TÜRKİYE'DE KADIN OLMAK

Esra Barık'ın, İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi Başkanı Av. Hale Akgün ve Ceza Hukukçusu Av. Mehmet Şah Çelik ile yaptığı röportaj için tıklayınız...

TÜRKİYE'DE KADIN OLMAK

Esra Barık'ın, İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi Başkanı Av. Hale Akgün ve Ceza Hukukçusu Av. Mehmet Şah Çelik ile yaptığı röportaj için tıklayınız...

05 Aralık 2018 Çarşamba 15:05
307 Okunma
TÜRKİYE'DE KADIN OLMAK

RÖPORTAJ: ESRA BARIK

Bugün 5 Aralık Dünya Kadın Hakları günü, aynı zaman Türk kadınının seçme ve seçilme hakkı edindiği gün..

Bugün siyasi konulardan biraz uzaklaşıp toplumsal bir yara haline gelen kadına şiddeti ele almak istedim, zira kadına yönelik şiddet tecavüz ya da cinayetsiz günümüz geçmiyor, hatta kadın olmanıza da gerek yok aynı muameleye çocuk ve bebek yaştakiler de maruz kalabiliyor malumunuz. Vel hasıl zordur Türkiye’de kadın olmak, hakları bir yana bırakın bu mevzuların insani yönünü halletsek yeter gözüyle bakılıyor. Sosyal ve iş yaşamında da durum pek farklı değil, kendi kimliğinizle varolmanın sancısını her alanda çekiyorsunuz. Okumuş, cahil, evli, bekar, kültürlü, ünlü ünsüz, varlıklı yoksul farketmiyor, dişi olmanız kafi.

Hele biraz da güzel ve alımlıysanız geçmiş olsun, size yapılan imaları ya da aleni yavşamaları görmezden geldiğiniz kadarıyla devam edebiliyorsunuz hayata.. Daha fazlasını haketmiyorsunuz zira bulunduğunuz yerden bi tık öteye ilerlemek adına zaten kimse sizin zekanızla, çabanızla, entelektüel derinliğiniz ya da kişiliğinizle ilgilenmiyor..

Kaldı ki dişiliğinizin yanı sıra bir de bunlara sahip olabileceğiniz ihtimaline bile yer verilmiyor, hem güzel hem her şeyden anlıyor olmak haddinden fazla çelişki barındırıyor karanlık zihinlerde..

Şansınız varsa bu süreçte karşınıza çıkabilecek vicdan sahibi babacan ruhlardan medet bekliyorsunuz kendinizi ifade edebilmek, tüm bu karanlığın bilinmezliğin içinde yol alabilmek için.. Güvenli bulduğunuz her limana sığınıyorsunuz.

Gelin şöyle biraz hafıza tazeleyelim;

Bu ülkede 69 yaşındaki A.Ü gibi, yolda sadece adres sorduğunuz torununuz yaşında bir genç tarafından bir barakaya çekilip tecavüz edilebilirsiniz, maaş kartlarınız ve ziynet eşyalarınız çalınabilir.

(http://www.milliyet.com.tr/yasli-kadina-tecavuz-ve-gasp-iddiasiyla-eskisehir-yerelhaber-613098/)

6 yaşındaki Gizem Akdeniz gibi, babanızın kuzeni tarafından defalarca tecavüz edilebilir, öldürülebilirsiniz, cesediniz ormanda bulunabilir.

(http://www.milliyet.com.tr/o-cani-vahseti-anlatti-/gundem/detay/1874744/default.htm)    

21 yaşındaki Fatma Nur Çelik gibi, evinize internet kurmaya gelen birisi tarafından, koli bandı ile bağlanarak tecavüze uğrayabilirsiniz.

(http://www.hurriyet.com.tr/gundem/fatma-nur-un-katiline-indirimsiz-ceza-23200051)

Daha 17 aylık N.N.B gibi, 3 tane hayvan tarafından işkence edilip tecavüze uğrayabilir, beyninizde ödem oluşabilir. Tecavüz eden hayvanlar, "Çok neşeli bir bebekti, ne zaman çağırsak kucağımıza oturuyordu" diye de ifade verebilirler.

