece bu mümkün olmayacak.

Rusya: Derin endişe duyuyoruz.

Mısır: Ankara’nın eylemleri kışkırtıcı, bir an önce son verilmeli.

Yukarıda açıklamaları bulunan devletleri bu bölgede söz sâhibi yapan Güney Rum kesimi ve adadaki Rum tarafını her türlü Bizans oyununda kullanmaya devam eden Yunanistan’dan başkası değildir!

 2004 yılından beri bölgedeki ülkelerle enerji anlaşmaları yapan bu ikiyüzlüler, yapmış oldukları anlaşmaları bölgede mevcut 3,3 trilyon metreküplük hidrokarbon yataklarının çıkarılması ve kullanımına odaklamışlardır.

 Böylesine büyük bir enerji kaynağının bulunduğu Doğu Akdeniz ve Kıbrıs adasının çevresindeki bu enerji yataklarının kullanımını diğer ülkelerin de paylaşımına geçit veren bu anlaşmalar, Türkiye’nin ve KKTC’nin konunun dışında bırakılmasına yönelik, uluslararası hukukun göz ardı edildiği ve sonu umulmadık tehlikelerle dolu bir nevi patlamaya hazır mayınlar halinde Doğu Akdeniz’de dolaşmaya başlamıştır.

 Rumlarla yapılan enerji odaklı anlaşmalara taraf olan ülkeler, şu anda kendi pozisyonlarını güçlendirmek adına adımlar atmakta, Rum tarafı da atılan bu adımlara her türlü desteği vermeye devam etmektedir. Vermiş oldukları bu desteklerin en belirgini ve en önemlisi Kıbrıs adasında bu ülkelere tahsis ettikleri üs kullanım hakları ile askeri iş birlikteliğidir. Askeri iş birlikteliğinin en çarpıcı örneği Fransa ile 11 yıl önce imzaladıkları askeri işbirliği anlaşmasını genişletmeleri olmuş, adada Fransız donanmasına ait gemilerin ve Fransız Mirage uçaklarının bulunduğu haberleri alınmıştır. Bu noktada belirtmek gerekirse Güney Rum kesimi silah alımı itibariyle de bölge devletlerinin en ön sırasında yer almaktadır. 

 Geçen yaz Ağustos ayında ABD Kara Kuvvetleri Komutanı Güney Rum kesimine gelerek, Kıbrıs’ta deniz ve kara üssü talebinde bulunmuş, bu talep Güney Rum Kesimi yönetimince uygun karşılanmıştı.

Amerika’nın bu talebi, adada mevcut iki İngiliz üssünü kullanmasına rağmen Akdeniz ve Orta Doğu’da yapacağı her türlü operasyonu desteklemek adına bölgeye daha çok asker ve silah yığınağı yapmaya yönelik bir tercih olarak değerlendirilmekte, bu da bölgenin kontrolünü elinde tutan diğer ülkelerin de benzer tedbirler almasına sebep olmaktadır.

 Bütün bu gelişmeler Rusya tarafından dikkatle izlenmekte olup, Amerika’nın adadan üs talep etmesine sıcak bakılmadığı da Güney Rum kesimine iletmiştir. Rusya’nın Kıbrıs Cumhuriyetinin kuruluşundan günümüze ada üzerinde oldukça güçlü yatırımları, özellikle Rum Millî Muhafız ordusunda kullanılan çok fazla silahları mevcuttur. Dolayısıyla Amerika’nın adada üs sâhibi olması asker ve silah bulundurarak bölgedeki gücüne güç katması Rusya’nın işine gelmemektedir.

 Bu arada ABD’NİN Yunanistan’ın liman şehri Dedeağaç’a zırhlı araç ve asker sevk etmesi Romanya-Bulgaristan-Macaristan çok uluslu Sebes Guardian-2019* tatbikatına yönelik olsa da; Amerika’nın ilk kez adalardan sonra anakarada yeni bir üs kurması manidar olup, Türkiye’ye yönelik önemli ama tehditkâr bir mesaj niteliğindedir. 

Çetinoğlu: Bölgedeki diğer hareketlenmeler hakkında ne düşünüyorsunuz? 

