Tahmin ediyorum ki dışarıdan bakıldığında treninbacasından tüten bembeyaz buhar etrafı sarıyordur. İhtiyar istasyon şefine nerede benim seyahat edeceğim yer diye sorduğumda şefin öfkeli sesi ve gözlerindeki o alev topunu hala unutamıyorum. Şefin kızgınlığının korkusuyla trene bindim ve zor da olsa bi yarım saat içerisinde yerimi buldum.  Çocukluğumdan beri çok sevdiğim cam kenarında yerimi aldım. Bulunduğum vagonda henüz başka yolcu yoktu. Yalnızdım vagonda, belki birileri gelir diye düşündüm yoksa on altı saat nasıl geçerdi yapayalnız bu vagonda. Vagon yataklı değildi. Aslında bunu da hiç düşünmüyordum. İlk defa ailem yanımda olmadan seyahat ediyorum bugün. Birden bir gülümseme ile bunu tarihe yazmak gerekiyor dedim içimden. Tren artık kalmak üzereydi. Sanırım son kontroller yapılıyor ve hareket saatinin gelmesi için son bir kaç dakikanın geçmesi bekleniyor. Kılık kıyafetim çok olmadığı için eşyalarımı yanıma almıştım. Küçük eski bir el çantası ve babaannemden kalan bordo renkli küçük bir valizim vardı. Uykum gelince valizi yastık niyetine de kullanabilirdim. Vee tren yavaş yavaşhareket etmeye başladı. 
Ayağa kalktım, ailem aşağıda beni görmek ve bana el sallamak için bekliyordu. Babam annemin omzuna sarılmış onun ağlamasını ve telaşını yatıştırıyordu. İki kız kardeşim benden küçük oldukları için zıplayarak hem beni görmeye çalışıyor hem de bana el sallıyorlardı. Evet üç kız kardeştik fakat bir süreliğine onlardan ayrı kalmam gerekiyordu. Okula yeni başladıkları için bana sık sık mektup yazmalarını tembihledim. Kocaman simsiyah tren yavaş yavaş hızlanıyor ve bana el sallayan ailem gözden kayboluyordu. Eylül başlarındaydık. Havalar soğumaya başlıyordu. Tren giderek hızlandı ve gideceğimiz yöne doğru hareket etmeye başladık.
Okuldan yeni mezun olmuştum. Tayinim bir köy ilkokuluna çıkmıştı. Çok genç ve güzel bir kız olduğum için babam göndermeyi hiç istemedi. Fakat benim isteğim ve öğretmenlik mesleğini çok sevmem onun bu isteksizliğinekarşı koydu. Gideceğim köy hakkında fazla bir bilgi edinememiştim. Fakat öğretmenlik yapacağım okulu biraz araştırdım. Okula yıllar önce öğretmenlik için giden ve okulun inşaatında bir kaza sonucu hayatını kaybeden meslektaşımın ismini verdiklerini biliyordum. Çok merak ediyordum öğrencilerimi, kalacağım evi, köy halkını...
Düşüncelerime vagonun sürgülü kapısının açılması ile ara verdim. İçeri küçük bir erkek çocuğu, çocuğun elinden tutan bir kadın ve çocuğun diğer elindeki kafesin içinde bulunanminik bir serçe ile içeri girdiler. Vagon bana o kadar büyük geliyordu ki üç kişi olmuştuk fakat oturacak birçok yer vardı. Kadın konuşmadan başını sallayarak selam verdi ve karşıma cam kenarına oturdu. Çocuğun elini bırakmış ve çocukta nerede otursam acaba diyerek bir kaç yerde oturup konforuna baktı sanırım. Kuş kafesi de sürgülü vagon kapısının yanında yerde duruyordu. Fakat kuştan hiç ses çıkmıyordu. Hava kararmaya başlayınca sanırım yolculuk arkadaşım olan kuş uyumaya başladı. 
Karşımdaki kadın benden yaşça büyük olduğundan sanırım ilk merhaba kelimesini benim kullanmam gerekiyordu. Eğer konuşmazsak bu yolculuk çok sıkıcı geçecekti.
Merhaba dedim, ismimi söyledim. Kadın o kadar beyazdı ki hasta olabileceğini düşündüm. Fakat belli olan bir şey vardı. Birkaç saat önce bu kadın ağlamış çünkü gözleri kıpkırmızı.Dışarıya umarsızca bakan gözleri bana döndü "Merhaba, iyi yolculuklar" dedi ve tekrar dışarıyı izlemeye devam etti.Konuşmak için ne kadar acele ettiğimi anlayamamıştım. Biraz daha bekleyebilirdim. Bu yüzden kendime kızıp kendi düşüncelerime dönmenin iyi fikir olacağını düşündüm. Beş on dakika sonra biletlerimizi kontrol etmek için ihtiyar bir kondüktör vagonumuza geldi. Küçük çantamdan biletimi çıkarmaya çalışırken, çantam yere düştü ve içindekiler etrafa dağıldı. Aslında pek de bir şey yoktu içinde. Etrafı toplarken karşımdaki kadın ve ben aynı anda öğretmenlik yapacağım okulun fotoğrafını tuttuk. Okulun fotoğrafı da yere düşmüş ve kadının ayak dibine kadar savrulmuştu.