Zira yaşınızın bir önemi yok, nefes alıyor olmanız yeterlidir bu sapkınlar için!

(http://www.hurriyet.com.tr/gundem/tecavuze-ugrayan-bebegin-annesi-surekli-uyku-surubu-iciriyordum-5552604)

9 yaşındaki G.S. gibi 25 kişi tarafından tecavüz edilebilirsiniz.

Bunu yapanlar nüfuz sahibi olduğundan, hastanelerden çocuk için "Sağlıklıdır" raporu alınıp ruh sağlığınız hiçe sayılabilir.

(http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/445505/Eski_siyasetci__14_yasindaki_kiza_ilk_kez_9_yasinda_tecavuz_etmis.html)

20 yaşındaki Özgecan Aslan gibi, evinize dönerken sadece dolmuştaki son yolcu olduğunuz için, 3 tane hayvan tarafından saldırıya uğrayabilir. Hatta bıçaklanabilir, cesedinizin tanınmaması için yakılabilir ve nehir kenarına atılabilirsiniz.

(https://www.haberturk.com/gundem/haber/1043120-ozgecan-aslan-cinayetinde-korkunc-detaylar-ortaya-cikti)

Çünkü bu ülkede ne giydiğinizden ya da tavrınızdan bağımsız olarak sadece varlığınızdan bile tahrik olan bu yüzden de sizinle kendini tatmin etmeyi hak olarak gören bir zihniyet var, bu aşılmadıkça biz daha çok tecavüz, şiddet, cinayet haberlerine şahit olucaz, ekstra haklar şöyle dursun..

Sakın bunları istisnai olaylar gibi algılamayın, kamuoyunda infiale neden olanların sadece bir kaçı, meselenin görünmeyen yüzüne çocuk gelinlere, ayrılmak istediği için işkenceye maruz kalan öldrürülen binlercesine v.s ise hiç girmiyorum.

Bu tablo karşısında içiniz mi karardı, öyleyse biraz da Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının verilerine  ve istatistiklere bakalım ne dersiniz?

2002 - 2015 Yılları Arasında 5406 Kadın Cinayete Kurban gitmiş, güncel rakam çok daha fazla elbette.

Türkiye'de Yaşayan Her 2 Kadından 1'i Fiziksel veya Cinsel Şiddete Maruz Kalıyor

Türkiye Cinsiyet Eşitliği'nde 142 Ülke Arasında 125'inci Sırada

Okuma Yazma Bilmeyen Her 5 Kişiden 4'ü Kadın

Kadının Siyasete Katılımı Ruanda'dan da Kötü durumda

1381 Belediye Başkanı'nın Sadece Yüzde 2,9'u Kadın

Kadınların İstihdama Katılım Oranı Gelişmiş Ülkelerden 2,5 Kat Daha Az

Kadınların Ekonomik Aktiviteye Katılımı ve Fırsat Eşitliği Bakımından Türkiye 132'inci Sırada

4 Milyon Kadın Hiçbir Sosyal Güvencesi Olmadan Kayıtdışı Çalışıyor

Aşağıda da istatistik içeren birkaç tablo sunuyorum..

  

  

Şimdi meseleyi biraz da uzmanlarla değerlendirelim;

İlk bölümde İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi Başkanı Av. Hale Akgün sorularımızı yanıtladı..

Kadının insan hakları kavramı nedir ve neleri kapsamaktadır?

Kadının insan hakları kavramının çatısı temel insan hakları ve bununda temel dayanağı olan uluslarası mevzuat olduğu için onlardan ayrı cevaplanması mümkün değildir. Kadının insan hakları konusunda hem ülkemizin taraf olduğu dikkat çekmek hem de Anayasamıza göre kanunlarımızdan önce gelen taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerin bilinmesi,  benimsenmesi ve uygulanması konusunda bilinç oluşması için kısaca belirtmek gereği duyuyorum.

İnsan Hakları Sözleşmelerine Taraf Devletlerin, kadınlar ve erkeklerin tüm ekonomik, sosyal, kültürel, medeni ve siyasi haklardan eşit olarak yararlanmalarını temin yükümlülüğü bulunmaktadır.

