Denizin bitip, ayaklarımızın dibe değdiğini İzlanda maçıyla birlikte herkes gördü. Şakşakçılar, eyyamcılar, çıkarcılar, yalakalar ve yancılar yani seyahat çantaları (!) da dahil olmak üzere artık ulusça bu işin bu mantıkla, bu federasyonla ve de pek tabi ki bu isimlerlerle gitmeyeceği gün gibi açığa çıktı. İnanın içim o kadar rahat ki, son bir yıl içinde bu anlamda en az 7-8 yazı yazdım. Sadece Lucescu için bile üç yazı kaleme almışım. Ancak neylersin ki, bir yerlerimizi de yırtsak, Yıldırım Demirören kendi bildiğini okuyor. En baştan ve bir kez daha söyleyelim; Yıldırım başkan çok yıprandın. Kaptan köşkünde oturduğun Futbol Federasyonu su alıyor yani batıyor. Bundan daha kötü bir tablo olabilir mi?

Yanlış anlaşılmaması için altını çizeyim. Federasyon batıyor derken maddi anlamda bir suçlama, yani yolsuzluktan bahsetmiyorum. Sadece yerlerde sürünen futbolumuz ve içindeki ögelerden bahsediyorum. Çok çabuk, hemen yani acilen; Beyin fonksiyonlarının yeterliliğinden bile şüphe ettiğim Lucescu’yu hemen ilk uçakla Bükreş’e gönderin. Daha sonra ceketinizi alıp kamuoyundan özür dileyerek o koltuktan kalkın. Neresinden tutup, nesini anlatayım, bir milli takım düşünün ki, başında başarılı olma ihtimali hiç olmayan, geçmişteki başarılarının arkasındaki bir Rumen, kadrosunda Ay Yıldızlı formanın ağırlığını kavrayamamış bir futbolcu grubu ve tüm bu oluşumun başında da beceri yoksunu bir federasyon.

Acı, ancak gerçek…

2016 Avrupa Futbol Şampiyonasına, dünya üzerinde bir kez daha görülmesi neredeyse imkansız bir şans zinciriyle gittiğimizde de aynı şeyleri söylemiş ve yazmıştım. Bu işler gölde balık tutmaya benzemez. Tepeden tırnağa dek oluşturulacak bir sistematiğe gereksinimimiz var. Milli takımın başkanından futbolcusuna, teknik adamından kondisyonerine, malzemecisinden çaycısına kadar komple revizyon şart.

Bakın, çok net bir biçimde, altını çizerek belirteyim; Şayet İzlanda’yı yenseydik te görüş ve düşüncelerimde herhangi bir değişiklik olmayacaktı. Yukarıda da vurgulamaya çalıştığım gibi, şansla, balaa bu işler yürümez. Yürüse de işte bu kadar yürür. Bir yer gelir ve lastik patlar.

Nitekim patladı işte…

Hani eskilerin deyimiyle, “Takke düştü, kel göründü”. Bakalım bekleyip, neler olacağını hep birlikte göreceğiz. 

Demirören koltuğunda oturmayı sürdürebilecek mi? Lucescu göreve devam edebilecek mi? Büyük bir çoğunluğu ruhsuz insanlardan oluşan futbolcular yeniden o şerefli formayı giyebilecekler mi? Dediğim gibi hep birlikte göreceğiz.

Sizi bilmiyorum, ancak ben onur şeref ve haysiyeti olan hiç kimsenin bu tablo karşısında duyarsız davranabileceğini düşünmüyorum. Umarım yanılmıyorumdur.

Kalın sağlıcakla…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.