Dünden devam...

Diyarbakır şehir merkezinde, Olağanüstü Hal Bölgesi hudutları içerisinde kalan diğer illerde yaşanan terör eylemleri; çocuklarımın eğitimlerine İstanbul'da devam edebilmeleri gerekçesiyle (Zaten kızım 1988 yılında İTÜ işletme mühendisliğini kazanmıştı.

Eşim ve ben onun İstanbul'da yurt köşelerinde kalmasını istemiyorduk.

Oğlumun da; daha iyi bir okulda alacağı eğitimin, tercih edeceği üniversiteyi kazanabilmesi açısından da önemliydi.

Ve Kıbrıs savaşlarına katılarak, bir subayın yaşayabileceği şereflerin en büyüğünü yaşamış, 'Gazi' unvanı da olan şahsımın, artık TSK' ya veda etme zamanım gelmişti. 1990 yılının Şubat ayında da, öyle yaptım.

Emeklilik dilekçemi vererek; 1959 – 1990 yılları arasında çocukluğumu, gençliğimi, hayatımın en verimli yıllarını çatısı altında geçirdiğim ve canımdan çok sevdiğim mesleğime ve TSK' ya veda ettim…) benim emekliliğimi istediğim dönemden sonrasına rastlar ki, o süreçte ben; sivil hayata geçmiştim…

Ancak Diyarbakır'da görevli olduğum bu yıllar arasında gözlemlediğim en önemli husus; bu yörede yaşayan sade vatandaşlarımızın, yörenin yoksul hayat şartları içerisinde yuvarlanıp gitmeleriydi!

Onlar da ülkede yaşanan siyasal çalkantılardan, ekonomik sıkıntılardan etkilenmişlerdi. Sokakların gerçeğini, insanlarımızın yaşam manzaralarını gördükçe büyük üzüntüler yaşamıştım.

Bu yörenin can insanlarının en önemli sıkıntısı iş ve aşdı. Sosyal adaletin yok denecek kadar az olduğu o yıllarda Diyarbakır sokaklarında iş için öbek, öbek bekleşen insan manzaraları, bence o dönemi en iyi anlatan görüntüler olarak hafızama yerleşmiştir. Böylesine işsizliğin kol gezdiği bir yörede, insanların PKK terör örgütü tarafından kandırılarak, dağ kadrolarına katılımlarının sağlanması, hiç de zor olmamaktaydı!

Bu arada 1986 yılında bölgede sıkıyönetimin kaldırılmasıyla oluşturulan Olağan Üstü Hal Bölge Valiliği kanalıyla, bölgede bu yasaya tabi illere hükümetçe yapılan, yapılması planlanan ekonomik yardımlar da yetersizdi!

Esasen, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da sektörel olarak yıllardan beri yapılmayan, yapılamayan, geç kalan o kadar çok eksiklik vardı ki!

Bu bölgelere acilen ekonomik, sosyal, kültürel, şehircilik ve alt yapı olarak, pek çok yatırımın ivedilikle yapılması, böylece bölge halkının devletine olan güveninin yeniden sağlanmasına acilen ihtiyaç vardı. Devlet otoritesi, sadece sıkıyönetim ve olağan üstü hal uygulamalarıyla gerçekleşemezdi.

1987 yılında şehrin dış mahallerinde;

Dicle'nin kıyısında ki yerleşim birimlerindeki evlerde; hala insanlarımız tezek hazırlayıp, kerpiç evlerde yaşamlarını sürdürürken, fakirliğin içinde bocalıyor; hala ilköğretim düzeyinde binlerce kız evladımız okula gönderilmeyip, küçücük yaşlarında gelin oluyor ve hala bölgede kan davası nedeniyle aşiretler arası kavgalar devam ediyor ve toprak ağalığı süregeliyor idiyse!

Bölgede yaşanan bu terör eylemlerinin önü nasıl alınabilirdi?

Bu süreçte görev yaptığım Diyarbakır garnizonunda geçirdiğim yıllar, benim askerlik yaşamımın en özel ve güzel dönemini kapsar.

Bu özel dönemde, Diyarbakır insanının o engin hoşgörüsüne, insan sevgisine, askerine olan saygısına ve bağlılığına bizzat tanıklık ettim.

Diyarbakır'da çok iyi arkadaşlar edindim. Yörenin unutulmaz gelenek ve göreneklerini öğrendim, bölgenin tarihsel zenginliklerini tanıdım.

Büyük önder Atatürk'ün Diyarbakır'da görevli olduğu yıllarda ve bulunduğu yerde, görev yapmanın onuruna eriştim. Hala Ata'nın ismiyle anılan Dicle kıyısındaki köşkünde yemek yedim…

Devamı yarın...