Çilingir: Bölgedeki diğer hareketlenmelere gelince bu gelişmeler daha çok Suriye ve Orta Doğu’da yaşanan savaşa, terör hareketlerine ve gerginliklere yönelik, hepimizin yakinen takip ettiği, bildiği güncel olaylara yönelik operasyonlardır.

Çetinoğlu: Hareketlenmelerin sebebi hakkında neler söylemek istersiniz?

Çilingir: Bütün bu hazırlıklar ve bölgede yaşan tüm gelişmeler, böylesine zengin enerji yataklarının kullanılmasına yönelik olmakla beraber, özellikle Rumların Kıbrıs adasını ele geçirebilmek adına enerji silahını kullanarak 3’ncü ülkelerle yaptıkları anlaşmaları ve AB çatısı altındaki avantajlarını da göz önünde bulundurduğumuzda; Türkiye’nin ada üzerindeki garantörlük hakkını ortadan kaldırmak ve Türk askerinin adadan çıkarılmasını sağlamaya yöneliktir.

  Aslında Türkiye yapılan bu anlaşmalarla güneyden kuşatılmakta, uluslararası sulara açılan yegâne penceremiz olan Kıbrıs adası elimizden alınmak istenmekte, kendi kıta sahanlığımız ve uluslararası sulardaki hak ve hukukumuz gasp edilmekte, halen yürütmekte olduğumuz bölgesel enerji arama çalışmalarımız engellenmeye çalışılmaktadır.

 Çetinoğlu: İsrail’in tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çilingir: Tel Aviv Büyük Elçimize yapılan ‘alçak koltuk’ ayıbı, Mavi Marmara olayı, Filistin ve Kudüs meselesi nedeniyle yaşananlardan dolayı İsrail’le ikili ilişkilerimiz çok soğuktur. İsrail, ABD’nin Orta Doğu’da oluşturduğu ve kendi emperyalist menfaatlerine hizmet eden uydu bir devlettir. Yahudi lobisinin Amerika’daki gücü, Amerika-İsrail ilişkilerinin güç odağıdır. Dolayısıyla Türkiye’nin gerek Orta Doğu’da, gerekse Doğu Akdeniz’de güç kazanması, bölgesel zenginliklere ortak olması asla istenmez, düşüncesi dahi kabul görmez. Bu bakımdan Güney Rum kesimi ile İsrail’in yapmış olduğu enerji işbirliği anlaşmasının da ana fikri budur.

Çetinoğlu: Türkiye’nin Münhasır ekonomi Bölgesi (MEB) ile alakalı hükümranlık hakları nasıl korunabilir?

 Çilingir: Bu sorunuza vereceğim en doğru cevap şu olacaktır: Türkiye’nin ada üzerindeki ve Doğu Akdeniz’deki hükümranlık hakkını ancak kendisi koruyacaktır. Bu çerçevede NATO’dan, AGİT’ten, BM’den destek beklemek sâdece hayalperestlik olur. Konuya taraf olan ülkelere baktığınızda zaten bu ülkeler bahse konu teşkilatların da üyesidirler. Dolayısıyla Türkiye ilerleyen süreçte Doğu Akdeniz’deki enerji yataklarının kullanımıyla ilgili sıcak bir durum yaşayacak ise bunu tek başına, milletimizden alacağı destek ile çözecektir. NATO’nun üyesi olmamasına rağmen Güney Rum kesiminin Avrupa Müttefik Yüksek Komutanlığı devir teslim törenine davet edilmesine bakıldığında (ki, Türkiye bu töreni terk etmiştir.) bu gelişme de çok manidardır.

Doğu Akdeniz’de mevcut zengin enerji kaynaklarının araştırılmasıyla ilgili olarak, Güney Rum kesimin yapmış olduğu ülkeler arası anlaşmaları görmezden gelen milletlerarası kuruluşlar, Türkiye bölge ile bağlantılı hak ve hukukunu korumak adına araştırmaya başlayınca hep birlikte tek ağız olmuş ‘bu araştırmaları derhal durdurmalısın demişlerdir’ Dolayısıyla bu kuruluşlardan Türkiye lehine bir tavır almaları beklenmemelidir.

Çetinoğlu: Türkiye’nin hükümranlık haklarını korumak için aynı metotlarla meşru müdâfaaya geçmeden önce, vaki veya muhtemel tecâvüzlerin önlenmesi bâbında hangi imkânları kullanma hakkına sâhiptir? 

