Çalışmaya başlamadan önce sahilde yürüyüş yapan bir bilge yazar varmış. Bir gün plaja doğru baktığında dans eder gibi bir insan silueti görmüş. Dans eden biri olabileceğini düşünerek gülümsemiş ve ona yetişebilmek için adımlarını hızlandırmış. Yaklaştıkça genç bir adam olduğunu ve dans etmediğini görmüş. Birkaç adım koşuyor, yerden bir şey alıyor ve yumuşak bir hareketle okyanusa fırlatıyormuş. Biraz daha yaklaşınca seslenmiş:

-Günaydın. Ne yapıyorsun böyle?

Genç adam durmuş ve yanıt vermiş:

-Okyanusa deniz yıldızı atıyorum.

-Sanırım şöyle sormalıydım, demiş, bilge adam.. Neden okyanusa deniz yıldızı atıyorsun?

-Güneş çoktan yükseldi ve sular çekiliyor. Eğer onları suya atmazsam ölecekler.

-Ama delikanlı, görmüyor musun ki kilometrelerce sahil var ve baştan aşağı deniz yıldızıyla dolu. Hiçbir şey fark etmez.

Genç adam eğilerek yerden bir deniz yıldızı daha almış ve denize doğru fırlatmış.

-Bunun için fark etti.

Bu yanıta ne söyleyeceğini bilememiş bilge adam. Yazısının başına geçmek üzere kulübesine gitmiş. Gün boyunca bir şeyler yazmaya çalışırken genç adamın görüntüsü gözünün ününden gitmemiş. Akşama doğru fark etmiş ki bu gencin davranışının özünü kavrayamamış. Gencin yaptığının evrende bir gözlemci olmayı ve olup biteni izlemeyi değil, evrende bir oyuncu olmayı ve bir fark yaratmayı seçmek olduğunu anlamış.

O gece sıkıntı içinde yatmış. Sabah kalkmış sahile inmiş ve o genci bulmuş. Ve bütün sabahı onunla okyanusa deniz yıldızı atarak geçirmiş.

Hepimize bir fark yaratma yeteneği bahşedilmiştir. Eğer biz o genç adam gibi, bu yeteneğimizin farkına varabilirsek, görüş gücümüz sayesinde geleceği şekillendirme kudretini elde edebiliriz.

‘Hepimiz kendi yıldızımızı bulmalıyız. Eğer yıldızımızı akıllıca ve iyi fırlatabilirsek, yirmi birinci yüzyıl hiç kuşkusuz harika bir yer olacaktır.’

Fark yaratma yeteneği..

Ne güzel bir deyim bu..

Söylenmesi bile güzel.

Bu gerçekten hepimizde var..

Ya yıldızlar..

Miyonlarca..

Harika bir 21. Yüzyıl istiyorsak, evrende bir gözlemci olup, olup biteni izleme yerine, evrende bir oyuncu olup, fark yaratmayı seçmemiz gerek.

Kendi yıldızımızı bulup, farkı yaratalım..

Şimdi,

Hadi,

Vakit geçirmeden!..

LaurenTseley

İyi haftalar herkese..

Disney+ Türkiye’de Yayın Hayatına Başladı

The Walt Disney Company’nin dijital yayın platformu Disney+, 14 Haziran Salı akşamı Tersane İstanbul’da düzenlediği lansman partisiyle Türkiye’de yayın hayatına başlamasını kutladı.

Disney, Pixar, Marvel, Star Wars, NationalGeographic ve diğer içeriklerin dünyasından izler taşıyan büyülü bir dünya konukları karşıladı..

Çağla Şikel’in açılış konuşmasıyla başlayan etkinlikte The Walt Disney Company Genel Müdürü Cenk Soner, tüm misafirleri Disney+’ın büyülü dünyasına davet etti. Gecede İstanbul Film Müzikleri Orkestrası İFMO; Disney film müziklerinden derledikleri, düzenlemesi Esin Aydıngöz tarafından yapılan çok özel bir seçki ile Kerem Esemen şefliğinde unutulmaz bir dinleti sundu.

DISNEY+’ın marka yüzü Tarkan

Gecenin sürprizi Türkiye’nin megastarı Tarkan’ın sahne alması ve DISNEY+’in marka yüzü olduğunu açıklaması oldu. Yaklaşık 1500 kişiye 3 yıl aradan sonra unutulmaz bir gece yaşattı.

​Platform; 1.000’den fazla film, 16.000’den fazla bölümden oluşan dizi, film, özel içerik ile Disney, Pixar, Marvel, Star Wars, NationalGeographic ve daha fazlasına ait 170 orijinal yapımdan oluşan bir liste sunacak.

Adalar’da Sinema Günleri Başlıyor

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Dairesi Başkanlığı, ilkini geçen yıl gerçekleştirdiği ‘SİNEMADA’ etkinliğiyle son yıllarda gündeme gelen filmleri seyirciyle buluşturmaya bu yaz da devam ediyor.

