Hava kararmak üzereydi. Karanlık olmadan yavaş yavaş gitmem gerekiyordu buradan. Akşam, olacağını belli edercesine soğuğunu da hissettirmeye başlamıştı. Atkım, eldivenlerim, başıma taktığım el örgüsü berem beni soğuktan her ne kadar korusa da üşümeye başlamıştım. İçimden “Arabamı park ettiğim yer yürüme mesafesinde beş dakika daha burada kalabilirim” diye düşündüm. Yere çömelmiş, işyerinde giydiğim topuklu ayakkabıları bir kenara bırakmış, çoraplarımın bile kaçtığını fark etmeden karşımdaki beyaz, soğuk, içimi ürperten mermer mezar taşına bakıyordum. Taşın üzerinde 1936-2017 rakamlarına öylece bakıyordum. Düşündüm dolu dolu tam seksen bir yıl. Bir ay önce bugün hayattan ayrılmıştı. Tek başıma gelmiştim. Burada olduğumdan kimsenin haberi yoktu. Kimsenin de bu ziyaretlerimden haberi olmayacaktı. Gizli gizli ağlıyor herkese güçlü olduğumu gösterme çabasındayım. 

Yıllar öncesini düşünüyorum da ne kadar içine kapanık, sessiz sakin bir çocukluk yaşamıştım. Kendime olan güveni, kendime olan saygımı kazandıran, şimdi cansız vücuduyla bu torağın altında yatan üvey annemdi. Belki şu an o da beni izliyordur toprağın altından.

Üvey annem olduğunu altı yedi yaşlarımdayken babamın mecburiyetten bana açıkladığını hatırlıyorum. Ben doğduktan bir hafta sonra annemi kaybetmişim. Annemin yüzünü hiç bilmiyorum. Onu hiç tanımadım. Tanımak ister miydim onu da bilmiyorum. Bazen babamın bana dalıp gözlerini ayırmayan bakışlarından annemi gördüğünü düşünüyordum. Çok fazla fotoğrafı da yoktu fakat babamın anlattığı kadarıyla bazı tavırlarım, huyum tıpkı annem gibiymiş. Annemin mezarına bile gidememişken şimdi bana annelik yapan üvey annemin mezarının başucundayım. Babam annem öldükten sonra bana nasıl bakacağını, beni nasıl yetiştireceğini düşünürken babaannem bana bakması için köyden genç bir kızı babamın yanına göndermiş. Babam köyden üniversite yıllarında ayrılmış ve bir daha köye yaşamak istemeği için geri dönmemiş köyüne. Annemle de ilk iş gününde tanışmışlar. Tanışmalarından kısa bir süre sonra evlenmişler ve bu aşk evliliğinden ben dünyaya gelmişim.

Babam her sabah işe gitmek için erkenden kalkar, köyden gelen bakıcımın hazırladığı kah-valtıyı yapar ve beni öperek evden çıkardı. Çok yoğun çalıştığı için küçükken bir şey anlamazdım fakat biraz büyüdükten sonra babamın benimle fazla ilgilenemediğini fark ettim. Bakıcı bizimle yaşayalı iki sene geçmeden yalnız ve sevgi dolu olan babamın dikkatini çekmiş ve babam eve daha erken gelip bizimle daha fazla vakit geçirmeye başlamış. Bakıcım tek başına kocaman bir evin sorumluluğunu almış ve benimle bir anne gibi ilgileniyordu. Eğer bu konuda bir hata ya da bir kusur olursa tekrar köye gidecek ve aile baskısıyla tekrar yaşayacaktı. Bunun bilincinde olduğu için büyük bir özveri ve azimle bizimle birlikte yaşıyor ve çalışıyordu. Babamın ilgisini farkeden ve bu ilgiye karşılık gösteren bakıcı ben üç yaşıma girdiğimde babamla evlenmiş. Okul çağıma gelip okulumda arkadaşlarımın “O kadın senin annen değil" diyerek dalga geçmelerinden dolayı babam düzgün bir şekilde bana olanları anlattıktan sonra annemin bana bakmak için gelen bakıcı olduğunu, daha sonra babamla evlenip üvey annem olduğunu öğrendim. Sanırım çocuk olduğumdan pek anlamıyordum ama evdeki kadının annem olduğunu hep kabullenmiştim.

Babamı kaybedeli yedi yıl olmuştu. Çok üzüldüm, çok ağladım o günlerde de her zaman yanımda olan üvey annem vardı. Birbirlerini çok severlerdi. Her geçen gün sevgilerinin biraz daha arttığını fark ederdim. Boşanmayla sonuçlanan iki yıllık evliliğimde yine yanımda üvey annem vardı. Babam öldüğünde tüm mal varlığını bana bırakmış ve bende üvey annemin yaşadığı sürece hiçbir sıkıntı çekmemesini sağlamıştım. Üvey annemi kaybedeli bir ay oldu. Uzun yıllar yalnız yaşasam da onun varlığını bilmek bana ayrı bir huzur veriyordu. Babamla evliliklerinden hiç çocuk sahibi olamamıştı. Çocuk sahibi olamamasından babamın onu terkedip gitmesi veya boşanmak istemesinden çok korkardı. Fakat babam o kadar mert bir adamdı ki asla bunları ona hissettirmez “Bak ne güzel bir kızımız var” deyip üvey annemi teselli ederdi. Bazen beni doğuran değil de eğitip büyüten, her zaman yanımda olan bu kadın gerçek annemden belki daha iyi bir anne oldu bana.