Çilingir: Türkiye’nin bölge ile alakalı haklarını korumak adına almış olduğu tedbirler gayet olumlu ve milletlerarası hukuka uygundur. Ülkemiz Doğu Akdeniz’de ilan etmiş olduğu ve hakkı bulunduğu MEB’lerde enerji arayışlarına devam etmektedir. Yakın bir zaman içinde ikinci arama gemisini de bölgeye gönderecektir. KKTC ile yapılan bölgenin enerji kaynaklarını arama ve işletilmesine yönelik anlaşmaların gereği de bunu icap ettirmektedir.

 Doğu Akdeniz’de bugüne kadar Türkiye’nin tâkip etmiş olduğu yol; millî hak ve hukukumuza uygun, mahallî zenginliklere ait payımızı sonuna kadar alma kararlığımız olduğunu göstermektedir. Özellikle Mayıs ayı içerisinde ülkemizi çevreleyen üç denizde aynı anda donanmamızın yapmış olduğu büyük tatbikat, bu tatbikatta kullanmış olduğumuz ve ülkemizde üretilen millî silah gücümüzün sergilenmesi dünya kamuoyunda ses getirmiş, bölgedeki zengin enerji yataklarını kullanmaya yönelik adımlar atma kararında olan ülkelere ‘bir defa daha düşünün’ mesajı vermiştir. Şu gerçeğin de altını çizmekte fayda vardır: Zaman, zaman Türkiye’nin Kıbrıs’ta neden üs kurmadığı, donanmasını, hava kuvvetlerini neden burada bulundurmadığı yönünde eleştiriler yapılmaktadır. Adada Türkiye’nin askerî havaalanı olarak kullanmaya hazır Geçitkale havaalanı ile donanmamızın kullanımına elverişli Gazimağosa derin limanı mevcuttur. Kaldı ki, Kıbrıs adasının Türkiye ana karası ile arası 63 km mesafededir. Herhangi bir harekâtta gemilerimizin, uçaklarımızın adaya müdahalesi dakikalarla sınırlıdır. Unutmayalım ki, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin kolordu seviyesindeki bir gücü de 45 yıldan bugüne adada barışın teminatı olarak görev yapmakta, bu gücün her türlü ikmali de deniz ve hava yoluyla ülkemizden sağlanmaktadır. Dolayısıyla adada Türkiye’nin ayrıca bir üs sâhibi olmasına gerek yoktur. 

Çetinoğlu: Meseleye KKTC açısından da bakabilir miyiz?

Çilingir: Bugüne değin gerek Türkiye, gerekse KKTC bölge ile ilgili hak ve hukukunu korumak adına birlikte hareket etmiş, etmeye devam edeceği mesajını da aralarında yapmış oldukları iş birlikteliği anlaşmalarıyla vermiştir. Şu anda KKTC yeni bir hükümet iş başına gelmiştir. Yeni hükümetin Başbakanı Sayın Ersin Tatar’ın; ‘Mavi vatan Türkiye-KKTC’ye aittir’ açıklaması çok olumlu, bundan sonraki süreçte iki ülke arasındaki ilişkilerin çok daha sıcak olacağının, adada çözüme yönelik adımların Türkiye Dışişleri ile koordineli olarak atılacağının ilk işaretidir. Çünkü gerek KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Akıncı, gerekse bir önceki KKTC Başbakanının ‘Birleşik Kıbrıs Federasyonuna’ yönelik ısrarları, çözüme giden yolda Rum tarafına masada verilen tâvizler; zaman, zaman Türkiye ile ters düşülmesine sebep olmuştur.

 

Çetinoğlu: Şimdi biraz da fütüroloji ilminden faydalanalım: Temenni edilebilecek en mükemmel gelişmeler neler olabilir. Bu gelişmeleri sağlayabilmenin şartları nelerdir?

Çilingir: Yaşanan gelişmelere bakıldığında bu konuyla ilgili temenni edilebilecek en uygun çözüm, ülkemizin ve adada yaşayan Kıbrıs Türklerinin bölgenin zenginliklerinden eşit oranda faydalanmaları, hak ve hukukumuzun milletlerarası camia tarafından da teslimidir. Böylesine bir sonucun sağlanabilmesi için Türkiye’nin yürütmüş olduğu politikadan, sahaya yansıyan icraatından bir milim dahi sapmadan aynen devam etmesi, kararlılığımızın dünya kamuoyuna diyalog yoluyla da anlatılmasıdır.

