Türkiye’nin millî birliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik saldırıları başarıyla defeden Türkiye şimdi Doğu Akdeniz-Kıbrıs-Ege üzerinden yeni bir tezgahın hedefi durumunda.

Bağımsızlığını Avrupalı büyük güçler sayesinde elde eden ve Megalı İdea paralelinde yayılmacı politikalar izleyen ve “TÜRK DÜŞMANLIĞINI” ulusal kimlik haline getiren Yunanistan’ın, 1919’da Atatürk’ün Samsun’a çıkışıyla başlatılan “MİLLİ MÜCADELE’nin 100.ncü Yılı” nedeniyle, Türkiye’nin aleyhinde yalan ve iftiralarla örülü  PONTUS kampanyası başlattığını 10 Mayıs 2019 tarihli yazımda açıklamıştım.

Karadeniz Bölgemizin halkı yalan tarihlerle kimlik bunalımına sokulmak istenmekte. Bugüne kadar, ekonomik krizler, sağ-sol çatışmaları,  aşırı sol anarşi, Bölücü terör (PKK), Radikal İslami terör (IŞİD) gibi  plan ve projelerle sonuç alamayan şer güçler, şimdi de Doğu Akdeniz’in ekonomik kaynaklarını ele geçirmek, aidiyeti belirsiz Ege adaları üzerinde hakimiyet tesis etmek ve Pontus iddialarıyla Türkiye’yi sıkıştırmayı amaçlamaktadır.

Türk Dış İşleri Bakanlığı, “19 Mayıs 1919'un, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna giden milli mücadele sürecinin başladığı,  tarihimize yönelik mesnetsiz iddiaların akıl, vicdan ve hakkaniyetle ilgisi olmadığı açıktır. Türkiye’ye yönelik nefreti körükleyen, tarihi olguları çarpıtan açıklamaları kabul etmek mümkün değildir” açıklamasıyla  görüş ve düşüncemizi ortaya koymuştur. Buna tepki gösteren Yunanistan ise kendi yalanlarına bizim de inanmamızı ve resmi olarak tanımamızı istemekte,  tazminat ve toprak taleplerine gidecek bir yol açmaya çalışmaktalar.

Yunanistan’ın aleyhimizdeki çalışmalarına adeta destek veriricesine Türkiye’deki bazı siyasilerin, rakiplerini itibarsızlaştırma amacıyla kullandıkları ötekileştirici sözler ve Trabzonlu  vatandaşlarımızın Pontuslu olduklarını çağrıştıran ayrımcı ve bölücü dil, çok çirkin ve büyük br gaflettir... Bir yandan 82 milyon insanımızdan birlik ve beraberlik bekleyen konuşmalar yaparken öte yandan bölge insanının Türk Olmadığı iddiasını ima etmek bu ülkeye karşı yapılmış en büyük kötülüklerden biridir. Herkes gibi, kamuoyunda tanınan siyasetçiler de ağzından çıkan lafı dokuz kere düşünmek zorundadır. Yalan ve iftiralarla Türkiye’yi karalamak isteyen düşmanların  emellerine alet olmamak gerekir. Özellikle de sorumluluk taşıması gereken bir siyasetçiyse, Belediye Başkanıysa daha da dikkatli ve ölçülü olmalı insan... Üç-beş oy uğruna bir bölge insanını ötekileştirmek kabul edilemez...

Bazı iktidar mensupları seçim nedeniyle muhalefetin adaylarına çamur atarken, 1,7 milyar varil petrol ve 122 trilyon fit küp gaz potansiyeline sahip Doğu Akdeniz’de, başta bölge ülkeleri olmak üzere, uluslararası enerji şirketleri ve yeni bir enerji jeopolitik merkezi olma yolunda ilerleyen ve bölgede söz sahibi olmak isteyen tüm aktörler çeşitli politikalar ve ittifaklar oluşturuyor.

Yunanistan -Güney Kıbrıs Rum Kesimi-İsrail ve Mısır kendi aralarında Doğu Akdeniz’in kaynaklarını paylaşmak üzere Türkiye’nin hak ve menfaatlerine hiçe sayan çalışmalar yapmaktalar. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, tek taraflı ilan ettikleri Münhasır Ekonomik Bölge’de (MEB) faaliyetlerine gelecek 2 yılda 8 sondajla devam edeceklerini öne sürdü. Rum yönetiminin  ada çevresinde tek taraflı olarak ilan ettiği 13 parseli uluslararası şirketlere ihale ederek lisanslandırması ve enerji şirketlerinin bölgedeki çalışmaları nedeniyle Türkiye uluslararası alanda çatışmaya sürükleniyor.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin (GKRY) tek taraflı ilan ettiği Münhasır Ekonomik Bölge'de (MEB) hidrokarbon arama faaliyetleri yürütmesi sonrası TÜRKİYE harekete geçmiş, kendisinin ve KKTC'nin haklarını korumaya yönelik, Fatih gemisinin Baf'ın batısındaki bölgede sondaj faaliyetleri yürüteceğini duyurmuştu.

Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından Fransa’ya Deniz Üssü verilmesini öngören anlaşmaya göre, Fransız donanmasının Rumların hak iddia ettikleri parsellerdeki doğal gaz çalışmalarını koruyacağı ve çakışan alanlarda muhtemel Türk müdahelelerin engelleyeceği belirtilmiş... Olayların seyrine baktığımızda Doğu Akdeniz’de ciddi bir kuşatmanın oluşutuğunu görüyoruz. Buna AB yetkilelerinin Rum-Yunan ikilisini destekleyen açıklamalrını ejlerseniz durumun iç açıcı olmaığı daha net görülür.

82 milyonluk nüfusuyla Türk Milletini her türlü yıkcı, bölücü, ötekileştirici, dışlayıcı düşünce ve davranışa karşı gereken tepki vermeli, halkın tümünü siyasi görüşlerine bakılmaksızın kucaklamalı, dertlerine derman olmaya çalışmalı, kin ve nefret yaratmamalıyız...  

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.