Instagram olmadan olur mu? Aklın yolu bir. Her şey olmadan, olur. Bunda mutabıkız. Ve en önemli şey, kimi takip ettiğin ve kimlerin takip etmesine izin verdiğin.

İşte orada başlıyor eşleşme ve bir algoritma var. Yapay zeka. Instagram, kullanıcılarının bilgilerini, fotoğraf ve videolarını diğer insanlarla paylaşmalarını sağlayan; küresel olarak en hızlı büyüyen sosyal medya araçlarından biri, bunu reddetmek bu yüzyılda çok saçma. ‘Paylaşmak’ hepimizi tutan. İyi geleni, sana da iyi gelsin diye ‘paylaşmak ve paylaşımlardan ilham almak, motive olmak’.

Televizyon içeriği bu kadar kalitesizleşince insanların istediğini seçme ve takip etme özgürlüğü olan instagram iletişimin yıldızı oldu. Onsuz olur mu? Olur tabii neden olmasın. Ama haber kaynağı için Twitter, life style için Instagram ve Pinteresthayatın güzel renkleri.

Velhasıl size iyi geleni paylaşıp, size iyi gelenleri takip sınırı ve ölçüsüyle kendi alanınızı belirliyorsunuz. Ara sıra bende yapıyorum güzel bir temizlik, kirlilik yaratan ne varsa siliyorum. Algoritma seni tanıyor ‘bunu sever, bunu sevmez’ eğilimlerinizden, trafiğinizden, beğenilerinizi görüyor ve eşleştiriyor.

İşini, dükkanını, ekmeğini Instagram’dan kazanan küçük ya da büyük girişimciler var. O da güzel. Ama günün sonunda herkes kabı kadar yarattığı içerikle var oluyor. Hani diyorlar ya ‘etrafında 5 kişinin ortalamasısın’ hemen bir göz atın kimleri takiptesiniz J

Bazen şunu dediğinizi duyar gibiyim ‘bu beni nerden buldu, ben bunu neden takip ediyorum’ algoritma işte onun adı. Algoritmayı yanıltmamak için ince eleyip, sık dokuyun, o da kalbinize göre eşleşme ve keşif yaptırsın.

Benim durum belli, şehrin dokusu, mekanlar, kitaplar, filmler, sofralar. Vakti zamanında takip ettiğim içeriğini beğendiğim çok şey kimliğini kaybetmişse onlara veda. En yakın arkadaşım bile olabiliyor bu bazen. Akraba kontenjanına zaten tahammülüm yok.

Instagram, izleme tercihlerinizi yaptığınız ciddi bir iletişim aracı. Doğru kullanırsan, seni geliştiren, fikir veren, görselliği ile keyif veren bilgilenmek için güzel bir motivasyon  kaynağı. Kabın kadar diyorum ya.

Bugün belki temizlik gününüz olur. Önce yazlıkları çıkarıp sonra da hesabınızı bir güzel temizleyeceğiniz. Çiçek gibi.

İyi haftalar diliyorum..         

Duygu Asena Roman Ödülü, Seray Şahiner’e Verildi

Doğan Kitap’ın Duygu Asena’nın anısını ve fikirlerini yaşatmak için her yıl düzenlediği Duygu Asena ‘Kadının Adı Hâlâ Yok’ Roman Ödülü’nün bu yılki sahibi ‘Ülker Abla’ adlı romanıyla Seray Şahiner’in oldu.

Kadın hakları özgürlük ve eşitlik konularında öncü bir isim olan Duygu Asena’nın anısını ve fikirlerini yaşatmak için 2007 yılından bu yana armağan edilen ödülün Seçici Kurul’u Doğan Hızlan başkanlığında Elif Tanrıyar, Sibel Oral, Asuman Kafoğlu Büke, Filiz Aygündüz, İhsan Yılmaz ve geçtiğimiz yılın ödül sahibi Nermin Yıldırım’dan oluştu.

Jürinin ödül gerekçesinde Seray Şahiner’in, ilk öykü kitabı ‘Gelin Başı’ndan bugüne kariyeri boyunca kadın meselesinin üzerine giden, bunu temel mesele edinen, eserlerinde kadınlar arası dayanışmayı önemseyen bir yazar olduğunu belirterek gösterdiği süreklilikle ve tüm bunları yarattığı güçlü, akılda kalıcı roman kahramanları aracılığıyla kendine özgü dili, gözlem gücüyle okurlara aktaran bir yazar olduğu vurgulanarak oy birliğiyle ödüle değer bulundu.

Kurduğu bu edebi dünyanın yeni ürünü olan ‘Ülker Abla’ romanında, ismine ‘abla’ sözü ile koruma getirmeye çalışan bir kadını anlatan Seray Şahiner; ‘Şimdi yürüdüğümüz yoldaki engelleri, bir meselesi olmaya dair pek çok eleştiriyi yıllar öncesinden göğüsleyerek, bugün yazı büyük masasına daha cesaretle oturmamız için birçok bedeli peşinen ödeyen Duygu Asena ile anılmak onur verici..’ diye duygularını ifade etti.

