Sadece bana ait olan, kendimle baş başa kalabileceğim, hayatın getirdiği endişelerden sıyrılıp güzel taraflarının tadına varabileceğim, yaşamla bağ kurup, belki de bana söylemek istediklerini fark edebileceğim anlar yaratmayı seviyorum..

Ya da şöyle söyleyeyim: Artık daha çok seviyorum!

Bulutların ardından kısacık bir an da olsa gözüktüğünde tenimi ısıtan, içimi ısıtan, beni güçlendiren güneş..

Ya da kapalı bir havada ve şakır şakır yağan yağmurun arındıran sesi..

Uzaklardan bana doğru gelip, tam üzerimden süzülen, bana kendimi hem de nasıl özgür hissettiren martı..

Sokak lambalarının birbirine karışan gölgeleri.. karmaşıklığımın, kararsızlıklarımın, kaygı ve umutlarımın güzelliğini gösteren gölgeleri..

Dinlediğim şarkıdaki beni benden alan, kim bilir nerelere götüren o notaları bir araya getiren, umut veren bestecinin varlığı..

Şairin, duygu dünyamı onaylayan, anlaşıldığımı, yalnız olmadığımı hissettiren büyülü dizeleri..

Belki de aldığı güzel bir haberle yokuşu sekerek inişini izlediğim genç kızın içimde yarattığı neşe.. ve o gün iyi bir haber alma ihtimalinin heyecanı..

Uzun zamandır görmediğim ve çok sevdiğim birine kavuşma hayali.. Hayal kurabilmenin güzelliği.. hayal kurabilmekteki yaşama sevinci..

Biraz durunca.. biraz görünce.. biraz fark edince..

Fark edebildiğim her şeyin aslında bana söylediği ne çok şey var.. ve ne çok şey aslında fark etmem için var..

Fark edebildiğiniz bir hafta olsun..

6 Yıl Sonra Yeniden Sümela Manastırı

Karadağ’ın Altındere Vadisi’ne bakan eteğinde, vadiden yaklaşık 300 metre yükseklikteki ormanlık alanda kayalar oyularak inşa edilen Sümela Manastırı, ‘Meryem Ana’ adıyla da bilinir.

Hakkında çeşitli rivayetler de bulunan ve kuruluşu bilimsel verilere göre, 13’üncü yüzyıla uzanan içinde hizmet birimleri, misafirhane, mutfak ve ayazmanın dışında toplam 72 odası bulunan tarihi manastır kaya düşmesi riskine karşı bir süre önce kapatılarak restorasyona alınmıştı.

​​​​​​​

Restorasyon çalışmaları kapsamında, endüstriyel dağcılar giriş kapısı üzerindeki 360 tonluk kaya kütlesini çelik ağlarla örüp, güçlendirerek yamaca sabitledi. Manastır bu süreçte 3 kez sınırlı zaman diliminde kısmen ziyarete açıldı.

​​​​​​​

Restorasyon, çevre düzenlenmesi, kayalıkların jeolojik ve jeoteknik bakımdan araştırılması ve güçlendirilmesi projesi tamamlanan manastır, 6 yıl ardından sonra tüm alanları ile 1 Mayıs’ta yeniden yerli ve yabancı turistlerin ziyaretine açıldı.

 

Leonard Cohen’in İki Kez Reddedilen Romanı Sonbaharda Yayımlanıyor

Leonard Cohen’in daha önce yayımlanmamış bir romanının bu sonbaharda yayımlanacak olması beni oldukça heyecanlandırdı. The Guardian’da yer alan habere göre Cohen’in ilk şiir koleksiyonunu yayımladığı 1956 yılında Montreal’de yazılan ‘A Ballet of Lepers’ toksik ilişkilere ve onları sürdürmek için harcanan çabalara odaklanıyor.

Cohen, bir defasında yayıncılar tarafından reddedilen ‘A Ballet of Lepers’in 1963’te yayınlanan ünlü ilk romanı ‘The Favorite Game’den ‘muhtemelen daha iyi bir roman’ olduğunu söylemişti.

Romanın yeni baskısına, tamamı 1956-1961 yılları arasında yazılan ve ‘A Ballet of Lepers: A Novel and Stories’ başlıklı 15 kısa öykü ve Cohen’in arşivlerinden bir radyo oyununun senaryosu da eşlik edecek.