Çetinoğlu: Karşılaşılması temenni edilmeyen en kötü durum hakkındaki düşüncelerinizi ve hemen ardından, söz konusu durumla karşılaşılmaması için alınmasını zarurî gördüğünüz tedbirleri lütfeder misiniz? 

Çilingir: Doğu Akdeniz’de ısınan sularda çıkabilecek olası bir çatışma, Kıbrıs adasına da yansıyacaktır. Bu beklenmedik durum, sadece bu bölge ile sınırlı kalmayacak, dünya devlerinin de bölgede olmaları savaşın boyutlarının daha da büyümesine neden olabilecektir! Bu senaryo konunun en uç ve son noktasıdır. Tabii ki, bölgeye ait problemleri çözmenin en doğru yolu diyalogdur. Diplomasi dilinin bu yönde kullanılmasıdır. Milletlerarası problemlerin çözümü de budur. Ancak her ihtimale karşı askerî, iktisâdî ve psikolojik yönden hazırlıklı olmamız da öncelikli görevdir. Ülkemizi yönetenler de bu önemli konuyu yakından takip etmektedirler.

Çetinoğlu: Teşekkür ederim Efendim! Sorularla sınırlı kaldığınız için veremediğiniz mesajınız var ise… Söz sizin…

Çilingir: Son söz olarak şu tespitime dikkat çekmek isterim:

 Doğu Akdeniz’de suların ısınması, Güney Rum kesiminin üçüncü ülkelerle enerji anlaşmaları hazırlamasının esas maksadı; hem Yunanistan hem de AB ülkelerinin ‘EastMed projesi’ne verdikleri destek; Türkiye’nin enerjide köprü olma veya daha ileri aşaması olan Türkiye’nin ‘enerjide merkez ülke’ hedefinin gerçekleşmesini istememelerinden kaynaklanmaktadır. 

Bu sebeple Türkiye’nin transit ülke konumunu görmezden gelerek bölgedeki doğalgazın Yunanistan üzerinden AB ülkelerine transfer etme çabası içerisindeler. Bu stratejinin gerçekleşmesi AB tarafından hem fikir olarak, hem de iktisadî olarak desteklenmektedir.

Çünkü Avrupa Birliği’nin ekonomi ve dış politikasında enerji, başta doğalgazda arz güvenliği stratejik bir öneme sâhiptir. Doğalgazda enerji arz güvenliğinin Doğu Akdeniz kaynakları tarafından sağlanması ve bunun AB’nin istediği şekilde gerçekleşmesinin AB açısından iki farklı açılımı olacaktır. AB bir taraftan Türkiye’yi enerji denkleminin dışında bırakmaya çalışırken, diğer taraftan da Rusya’dan kurtulma hedeflerini gerçekleştirecek; yani enerjide Rusya’ya olan bağımlılığı da azalmış olacaktır.

 Adanın ‘yarı buçuğunu temsil eden Güney Rum kesiminin’’ Doğu Akdeniz’deki zengin enerji kaynaklarını kullanarak oynamış olduğu son Bizans oyununun özeti bundan ibârettir.

Bu röportaj ile fikirlerimi paylaşmama vesile olduğunuz için teşekkür ediyor, şükranlarımı sunuyorum.

Atila Çilingir

www.atillacilingir.com

29 Mayıs 2019

ATİLLA ÇİLİNGİR:

1967 yılında Teğmen rütbesiyle Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)’da göreve başladığı zaman, Kıbrıs olayları adada bütün hızıyla devam ediyor, Yunanistan'ın da desteğini alan Rumlar; adada yaşayan Kıbns Türklerine her türlü mezâlimi yapıyor, gerçekleştirdikleri toplu katliamlar, uyguladıkları ekonomik ambargolarla Kıbrıs Türklerini adadan göçe zorluyorlardı...