Dijital Yaşamda Dijital Sanat: dART

Samsung, Türkiye’de dijital sanat ve NFT teknolojilerinde öncü olacak yeni dART Platformu’nu tanıttı.

Türkiye’nin dijital sanat ve NFT teknolojileri alanından isimlerden oluşan bir uzman kurulu ile birlikte tanıtılan dART Dijital Sanat Platformu, herkesin erişebildiği hem dijital sanatın dünyadaki gelişi hem de Türkiye’de bu alanda yaşanan yenilikler hakkında güncel, yol gösteren ve bu alanı sahiplenen bir platform olacak.

Samsung, bu platformla dijital sanata dair akıllarda olan soru işaretlerini gidermeyi, bu alanla ilgili gerek sanatçı ve gençler gerekse sanatsever herkese yaşayan, güncel bir bilgi kaynağı sunmayı amaçlıyor.

Samsung’un dijital sanatın Türkiye’deki evrimine katkı sunmak amacıyla hayata geçirdiği platform kapsamında; üniversite iş birlikleri, akademik ve çevrim içi eğitimlerle dijital sanatçıların ve dijital sanata gönül vermiş gençlerin desteklenmesinin yanı sıra YouTube sohbet serilerinden, dijital sanat ve NFT sözlüğüne varan hizmetlerin sunulması hedeflenirken, Türkiye’nin önde gelen dijital sanatçılarının atölye ve stüdyolarına ziyaretlerde düzenlenecek.

Bu ziyaretlerde sanatçıların nasıl ilham aldıkları, çalışma teknikleri ve rutinleri paylaşılacak. Ayrıca, önümüzdeki dönemde dijital sanat sergileri için kürasyon tarafında yönlendirmelerde bulunularak, yeni sanatçıların kendilerini görünür kılmasına yön veren çalışmalar yapılacak.

dART Platformu’n sanatçılar ve gençler için yol gösterici bir rehber olması da amaçlanıyor.

dART Platformu’nda yaklaşık 20 yıldır dijital sanat üreten NFT sanatçısı Hakan Yılmaz ve dijital sanat eserlerinin NFT haline getirilmesi ve gelir elde edilmesi alanındaki bilgi birikimiyle uzman Devrim Danyal yer alıyor.

Kendime Notlar, EmiliePine

Kadınlık halleri. Ben acaba hayat boyu çocuklarını umursamayan alkolik babam için kendimi telef eder miyim? Bedenin kadına özel halleri neden hep sırlanmak zorunda? Kadın boşandığında bir değil de neden sadece ayrılan bir çiftin yarısı olur? Acaba bir yada her kadının hissettiği beden – bedenlik ilişkisini erkekler de hisseder mi?

İrlandalı EmiliePine evrensel kadınlık hallerini ve dertlerini belki de yazarak sağaltmak amacıyla ekrana sıçrayan adet kanıyla sermiş gözler önüne.

Begüm Kovulmaz her zamanki gibi tertemiz, muazzam bir çeviriyle aktarmış bizlere. Kendime Notlar, çok düşündürücü, çok özdeşlik kurmaya elverişli bir anlatı. Roman değil, gerçek bir iç döküş.

Emilie kitabın başında alkolik babanın kızı olarak karşımıza çıkıyor. Evini terk eden bir baba varsa çocuklarının ekmek parası için canını dişine takan bir anne vardır daima değil mi? Ve bu sefer de annesinin duygusal doyumundan yoksun kalan kız anoreksik olur.

Bir evliliği bebekle tamamlamak gerekliliği duyulduğunda hem eşiyle paylaştığı yatakta hem doktor muayene yatağında çokça örselenen daima kadın olur. Her anlamda, madden manen istismara uğrayan da daima odur.

EmiliePine, bütün bu yaşadıklarından çıkarımını zihninin panosuna astığı ‘Kendime Notlar’ ile tamamlıyor. Hayattan çıkardığı dersleri hayata karşı kullanabilmek için notlar belirliyor. İşin can alıcı kısmı bu.

Evet, yineleyeyim, eril okurlar, siz de okuyun bu kitabı ve –kıldan tüyden mevzular!!- gördüğünüz dekorun, sahnenin arkasında nasıl bir kulis var, fark edin!

TheFallout, Megan Park

Megan Park, kısa filmler ve birbirinden güzel müzik videolarından sonra ilk uzun metrajlı filmi ile derinden sarsıyor ve hissettiriyor. TheFallout onun ilk filmi ise ben diğerlerini gözüm yollarda beklemeye hazırım.

Hayatımın anlamını orta yaşlarımda sorgulamaya başlamış biri olarak gençlik duygularına ve varoluş mücadelelerine kendimi hâlâ yakın hissediyorum.