‘SİNEMADA’, Cumartesi günü  Büyükada Çelik Gülersoy Kültür Merkezi’nde oyuncu Deniz Türkali ve sinema eleştirmeni Alin Taşçıyan’ın katılımıyla gerçekleşen ‘Geçmişten Günümüze Sinemada Kadın’ konulu söyleşi ile başladı.

Geçtiğimiz sene gerçekleştirilen atölyeler bu yıl da katılımcılarla buluşmaya devam ediyor. Çocuklar Film Çeviriyor, Genç Sinema Atölye, Meraklısına Açık Atölye ve Yunanistan’ın ünlü yönetmeni TheoAngelopulos’un birçok filminin senaryosunu yazan, Heybeliada doğumlu PetrosMarkaris ile Senaryo Ustalık Sınıfı atölyeleri gerçekleşecek.

Açık Havada SinemADA

Çocuklar Film Çeviriyor başlıklı birer günlük modüller halinde üç gün sürecek stop motion atölye çalışmalarına 8 - 12 yaş grubu çocuklar katılabilecek. 22 - 24 Haziran tarihleri arasında Büyükada’da düzenlenecek atölyeyle, çocuklar izledikleri filmlerin kamera arkasını deneyimleme fırsatı bulacak.

Sinemanın mutfağına meraklılar için “Yaratıcı Yapımcılık Nedir?”, “Film Tasarımında Yapımcının Rolü, Pitch Nasıl Yapılır?” ve “Dramatik Fikirden Senaryoya” başlıkları altında açık atölye düzenlenecek. Meraklısına Açık Atölye, Büyükada’da Adalar Belediyesi Çelik Gülersoy Kültür Merkezi’de 25 - 26 Haziran tarihleri arasında, yapımcı Emine Yıldırım, yönetmen ve senarist Sefa Öztürk ve senaryo danışmanı Gülengül Altıntaş yürütücülüğünde düzenlenecek.

Yunanistan’ın ünlü yönetmeni TheoAngelopulos’un birçok filminin senaryosunu yazan, Heybeliada doğumlu PetrosMarkaris, 22 Haziran Çarşamba günü saat 21.00’de senaryo ustalık sınıfı atölyesinde çevrim içi olarak katılımcılarla buluşacak. Ayrıca PetrosMarkaris’in senaryosunu yazdığı Unutma Beni İstanbul filmi, 26 Haziran Pazar günü saat 20:15’de Heybeliada Değirmenburnu’nda gösterilecek. Gösterim sonrasında ise PetrosMarkaris ile Hüseyin Karabey söyleşisi düzenlenecek.

İstanbul Şehir Hatları sinema günlerini kapsamında Adalar’a özel sefer düzenleyecek. 26 Haziran tarihlerine kadar saat 23:00’de Büyükada – Heybeliada – Burgazada –Kınalıada-Bostancı şeklinde sefer yapılacak.

Ücretsiz olarak gerçekleştirilecek etkinlik programına www.kultursanat.istanbul/sinemada adresindenulaşabilirsiniz.

Bilim Kurgudan Barok Döneme Uzanan Masalsı Hikâyeler

Dijital sanat, yeni medya ve performans başta olmak üzere çok disiplinli programlar sunan Kalyon Kültür, yeni sergisinde görsel sanatlar alanında önde gelen isimlerden biri olan JonathanMonaghan’ın eserlerini ağırlıyor.

Ceren ve Irmak Arkman’ınküratörlüğünü yaptığı ‘Şaşaa’ isimli sergi, baskı, heykel ve animasyon gibi pek çok farklı medyumla işler ürüten, aynı zamanda NFT ve dijital sanatın ilk uygulayıcıları arasında yer alan JonathanMonaghan’ın 20’den fazla eserini bir araya getiriyor.

Serginin öne çıkan eserleri arasında; gelecek ve yok olan doğal yaşam hakkındaki kaygıları ortaya serdiği ‘Superfluity’ adlı video enstalasyonu, popüler kültür, kurumsal otorite ve teknolojiye aşırı bağımlılık arasındaki bağlantıları ele aldığı ‘Den ofWolves’ ve terk edilmiş bir alışveriş merkezi, lüks bir otel lobisi gibi boş ticari alanlarda dolaşan bir tek boynuzlu atı konu eden ‘Disco Beast’ yer alıyor.

Bilim kurgudan barok dönemi mimarisine kadar sanatın farklı tarzlarından esinlenen ve video oyunu yaratıcılarıyla Hollywood profesyonellerinin de kullandığı en gelişmiş teknolojileri eserlerinde kullanan sanatçı, masalsı ve bir o kadar da sınırları zorlayıcı hikâyeler ortaya koyuyor.

Nişantaşı’nda, tarihi ve mimari öneme sahip Taş Konak’ta yer alan Kalyon Kültür’deki ‘Şaşaa’ sergisini  27 Ağustos tarihine kadar görülebilirsiniz.

