Şule Çet’i karalayanların çoğu kadın. Ne acıdır ki kadının kadına yaptığı zulmü kimse yapmıyor. Birde bu ölmüş bir gencecik kadınsa vurun düşküne vurun ezilene. Bu sadece senin meselen değil, hepimizin meseledir, hepimiz kadınız ve eşitiz bu noktada’ dersek bir dizi sorunlu yaklaşımı benimsemiş oluruz. Ne oldum demeyeceksin bu hayatta ne olacağım diyeceksin.

 Şule Çet davası çok titizlikle takip ettiğim bir dava. Gerek mailime düşen bilgiler gerek sosyal medya, TV medyasında toparladığım bilgilere göre.  Üniversite öğrencisi Şule Çet'in Ankara'da bir plazanın 20. katından düşerek hayatını kaybettiğine dair yürütülen soruşturmada daha önce iki kez serbest kalan şüpheliler aylar sonra tutuklandı. Çet ailesinin avukatı soruşturmadaki çelişkileri anlatmış, pür dikkat dinledim, araştırdım. Genç kızın oradan istemsiz düşüp düşemeyeceğine dair dosyaya bir rapor da geldiğini belirtmiş. Rapora göre bir insanın o pencereden istemsiz düşemeyeceğini belirten avukat, "Bu raporla düşme ihtimali ortadan kalktı" demiş. Yürütülen soruşturmanın seyri Adli Tıp Kurumu'nun genç kızın cinsel saldırıya maruz kaldığına dair raporuyla değişti. Daha önce iki kez serbest bırakılan iki şüpheli 3. kez gözaltına alındı ve "cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" ve "cinsel saldırı" suçlarından şükür ki tutuklandı. Olayın aydınlatılması için çok çaba gösterdiklerini ve soruşturmanın ilk aşamalarında çelişkiler bulunduğunu söyleyen Çet ailesinin avukatı, Şule'nin bilgisayarının, cep telefonunun incelenmediğini ve olayın gerçekleştiği 20. katın görüntülerinin ise yeni istendiğini belirtti. Bir basın kuruluşuna açıklamada bulunurken sözlerine devam etti; 3 defa gözaltına alındı bunlar. İlk gözaltında 'taksirle öldürme'den savcı adli kontrol istedi. Hâkimlik de adli kontrol verdi. İkinci gözaltında savcı 'cebir şiddet ve hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma' suçundan tutuklama istedi. Hâkim 'adli kontrol yeterli' dedi. Üçüncüde yani dün hem 'cebir şiddet ve hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma' hem de 'nitelikli cinsel saldırı' suçlarından tutuklama istedi ve tutuklandılar" dedi.

Avukat Bey’in anlattıkları tamamen olayın adli, mahkeme boyutu ve serzenişlerinde haklı. Bu dava biraz yavaş ve sanki aydınlatılmak istenmiyor tarzı tavırları kendisini haksız kılmayacak boyutta. İlk dava dosyası verilen savcı görevden alınmış sebebi ilgili delilleri v.s leri Adli Tıp kurumuna gönderme süreci o kadar yavaşmış ki. Dosya o savcıdan alınıp başka savcıya verilince pamuk ipliği gibi çözülmeye başlamış. Akabinde birde canım memleketimin ayıplayıp yadırgaması var. Aklı başında namus ehli bir kadın gecenin o saati orada ne işi varmış. Merhum zaten bakire değilmiş, ataerkil toplumun namus örf ve adetlerine uymuyormuş v.s v.s bunlar katiyen hiç kimseyi ilgilendirmez. Bence her şeyi çok bildiğini sanan insanlık şunu sorgulamalı; Ölmüş insanı nasıl yargılıyorum ve dışarıda gezen neudiği belirsiz insanların ekmeğine nasıl yağ sürüyorum suçuna vicdanen ortak oluyorum. Yaşam tarzı ne olursa olsun 23 yaşındaki henüz hayatın baharında Şule Çet’in İntihar ettiği iddia ettikleri düştüğü pencerede kendisine ait parmak izi yoktu, otopsi raporunda da Şule'nin ilişkiye zorlandığına dair bulgulara rastlanmıştı. Dava hâlâ bütün engellemelere rağmen devam ediyor.  Şüpheli bir şekilde balkondan ve camdan düşüp ölen kadınların sayısı artıyor. İnsanlık nereye gidiyor! Üstadım Mevlüt Tezel diyor ki bir makalesinde;  Ortaya atılan iddia da hep aynı; dengesini kaybedip düştü! Dengesini kaybetmeyenler ise intihar etmiş sayılıyorlar! Ev partilerinde neden erkekler düşmez balkondan? Çok mu dengeli hareket ediyorlar? Son harfine kadar katılıyorum.

Ez cümlelerime gelecek olursak; Kadın haklarını savunma konulu çok makale yazmışımdır. Hep baş tacım demişimdim bu cümlelerime artık artı parantez açıyorum. Aydın, aklı başında insanlığın dertlerini kendine görev bilmiş kadınlar, mücadeleci kadınlar başımın tacıdır efendim.  İnsan ilişkileri ve düşünceleri hususunda bir koç ya da uzman olmasam da gün içerisinde o kadar çok insanla muhatap oluyorum ki kapalı kapılar ardında neler döndüğünü o çok namusluyum diye geçinen aile fertlerinin yaşam tarzını görüyorum. Konuşanın çoğu kadın, Şule Çet’i karalayanların çoğu kadın. Ne acıdır ki kadının kadına yaptığı zulmü kimse yapmıyor. Birde bu ölmüş bir gencecik kadınsa vurun düşküne vurun ezilene. Ölmüş bir insanın namus müfettişi olunacağına birazda bunları sorgulamalı. Konuşanlar çok mu masum diye düşünüyor insan. Bu sadece senin meselen değil, hepimizin meseledir, hepimiz kadınız ve eşitiz bu noktada’ dersek bir dizi sorunlu yaklaşımı benimsemiş oluruz. Ne oldum demeyeceksin bu hayatta, ne olacağım diyeceksin.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hakkı Güleç 2019-02-15 01:37:15

Konu bir insanlık konusudur... "Kadın insan mıdır?" diye tartışan suudi arap akademisyenlerin(!) bulunduğu iklimin İslam dini adına ülkemizde pazarlandığı hakim bir atmosferdeyiz yaşadığımız akıl tutulmasıdır.. Cinsiyetini anmak bile zulümdür nihayetinde bir insan istediği yerde istediği şekilde davranabilir bu onun özgürlüğüdür sorumluluğu kendisine aittir... Onaylamadığımız bize ters gelen davranışlarından dolayı hiç kimsenin katledilmesini onaylayamayız aksi durumda insanlığımızın sorgulanması gerekir..