Bu film ise bir tramvayla birbirinden çok farklı şekillerde başa çıkış ya da çıkamayışlarını bize aktarıyor. Okul dinamiklerinde çok uzak yerlerde konumlanan Vada, Mia ve Quinton yaşanan trajedi esnasında tesadüf eseri bir arada bulunmalarıyla bir şekilde birbirine görünmez iplerle bağlanırlar. Kimsenin onu onlardan daha iyi anlayamayacağını düşünen Vada, ailesi ve yakın arkadaşlarından uzaklaşırken, daha önce tanımadığı bu iki insana hiç olmadığı kadar yaklaşır ve kendini açar. Yaşadığı olayın onu ne kadar derinden sarstığını görmezden gelerek ya da yok sayarak durumla mücadele etmeye çalışan Vada, ailesinden ve kız kardeşinden de büyük destek alsa da bir türlü onlarla yüzleşmek istemez.

Bir tarafta da evden dışarı çıkmakta güçlük çeken Mia, yaşadığı olaya rağmen yurtdışında olan ailesinin dikkatini bile çekemez.

Yaşanılan olaylara karşı hepimizin tepkisi farklı, içsel mücadeleler, kabul ediş şekilleri, olayları anlamlandırmamız özellikle kendini bile tam anlamadığın genç yaşlarda daha da zor.

Film tamamen bu duygular üstünden ilerliyor. Belki de o yüzden yaşanan trajik olayı görmüyoruz, neden olduğunu da bilmiyoruz. Asıl önemli olan arkasında bıraktığı duygusal tahribat.

Jenna Ortega’ya bayıldım. Bir de Mia rolünde MaddieZiegler’ı izlemek çok hoşuma gitti, kendisini Sia’nın efsane kliplerinde dans eden kız olarak belki hatırlarsınız.

Bozlu Art Project İki Yeni Sergiye Ev Sahipliği Yapıyor

Adını içinde Can Göknil’in bir çalışmasının da olduğu Ayfer Tunç’un aynı isimli kitabından alan sergi, ‘zaman’ ve ‘hayal’ kavramları üzerinden sanatçının çok yönlü kişiliğini sunuyor.

Yazdığı ve resimlediği kitapların yanı sıra ressam kişiliği ve üç boyutlu sanat üretimleriyle de tanınan Can Göknil’in ‘Belki Varmış Belki Yokmuş’ sergisinde 2018 tarihli retrospektifinden sonra ürettiği son dönem çalışmaları yer alıyor.

‘Zaman Zaman İçinde’ ve ‘Sanat Hayal İçinde’ başlıkları üzerinden iki kavramdan ilerleyerek, kadim kültürlerden bu yana insanların hayal gücüne, inançlarına, gelecek algılarına şekil veren gezegenler ve çeşitli gök cisimlerinin farklı kültürlerde yeni isim ve anlamlar kazanarak devam eden sürekliliğine ve çeşitli mitolojik hikâyelere odaklanıyor.

Can Göknil, ismini Pertev Naili Boratav’ın aynı isimli kitabından alan, ‘Zaman Zaman İçinde’ bölümünde ‘zaman’ kavramına ‘mitolojik’ bir altyapıyla odaklanıyor.

Serginin ‘Sanat Hayal İçinde’ başlığı altında toplanan bölümünde yer alan eserlerde, izleyici sanatçının ‘hayal’ dünyasının tuval üzerine yansıyan ritmine tanık oluyor. Sanatçı son dönemde yaptığı bu çalışmalarını; ‘Zamanı sanatla dokudum; pandeminin getirdiği yalnızlık içinde resimlerime hayallerimi, özlemlerimi yerleştirdim.’ diye özetliyor.

Evren Erol ise, Bilge Karasu’nun ‘Asıl mutluluk bu olsa gerek, ulaşmaya can attığımızın biraz öncesi’ cümlesinden yola çıkarak sergisinde izleyiciye mutluluğa ulaşma sürecini aktarıyor.

Sanatçı, serginin düşünsel kurgusunu Oruç Aruoba’nın ‘de ki işte’ kitabına dayandırıyor.

Sergideki figürler hareket halindeler ama ‘henüz’ var(a)mamışlar.

Bu sergi izleyiciye sonsuz bir umut ya da mutlu son vaat etmiyor, yalan sözler vermiyor. Sanatçının heykelleri gibi hayatta heyecan duyuyoruz, yükseliyoruz, bölünüyoruz, parçalanıyoruz, sonra tekrar süreçlere başlıyoruz. Heykeller, hayatta yaşadığımız süreçler gibi, sergi mekânında oda oda uçuştan düşüşe, maviden siyaha doğru geçiyorlar.

Can Göknil’in ‘Belki Varmış Belki Yokmuş’ sergisi 25 Haziran’a kadar, Evren Erol’un ‘Biraz Öncesi’ sergisini ise 18 Haziran’a kadar Bozlu Art Project Mongeri Binası’nda görebilirsiniz.

Duygu DENEYİCİ

[email protected]

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.