Klara ile Güneş, KazuoIshiguro

Yazarların Nobel sonrası ilk romanları mühimdir malum. Ne yazacak, nasıl yazacak filan, ‘Nobel’den sonra çok bozdu yeaa’ dedirtecek mi diye herkes tetikte bekler.

Klara ile Güneş de Ishiguro’nun Nobel aldıktan sonra yazdığı ilk romanı, geçen sene yayınlandı.

Akademi, ödülü kendisine verme sebebini şöyle açıklamıştı: ‘güçlü duygularla yüklü müthiş romanlarında dünya ile olan yanılsamalı ilişkilerimizin altındaki derin boşluğu açığa çıkardığı için.’ Klara ile Güneş belki de Ishiguro’nun bu işi en iyi biçimde yaptığı romanı olmuş, bence. Her zamanki gibi katman katman açılan, son derece sürükleyici ve merak uyandırıcı bir roman ama tabii ki sadece bundan ibaret değil. Distopik bir gelecekte kurduğu hikâyeyi öyle güzel katmanlandırıyor ve o dünyayı öyle incelikli anlatıyor ki yazar.

Distopyalarda uzun uzun o yabancı dünyanın ve koşullarının anlatılmasına alışkınızdır malum, Ishiguro bunu yapmıyor ve içinde bulunduğumuz dünyayı karakterlerin tepkileri ve konuşmalarından bizim çıkarmamızı bekliyor.

Didaktik ve dışarıdan bir tavırla dünyayı tasvir etmek yerine okuru dünyanın içine davet ediyor bir nevi, bunu çok ama çok zekice buldum ve oyuna zevkle katıldım. Yapay zekayla üretilmiş ‘Yapay Arkadaş’ların yaygınlaştırdığı bir evrende, bir Yapay Zeka olan Klara’nın ağzından dinliyoruz öyküyü. ‘Beni Asla Bırakma’dakine benzer meselelerle uğraşıyor yazar bu eserinde de.

Kitabın akıntısına kapılmanıza mâni olmamak adına öyküden bahsetmeyeceğim ve bana bıraktığı o müthiş soruyu  ekleyerek bitireceğim: bizim biz, sevdiklerimizin onlar olmasına sebebiyet veren, adı konulamaz, tarif edilemez, ölçülemez ve taklit edilemez bir ‘şey’, bir ‘öz’ var mıdır? İnsan olmanın nüvesi nedir yani?

Kadıköy’de 10 konserli bir Gece Gezmesi

25 Haziran-7 Temmuz’da gerçekleşecek 29. İstanbul Caz Festivali programında yer alan Gece Gezmesi, tek biletle farklı mekânlarda çalınan konserlere uğrayarak müziğe doyma imkânı sunuyor. Festivalin gelenekselleşen etkinliği bu sene, 2 Temmuz Cumartesi gecesi Kadıköy’ü mesken tutacak.

“Festival içinde festival” deneyimlemek isteyenler Moda Sahnesi, Dorock XL, Kadıköy Sahne, The Wall ve Kadıköy Sineması’na yayılacak 10 konseri ziyaret edebilecek. Gece Gezmesi mekânları, kapılarını 19.00’da açacak; performanslar ise 20.00’de başlayacak.

Etkinlikte sahne alacak gruplardan ilki, 1970’lerin psikedelik ruhunu günümüze taşıyan Ayyuka. VeYasin’inpsikedelik elektronik prodüksiyonlarıyla Hey! Douglas da programa dâhil. Güney Doğu Asya’nın 60’lar – 70’lerden kalan seslerini disko ve funk elementleriyle harmanlayan Hollandalı topluluk YĪN YĪN, solo performansının yanı sıra Ayyuka sahnesine de konuk olacak. Enstrüman hâkimiyetiyle dikkat çeken Velican Sagun ise YĪN YĪN’e eşlik edecek.

Gece Gezmesi’ndeYannTiersen, Radiohead, SigurRós gibilerine göz kırpan hipnotize edici besteleriyle Portekizli müzisyen David Santos’un dâhiyane projesi Noiserv, çiçeği burnunda albümü Sevgideğer ile Simge Pınar, dingin müziğiyle ruhu arındıran Ahmet Ali Arslan, geleneksel tınıları kodlanmış formlara bağlı kalmadan bir araya getiren üretimleriyle Cannes Film Festivali’nde de sahne alan Cümbüş Cemaat, coşkulu afrojazz, funk, fusion elementlerini Anadolu ritimleriyle harmanlayan Deli Bakkal, incelikli prodüksiyonların adresi Karakter ve nitelikli söz yazarlığıyla dinleyiciyi hızla hikâyelerine ortak eden indie folk üçlüsü Bahr da var.

Festival kapsamında aynı gün 18.00’de, Kadıköy Süreyya Operası’nda Deniz Tekin, Mehmet Ali Şimayli ve Portraitand a Dream’i de izlemek mümkün.

Duygu DENEYİCİ

[email protected]

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.