Dünkü bölümde; Bundan 25 yıl önce yaşanan ve izleri hala devam eden 28 Şubat Postmodern darbe dönemini anlatmaya başlamıştım

Belirttiğim şekliyle;  “28 Şubat Süreci” ya da “Post-modern Darbe” ifadesi Milli Güvenlik Kurulu tarafından Refahyol iktidarı döneminde, 28 Şubat 1997’de, yapılan toplantıda alınan kararları ve bu kararlar sonrasında gelişen süreci ifade etmek için kullanılmıştır.

Postmodern darbe olarak adlandırılmasının temel nedeni, ordunun aldığı kararları yönetime doğrudan el koyarak değil, mevcut hükümete onaylatarak uygulamaya koymasıdır.

28 Şubat 1997 ‘de 10 yıllık Milli Eğitim Müdürü idim ve 28 Şubat olaylarını hayretle – ibretle izledim ve yaşadım,

30 ‘a yakın takdir, teşekkür, başarı belgem olmasına rağmen ben de 28 Şubat mağdurlarından oldum.

Bugünkü ikinci ve son bölümde de sizlere 28 Şubat darbesini anlatmaya devam edeceğim.

28 Şubat “Postmodern Darbe”ye sürükleyen gelişmelerin 6 ay öncesini bundan önceki bölümde anlatmıştım.

Bugün 28 Şubattan 4 ay sonrasını sizlerle paylaşmak istiyorum:

28 Şubattan sonraki 4 aylık dönem özetle şu şekildedir:

5 Mart 1997 ‘ de: TÜSİAD, KESK, DİSK, TİSK ve Türk-İş, Milli Güvenlik Kurulu kararlarına tam destek verdiklerini açıklamıştı…

Sayın Derviş Günday, Sayın Bayram Meral ve Sayın Rıdvan Budak; “Laik ve Çağdaş demokrasi tehlikede…” diye beyanat vermişlerdi…

30 Mart 1997’de: Çağdaşlaşmanın göstergesi olarak, Ankara Türk Metal-İş sendikasına ait Mustafa Özbek salonunda Beethoven konseri düzenlenmiş ve burada 10 bin kişi toplanmıştı…

Cumhurbaşkanı Sayın Demirel'in “İşte Çağdaş Türkiye…” sözleri büyük alkış almıştı…

5 Nisan 1997'de: Genelkurmay ikinci başkanı Sayın Çevik Bir Washington Post gazetesine verdiği beyanatta; Laiklik karşıtı akımlarla mücadelenin Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir numaralı önceliği olduğunu belirterek: “İlk hedef irtica…”açıklaması yapmıştı…

O sıralarda PKK 10’larca masum çocuğu katletmişti…

Ama PKK değil, nedense “hayali irtica” hedef gösterilmişti…

20 Nisan 1997 de: Tuğgeneral Sayın Osman Özbek, bir tiyatro grubunun sahnelediği “Bir hak düşmanı” isimli oyunda ordunun eleştirildiği gerekçesiyle Başbakan Sayın Necmettin Erbakan'a ağır hakaretlerde bulunmuştu…

Sayın Özbek’e Genelkurmay Başkanı Sayın Karadayı da destek vermişti…

Burada ismini vermeyi sakıncalı gördüğüm bazı üst düzey askerler;

“Hükümet gitmezse daha ağır açıklamalar gelecek…Buna hazırlanın…” açıklaması yapmışlardı…

26 Nisan 1997 ‘ de: Milli Güvenlik Kurulunda 8 yıllık kesintisiz İlköğretim uygulamasına geçilmesi kararlaştırılmıştı…

29 Nisan 1997'de: Genelkurmay Başkanlığınca; Anayasa Mahkemesi,

Yargıtay ve Danıştay üyeleri ile Üniversite rektörleri ve gazeteciler karargâha çağrılmış ve kendilerine İrtica brifingi verilmişti…

20 Mayıs 1997 ‘de: Başbakan Sayın Necmettin Erbakan’la, başbakan yardımcısı Sayın Tansu Çiller bir yıl içinde seçim kararı almıştı…