Bilet kontrolü bittikten sonra yine üçümüz ve kafes içindeki serçe vagonda kalmıştık.
Çantamı toparlamaya çalışırken kadın: "Nereye yolculuk ediyorsunuz küçük hanım?" diye sordu. Heyecanlı ve merak dolu gözleri ile bana bakıyordu. Ondan bir hayli genç olmamdan dolayı küçük hanım demişti sanırım. "Ben öğretmenim, bu fotoğrafta gideceğim köyün okulu" diye cevap verdim. Kadın gözlerini yavaşça indirerek elini bana doğru uzattı. "Fotoğrafa tekrar bakabilir miyim? " diye sordu.Fotoğrafı çantamdan çıkardım ve ona uzattım. Bir iki dakika öylece baktı okulun fotoğrafına. Başparmağı ile de sanki fotoğrafın üzerinde toz varmış da onu siliyormuş gibi yapıyordu. Çocuk uyumuştu. Kadın fotoğrafı tekrar bana verdi ve çocuğun üzerine bir battaniye örttü. Eğildi ve çocuğun yanağından öperken “İyi Uykular” demeyi de unutmamıştı. Sadece karşımda oturan kadın ve ben uyumuyorduk,  konuşmuyorduk da. Ben heyecandan uyuyamıyordum. Herşeyi düşünüyordum. Ailemi, yeni hayatımı, öğretmenliği... Kadın" Termosta sıcak kahve var. İster misin?" diye sordu. Kafamı salladım, “Evet, isterim.” dedim. Kahve iyi gelmişti. Kadın " Küçük hanım, bende senin gittiğin köyde yaşıyorum.Yanımda uyuyan çocuk benim torunum. İki gün sonra okula başlayacak. Zannedersem sen de onun öğretmeni olacaksın. Çünkü okulda senden başka öğretmen yok." dedi kahvesini içerken. Çok sevinmiştim. Hayatımdaki ilk öğrencimdi karşımda uyuyan sevimli çocuk. Onunla fazla konuşamamıştım, yorgunluktan uyuyakalmıştı. Gerçi bir kaç saat sonra güneş doğacak sabah olacaktı. O zaman çocukla bol bol konuşma fırsatım olacak. Elimle kafasını okşadım ilk öğrencimin ve "iyi Uykular" dedim.
Kadın " Ben büyük şehirde yaşıyordum, yıllar önce buraya geldik. Bu köyün halkı çok misafirperver ve çok yardım severdir. Eminim, burada çok mutlu olacaksın " dedi. Çok heyecanlanmıştım; heyecandan, mutluluktan içim içime sığmıyordu. Bir an önce köyde olmak ve o insanlarla tanışmak istiyordum. Kadın "Ben burada torunuma bakıp, bağ bostanla ilgileniyorum. Bir de eşimden bana miras kalan emekli maaşını alıyorum." Kocasını kaybettiğini anladım ve "Başınız Sağ olsun" dedim. Kadın “Benim kocam da senin gibi öğretmendi bu köyde. Okulun inşaatı için çalışırken iş kazası ile onu kaybettim. Sonra senin öğretmenlik yapacağın okula eşimin ismini verdiler." Bunları anlatırken kadının göz yaşlarısessizce yanağından süzülüyordu. Ben duyduklarımın karşısında ne yapacağımı şaşırmış öylece kalakalmıştım.Sabah olmak üzereydi. Köye çok yaklaşmıştık. Çocuk uyanmış, kendine gelmeye çalışıyordu. Kadın yaklaştığımızı söyleyip eli ile köyü gösteriyordu. 
Tren istasyonuna geldik. Tüm köy halkı istasyonda sanki ünlü biri gelecekmiş gibi bekliyordu. Trenden inerken sevinç çığlıkları ve mutlulukla beni karşıladıklarını fark ettim. Köyün öğretmeni geldi diye çok mutlulardı. Aradan aylar geçti. Ben okuluma, öğrencilerime, köyüme çok alışmıştım. Çok seviliyor ve saygı duyuluyordum. Mesleğimi en iyi şekilde yapıp bu çocukları en iyi şekilde yetiştirmeye çalışıyordum. Vagondaki kadına gelince… Onun en küçük oğlu ile nişanlanıp, tüm hayatımı burada geçirmeye karar vermiştim.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.