5. Mardin Bienali İçin Geri Sayım Başladı!

Bu yıl ‘Çimenin Vaadi’ konseptiyle düzenlenecek 5. Mardin Bienali’nin sanatçıları belirlendi. Bu yıl 12. yaşını kutlayan bienal, 20 Mayıs – 20 Haziran 2022 tarihleri arasında düzenlenecek.

Direktörlüğünü Döne Oyam ve Hakan Irmak’ın yaptığı, Mardin Sinema Derneği’nin ev sahipliğinde düzenlenen bienalin bu yılki küratörlüğünü Yeni Delhi’de yaşayan bağımsız küratör, teorisyen ve yazar Adwait Singh üstleniyor.

‘Üvey Anneye Övgü’, Mario Vargas Llosa

Pek çokları için rahatsız edici olabileceğini tahmin ediyorum bu kitabın, fakat gelin görün ki ben çok sevdim. Bu küçük novellada Llosa baya ‘yasak’ mevzulara girmiş, ismi zaten ipucu veriyor. Ama bu kadar kısacık bir kitapta konuyu bu kadar derinleştirebilmek de ne maharet!

Güzelliğe içkin olan iktidar kapasitesi, çocukluğun aslında doğal parçası olan kötülük, arzunun ve şehvetin doğası.. Sözünü hiç sakınmadan anlatıyor Llosa, kimi zaman epeyce cesur ve gerçek şekilde.

Cinselliğin bu biçimde tabu-dışı anlatılmasına (karşılıklı rızaya dayalı bir cinsellik söz konusu olunca tabu nedir ayrıca, bir de o var) Fuentes’ten epeyce alışık olduğumdan belki, beni hiç rahatsız etmedi.

Kitabın asıl sorusu şu bence: ‘her türlü kötülükten arınmış bir sapıklık mümkün müdür?’ Bu arada bu kitabı rahatsız edici bulanlar Mişima, Tanizaki filan okumasın derim, bu zorladıysa onlar mahveder muhtemelen.

Ben edebiyata ahlakçı bir yerden bakmayı reddediyorum, dolayısıyla bu kitapla ilgili ‘ahlaksızca bir öykü’ diyenleri de anlayamıyorum. Neyse, sonuçta bence çok sıkı bir kitap bu. Yazarın, anlattığı hikayedeki kimi dönemeçleri Tiziano, Bacon, Boucher gibi ressamların klasik tablolarıyla eşleştirerek onlar üzerinden anlatması da ayrıca bir lezzet katmış. Şimdi ‘sapıklık bu’ diye tepki verdiğimiz kimi mevzuların yüzlerce yıldır sanata konu olmuş olmalarının da bir anlamı var şüphesiz, değil mi?

Kitapta da geçen Faust’tan şu dizeyle bitireyim: ‘kim ki olanaksızı ister, ona vurgunum.’

‘Coda’, Sian Heder

Bazen bilmeden bir filmi doğru anda izlediğim zaman o film hakkında daha fazla coşku duyuyorum. Bu filmde beni doğru anda yakaladı. Eğer morale, keyiflenmeye, belki biraz umuda ihtiyacınız varsa Coda sizin için de doğru filmdir.

Sevdiğiniz birinden gelen sürpriz bir not gibi iyi hissettirecek sizi. İşin tuhaf tarafı, film tamamen bilindik formüller üstünden ilerleyen, daha önce pek çok filmde gördüğümüz klişelere sahipken bile bu hisleri yaşatabiliyor olması.

Filmi sakın hafife almayın., her ne kadar tahmin edebilir olsa da bir o kadar sizi içine çekiyor ve acayip duygular yaşatıyor. Coda’nın kelime anlamı ebeveynleri sağır olan ama kendi duyabilen manasına geliyor.

​​​​​​​

Ruby, tamamen sağır bir ailede duyabilen tek birey. Hem lise hayatında devam eden hem de ailesinin balıkçılık işinde onlara yardım eden Ruby’nin büyüme hikayesi (comin of age). Ruby her sabah 3’te uyanıp babası ve ağabeyi ile denize açıldıktan sonra bir yandan da okuluna devam eder. Herkesten farklı bir aileye sahip olması, onu sık sık zorbalıkla mücadele etmeye zorlamış olsa da bu durumla baş etmeyi öğrenmiştir ama hayatındaki tek zorluk bu değildir. Ailenin tek duyabilen üyesi olarak hayatı boyunca ailesi ve diğer insanlar arasında çevirmenlik görevi görmesi, ailenin tüm yükü onun omuzlarına yüklemesi ve sırtlarını Ruby’e yaslamış olması onun en büyük mücadelesidir. Ailesinin son derece içine kapanık bir yaşam tarzı olması da işleri kolaylaştırmaz.