Geçen sene bahar aylarında üvey annem ve ben sabah yürüyüşümüzde, koluma girer yavaş yavaş yürürken hep eskileri konuşmuştuk. “Babanın bana olan sevgisinin temelinde sen varsın” demişti o sabah. Bunları söyledikten bir kaç hafta sonra hastaneye kaldırmıştık üvey annemi. Çok sağlıklı bir hayat yaşasa da muhakkak yaşlılığın izleri ve bize belli etmek istemediği içine attığı sorun ve sıkıntıları vardı. Hiç bir zaman mutsuz olmamı istemez her zaman yanımda ve destekçim olduğunu unutmamamı hatırlatırdı. Uzun süren hastane yaşantımız maalesef geçen ay sona ermişti ve şimdi bu mezar taşında üvey annemin ismini okuyordum.

Babam ve annem hayatta değillerdi. Çok yalnız hissediyordum. Evliliğimden bir çocuğum olsaydı belki o bir avuntu olacaktı benim için. Hava iyice kararmaya başlamış ve soğuk kendisini iyice hissettiriyordu. Artık gitme vaktimin geldiğini biliyordum. Yavaş yavaş ayağa kalkmaya çalıştım fakat ayaklarım o kadar uyuşmuştu ki ayakkabılarımı giymekten vazgeçip arabaya yalın ayak yürümeye karar verdim. Ellerimi mezar taşının üzerinde dolaştırırken içimden "Hoşçakal, Seni çok seviyorum annem" diyordum. Arabama bindim. İçini biraz ısıtmak için hemen hareket etmedim. Eldivenlerimi, atkımı ve üvey annemin bana yıllar önce ördüğü beremi çıkardım. Ellerimi direksiyona koydum ve düşünmeye başladım. Yalnızdım, yüzlerce insanın çalıştığı kocaman bir şirketin sahibiydim büyük sorumluluklarım ve görevlerim olduğunun bilincindeydim. Arabamı çalıştırdım yavaş yavaş evime doğru gidiyordum. Birden beni bu düşüncelerden çıkaran telefon sesi ile irkildim. Telefonu açtım karşımda çocukluk arkadaşım beni dışarıda yemeğe davet ediyordu. Hiç bir planım olmadığı için teklifini kabul ettim ve yemek yiyeceğimiz restorana doğru ilerledim. Fakat üzerimdeki kıyafetlerin oraya uygun olmadığını restoranın kapısındayken fark ettim. Eve gidip üzerimi değiştirmek bir hayli vakit alacağından bu kıyafetlerle içeri girmeye karar verdim. Arkadaşım daha önce restorana gelmiş beni görünce sevinçli bir şekilde el sallayıp orada olduğunu fark etmemi sağlamıştı. Fakat yalnız değil yanında şık görünümlü bir erkek vardı. İş arkadaşı veya yeni sevgilisi diye düşündüm. Masaya doğru geldiğimde şık adam ayağa kalkıp oturmama yardımcı oldu. Yemekler ve içkiler söylendi sohbet sohbeti açmış vaktin nasıl geçtiğini anlamamıştık.

Arkadaşım o akşam yemeğini özellikle ayarlamış beni ve o erkek arkadaşını tanıştırmak için. O geceden sonra sık sık bir araya gelip eğlenceli vakit geçirmeye başlamıştık. Farkediyordum bu adam benim yalnız olduğum anları kollayıp benimle baş başa konuşmak istiyordu. Bir gece kalabalık bir arkadaş topluluğunda sohbet ederken o erkeğin bakışları dikkatimi çekmişti ve onunla yalnız kalabilmek için içkimi alıp terasa doğru gitmiştim. Beş on dakika sonra gelmişti. Konuşmaya başladık. Hayatını anlatıyordu. Şaşkınlıkla ve merakla içerisinde dinliyordum. Eşini 1 sene önce kaybetmiş ve iki  yaşındaki kız çocuğuna yaşlı annesi bakıyormuş.

Altı ay sonra bu yakışıklı, efendi, kibar adam bana evlenme teklifi etmiş ve evlenmiştik. Şimdi ben de bir üvey anneyim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Serkan c. 4 ay önce

Ne garip hayat.baska yasamlari seninle sinayan hayat,seni de ayni sinava tabi tutuyor hemde mutlakaa.farkinda miyiz? Yuregine kalemine saglik guzel insan...sevgiyle:)