O dönemde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 1960 yılında imzalamış olduğu, Birleşmiş Milletler Teşkilatı tarafından da onaylanmış garantörlük anlaşması gereğince, Ada’da buluan 'Şanlı Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayında' görev almak için defalarca dilekçe veren Teğmen Çilingir; 1974 yılının 20 Temmuz Cumartesi sabahı kendisini Kıbrıs'ta savaşın içinde buldu. Bölük komutanı olarak Kıbrıs Savaşlarının her iki safhasında da bu görevine başarıyla devam etti, 'Gazi' unvanı ile nurlandırılarak Türkiye'ye döndü.

1974-1975 ve 1985-1987 yıllarında Kıbns'ta görevli olduğu yıllardan sonra da, adada yaşanan olayları yakinen tâkip eden Çilingir; 2004-2011 yılları arasında Kıbns Türk Kültür Demeği’nin İstanbul Şubesi yönetim Kurulunda da görev yaptı.

Bu uzun süreçte 'millî dâvâmız' olarak bilinen Kıbns konusuna sâhip çıkarak, Kıbrıs Türklerinin kazanılmış tarihî ve hukûkî haklarını savunmak maksadıyla değişik platformlarda görev aldı. Sempozyumlara, panellere, televizyon programlarına konuşmacı olarak katıldı, makaleler yayınladı. Yakinen takip ettiği Kıbns konusu başta olmak üzere, ülke meseleleriyle ilgili güncel yazılarına, konferanslarına devam etmektedir.

T.S.K.’dan 1990 yılında, kendi isteği ile emekli olduktan soma; Kıbrıs konusuyla ilgili kaleme almış olduğu; Özgürlük Nefesi (K.K.T.C Cumhurbaşkanlığı yayını 1995), Girne'den Doğan Güneş (1997), Unutanlar, Unutturulanlar ya da Hatırlayamadıklarımız (2004), Elveda Kıbrıs Ama Bir Gün Mutlaka (2006), Andımız Olsun ki Bu Topraklar Bizim (2007), Tarihten Gelen Çığlık (2010), Kıbrıs / Yes Be Annem (2002-2016) isimli kitaplarıyla;

Ülkemizin son 65 yılında öne çıkan, yaşanmış önemli olayları anlatan: 10’ların İzleriyle Türkiye (2014), Kırılmadık Ne Kaldı?-Zaman Asla Kaybolmaz (2015)  isimli kitapları da bulunmaktadır...

Sivil iş hayatına Türkiye Sigorta Sektöründe başlayan Atilla Çilingir Koç YKS bünyesinde uzun yıllar görev yaptıktan sonra, halen dünyanın 18 ülkesinde hizmet veren, sağlık bilişim şirketlerinden birisi olarak ülkemizde de faaliyet gösteren; CompuGroup Medical Bilgi Sistemleri A.Ş bünyesinde, görevine devam etmektedir.

Pek çok üniversitenin Bankacılık-Sigortacılık Fakültelerinde, Yüksek Okullarında, vermiş olduğu seminerler, konferanslar ile sektöre bu yönde de hizmet vermeye devam eden Çilingirin: Sigorta sektöründe 26 yıldan beri vermiş olduğu hizmetlerini anlatan; Sigortalı Hayatın Gerçekleri (2012) isimli bir kitabı daha bulunmaktadır.

Atilla Çilingir; bugüne kadar kitaplarından elde etmiş olduğu telif gelirleriyle; Sosyal sorumluluk projeleri kapsamında: 2010 yılında K.K.T.C. Lefkoşa Şehit Aileleri ve Malul Gazileri Demeğine ‘Tarihten Gelen Çığlık’ isimli kitabının telif gelirini bağışlamış, 19 Şubat 2013'de Van'da yaşanan büyük depremden sonra Van'ın Muradiye İlçesi Akbulak Köyü İ.M.K.B (İstanbul Menkul Kıymetler Borsası) Yatılı Bölge İlk Öğretim Okulunda CGM'nin de katkılarıyla; içinde 20 adet bilgisayarı bulunan, adını taşıyan bir BT (bilgi teknolojisi) sınıfı açmış. 02 Haziran 2017 tarihinde de, Mapuder-A.D.D Samsun Şubesi Başkanlığı’nın İşbirliği ve CGM'nin de katkılarıyla; adını taşıyan, içinde 2500 kitabı, 2 adet bilgisayarı bulunan bir kütüphânenin açılışını yapmıştır.   

Önce Vatan Gazetesi

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.