Ruby’nin yüklerini unuttuğu tek an ise şarkı söylediği anlardır, ailesinin engeline inat Ruby’nin harika bir sesi olması filme de tüm duyguyu veren sembol olacaktır.

Bol bol gülümseten ve ağlatan (ama yürek parçalayan ağlama değil, iç ısıtan cinsten), aile olmak ve büyümek üzerine gerçek anlamda güzel bir film. Henüz izlemediyseniz ben önermiş olayım size.

Sian Heder’in bu filminde gerçek hayatta da duyma engelli oyuncuların yer alması filmi daha da güçlü kılıyor. Ruby rolünde Emilia Jones’a Oscar ödüllü Marlee Matlin, Troy Kotsur, Daniel Durant ve Eugenio Derbez eşlik ediyor.

Coda, Sundance Garnd Jury ödülünü alırken, Oscar’a da damgasını vurdu. Film bir Apple Tv+ filmi, kolaylıkla bulabilirsiniz.

‘Doğal Afet’, Nilperi Şahinkaya’nın Tek Kişilik Oyunu

Sığınakta tek başına bir kadın. Kafasında soru işaretleri ve yaklaşmakta olan bir fırtına. Olmak ya da olmamak veya gitmek ya da gidememek. Az sonra varacak olan bir şeylerin varlığından haberdar olduğumuz o anda gelen hesaplaşma hissi.

‘Nerede yanlış yaptım? 1/16 gerçekleşen şiddetli bir fırtına bana mı denk geldi? Geçmişle hesaplaşma vakti. Daha doğru seçimler mi yapmalıydım? Tekrar Hamlet, gitmek ya da gidememek, hareket etme kabiliyetini yitirmek..’

Nilperi Şahinkaya Tek Başına Sahnede!

Germinal Tiyatro’nun Nilperi Şahinkaya’nın tek kişilik performansıyla sahnelenen yeni oyunu Doğal Afet, geçtiğimiz cuma günü Zorlu PSM %100 Studio sahnesinde prömiyer yaptı.

ABD’de oyunları en çok sahnelenen yazarların başında gelen Lauren Gunderson’un 2018 yılında kaleme aldığı Doğal Afet, Ahmet İlker Ergin’in rejisiyle izleyiciyle buluştu.

Oyun, izleyicisini klasik bir anlatımdan uzaklaştırarak kalp ritmini andıran inişli çıkışlı bir hikâyeye sürüklüyor. Tek kişilik bir metin olmasına karşın seçilen anlatım tarzından dolayı kalabalık bir kadro seyrediyormuş hissi uyandırıyor. Nilperi’nin dinamik oyunculuğuyla tempolu bir muazzam koşuya dönüşüyor.

Doğal Afet’, 10 Mayıs’ta Hann Sahne’de, 1 Mayıs’ta Oyun Atölyesi’nde ve 19 Mayıs’ta DasDas Sahnesi’nde.

‘Ben Aynayım: Gümüş ve Berrak’, Phoebe Cummings, Mübin Orhon      

Adını Slyvia Plath’in şiirinden alan ‘Ben Aynayım: Gümüş ve Berrak’ sergisi, Phoebe Cummings ve Mübin Orhon’un arasındaki çok katmanlı yansımaları sunuyor. Monokrom bir dünyada yan yana gelen iki sanatçı ‘yok olma’ deneyimi üzerinden sergide sıklıkla karşılaşıyor.

​​​​​​​

Heykel, zanaat ve performans alanlarını tararken, seramiği zaman merkezli bir malzeme olarak ele alan Cummings’in her biri farklı detaylarla şekillendirilen eserleri zamana dayanıklı değil; parçalanarak dökülen kil farklı bir yerde farklı bir eserin malzemesi olarak yeniden kullanılıyor.

Zaman mevhumunu bütünüyle ortadan kaldırarak çalışan Mübin Orhon ise, üzerlerini sim ile kapladığı guajları, aradan geçen yarım asra rağmen parlaklıklarını koruyarak resmen zamana meydan okuyor.

Sergide Phoebe Cummings’in mekâna özgü olarak kurgulanan ve doğrudan sergi alanına yerleşen heykelleri, Mübin Orhon’un 1972-73 yılları arasında ürettiği aynı palete ait resimleri bir araya getiriyor.

‘Ben Aynayım: Gümüş ve Berrak’ adlı sergiyi 11 Haziran’a kadar Galerist’te görebilirsiniz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.