Başta İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, insanlara karşı ayrımcılığın kabul edilemezliği prensibini, tüm insanların özgür doğduğunu, eşit itibar ve haklara sahip olduklarını ve bu Beyanname’ de öne sürülen tüm haklar ve hürriyetlerin cinsiyete dayalı olanlar dahil hiçbir ayrıma tabi kılınmaksızın herkes tarafından kullanılabileceğini beyan der. KADININ İNSAN HAKLARI DA BAŞTA EŞİT, ÖZGÜR BİR BİREY OLARAK SAHİP OLDUĞU, OLMASI GEREKEN TÜM BU İNSAN HAKLARIDIR.

Ki “İnsan hakları kavramının” dünyada yayılması için ilk adımlar 1948 tarihli İnsan Hakları Beyannamesi’ nden de eskiye,  1215 yılına dayanır. İngiltere’de krala kabul ettirilen ve insan hakları kavramları içeren bildiri olan Magna Carta ile başlamıştır. Devamında 2 Temmuz 1776 tarihinde onayla Amerika’da yayımlanan Bağımsızlık Bildirgesi izlemiştir ve bu bildirge ile “Bütün insanların özgür ve eşit olduğunu” ilan edilmiştir.

“KADININ İNSAN HAKLARI”  MÜCADELESİNİN BAŞLANGIÇ TARİHLERİ ise

Siyasi haklar için; 1791 Kadın ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’dir ve bu bildirge “Kadın özgür doğar, hukuksal olarak erkekle eşittir” maddesi ile başlar. Yine 1857, 1908 Emekçi kadın hareketleri ile çalışan kadının hak mücadelesi ile 8 Mart Emekçi Kadın Günü kabul edilmesi, İkinci Dünya Savaşı Sonrası Barış, Eşitlik, Kalkınma Arayışları ile 1945 Birleşmiş Milletler Teşkilatının Kurulması, 1946 BM Ekonomik Sosyal Konseye bağlı Kadının Statüsü Komisyonunun Kurulması, 10 Aralık 1948  İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin  kabulü ki birinci maddesi ; “Bütün insanlar özgür, onur ve hakları yönünden eşit doğarlar demektedir.

Kadının İnsan haklarına Yönelik uluslararası sözleşmeler ise ;  1952 Kadınların Siyasi Haklarına İlişkin Sözleşme, 1957  Evli Kadınların Tabiiyetine İlişkin Sözleşme, 1967 Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Beyannamesi,1979 Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılması Sözleşmesi CEDAW dır. Yine 1993 tarihli “Birleşmiş Milletler Kadınlara Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Bildirge” ve  kadınlara karşı şiddetin önlenmesine dair “ Avrupa Konseyi-İstanbul Sözleşmesi” yer almaktadır.

Ülkemizin 1985 yılından bu yana taraf olduğu “Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi”(CEDAW) Birleşmiş Milletler bünyesinde yer alan altı tane temel insan hakları sözleşmesinden biridir ve biz bu sözleşmeye kadın haklarının anayasası demekteyiz. Bu sözleşme başta İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin, insanlara karşı ayrımcılığın kabul edilemezliği prensibini doğruladığını belirtir. 

CEDAW sözleşmesi’ de İnsan Hakları Sözleşmelerine Taraf Devletlerin, kadınlar ve erkeklerin tüm ekonomik, sosyal, kültürel, medeni ve siyasi haklardan eşit olarak yararlanmalarını temin yükümlülüğü bulunduğunu,  vurgulayarak ve bir ülkenin tam ve eksiksiz kalkınmasının, dünyada refahın ve barışın elde edilmesinin, kadınların erkeklerle eşit şartlarda, her alanda azami katkılarının gereğini belirtir.