1 ay içinde de başbakanlığın Sayın Tansu Çiller’e devredileceği ifade edilmişti…

21 Mayıs 1997 ‘ de: Yargıtay başsavcısı Sayın Vural Savaş: “kan emici, yarasa, habis ur” gibi tanımlamalar içeren bir iddianame hazırlamış ve Refah Partisi hakkında kapatma davası açmıştı…

Sayın Savaş bazı politikacıların da “gaflet ve ihanet içinde” olduklarını söylemişti…

7 Haziran 1997'de: Genelkurmay Başkanlığı bir genelge yayınlayarak; “İslami Sermaye” olarak gördüğü firmalardan ürün alınmamasını istemiş, sakıncalı görülen şirket isimlerini sıralamıştı…

Bu isimleri uygun olmayacağı düşüncesi ile sizlerle paylaşamıyorum…

10 Haziran 1997'de: Genelkurmay Başkanlığı bütün savcıları çağırarak kendilerine: “İslami Sermaye” brifingi vermişti…

Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay üyeleri ile birlikte 420 savcı ve yargıç salonu doldurmuştu…

Tümgeneral Sayın Fevzi Türker’in verdiği brifinge Anayasa mahkemesi başkanı Sayın Yekta Güngör Özden ve Yargıtay başsavcısı Sayın Vural Savaş ta katılmıştı…

Genelkurmay Başkanlığında irticai faaliyetleri izlemek için BATI HAREKÂT GRUBU kurulmuş, ordunun gerekirse silah kullanacağı ifade edilmişti…

18 Haziran 1997 ‘ de: Başbakan Sayın Necmettin Erbakan daha önce anlaştıkları şekliyle görevini başbakan yardımcısı Sayın Tansu Çiller’e devretmek amacıyla istifa etmişti…

21 Haziran 1997'de: Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel hükümeti kurma görevini Sayın Çiller'e değil de Sayın Mesut Yılmaz'a vermişti…

Sayın Tansu Çiller: “Bu Çankaya darbesidir” diye beyanat vermişti…

Sayın Mesut Yılmaz; Sayın Bülent Ecevit ve Sayın Hüsamettin Cindoruk ile ortak bir hükümet kurmuştu…

İşte 28 Şubat darbesinden sonraki 4 aylık zaman içinde meydana gelen olaylar bunlardan ibaretti…

Sonra ne mi olmuştu?

Anayasa Mahkemesi; 17 Ocak 1998 tarihinde Refah Partisini kapatmıştı…

Yargıtay; Siirt'te okuduğu bir şiir sebebiyle 10 ay hapis cezasına mahkûm edilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan hakkındaki kararı onamıştı…

Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Pınarhisar cezaevinde 4 ay hapis yatmış, ardından AK PARTİ’Yİ kurmuş ve tek başına iktidar olmuştu…

Yukarda periyodik olarak anlattığım gibi 28 Şubat süreci devam ederken 1 yıllık Sayın Necmettin Erbakan ve Refah yol hükümeti gitmiş onun yerine 30.06 1997’de 55’inci Türkiye Cumhuriyeti hükümeti olarak 3’üncü Sayın Mesut Yılmaz ve Ana sol hükümeti gelmişti…

Sayın Mesut Yılmaz ve ana sol hükümeti döneminde 28 Şubat süreci bütün şiddetiyle devam etmiş, ülkenin temel taşlarını oluşturan pek çok bürokrat görevden alınarak yerine genelde ehliyetsiz kişiler göreve getirilmiş, ülke kaos sürecini girmişti…

28 Şubat kararları sanki bir darbe niteliğine bürünmüştü…

“Postmodern Darbe” olarak tanımlanan ve yukarda aktardığım 28 Şubat 1997’nin ilk 6 aylık ve son 4 aylık bölümlerinde görüldüğü gibi ülkemiz sanki korkunç bir uçurumun içindeymiş gibi gösterilmeye çalışılmıştı…

28 Şubatta hayali senaryolar düzenlenmiş, bir yıl öncesinden başlayan plan ve projelerle darbe niteliğinde bir “POSTMODERN DARBE” gerçekleştirilmişti…

28 Şubat kararları ülkemiz için büyük bir yıkım olmuş ve izleri hala silinememiştir.

Hoşça kalınız.

( SON )