“Kadınlara karşı ayrımcılığın, hak eşitliği ve insan şeref ve haysiyetine saygı ilkelerini ihlal ettiğini, kadınların erkeklerle eşit olarak ülkelerinin siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel hayatlarına katılmalarını engellediğini, toplumun ve ailenin refahının artmasına engel teşkil ettiğini ve kadınların ülkeleri ve insanlık hizmetinde kullanabilecekleri olanakları geliştirmelerini zorlaştıracağını, eşitlik ve adalete dayalı yeni uluslararası ekonomik düzenin kurulmasının, kadınlarla erkekler arasındaki eşitliği sağlamak için önemli bir aşama teşkil edeceğini belirtir ve bu konuda alınacak önlemleri yol haritalarını yüküm olarak devletlere sunar.

KADININ İNSAN HAKLARI DA TÜM BUNLARIN KAPSAMIDIR. TÜM EVRENSEL İNSAN HAKLARININ ULUSAL VE ULUSLARARASI YASAL HAK VE YÜKÜMLERDE EŞİTLİĞİNİ KAPSAMAKTADIR.

Sağlık, sosyal ve güvenlik alanında öncelikli kadın sorunları nelerdir? bu alanda hangi yasal düzenleme ve koruma tedbiri bulunmaktadır?

Öncelikle kadın sağlığı ile de ilgili olan temel insan haklarından  çalışma hakkı ve bu konudaki düzenlemelerden bahsetmek isterim. Bu alanda eşitliğin sağlanması ve ayrımcılığın önlenmesi Anayasamız başta olmak üzere pek çok mevzuatımızda düzenlenmiştir. İş kanunu, Medeni kanun ve pek çok özel kanununlar mevzuatlarda. Çalışma hakkı ve iş kanunun mevzuatımızda kadınların çalışma ve çalıştırılma koşulları olumlu ayrımcılıkla belirlenmiştir. Kadın işçiler özel düzenlemeleri gerektiren hamilelik, doğum ve doğum sonrası gibi biyolojik haller dışında, çalışma hayatında korunma ve kollanması gereken işçi, veya mağdur konumda değildir. Her ne kadar kanunlar kadın işçinin korunması için yasal düzenlemeler öngörmüş ise de, bu düzenlemeler ebebeyn olmaya değil sadece kadın olmaya özgülendiğinden ve erkek işçiler kapsam dışında bırakıldığından, kadın istihdamını olumsuz etkilemiş, kadın devlet eli ile iş hayatında tercih edilmeyen konuma düşürülmüştür. Ki bahsettiğimiz CEDAW Sözleşmesi 5. Maddesi bu konuda da Taraf Devletlere “  Anneliğin sosyal bir görev olarak anlaşılmasını ve çocukların yetiştirilmesi ve gelişiminde kadın ve erkeğin ortak sorumluluğunun tanınmasını öngören ve her halükarda çocukların menfaatlerini her şeyden önce gözeten anlayışa dayanan bir aile eğitimini sağlamak” yükümünü de yüklemiştir.

Bu durumda kadınların sosyal haklarını etkilemektedir. Ki çalışma hayatında yer almayan kadın başkaları üzerinden ( eş, baba) sosyal güvenlik haklarından yararlanabilmektedir. Boşanmalarda çok görmekteyiz ki çalışmayan ve boşanan kadın eşine bağlı sosyal güvenlik haklarından (dolayısı ile sosyal haklar kapsamında sağlık hizmeti) mahrum kalmaktadır. Bu konu çok kapsamlıdır, ayrı bir geniş yelpazede değerlendirme tartışma gerektirmektedir. O nedenle başlıca spesifik sorunları örneklemekle yetinmek durumundayım. Örneğin; Yine CEDAW sözleşmesinin 12. Maddesi Sağlık hakkını düzenlemekle; “ Taraf Devletler sağlık alanında erkekler ile kadınların eşit şekilde, aile planlaması hizmetleri de dahil sağlık hizmetlerinden yararlanmalarını sağlamak üzere kadınların “Karar Ayrımcılığını” tasfiye etmek için gerekli her türlü tedbiri alır”  ve 16. Maddesi  “ Taraf Devletler evlilik ve aile ilişkileri ile ilgili bütün konularda kadınlara karşı ayrımcılığı tasfiye etmek için gerekli her türlü tedbiri alır ve özelikle erkeklerle kadınların eşitliğini öngören aşağıdaki hakları tanır: e) Çocukların sayısına ve dünyaya getirilme zamanına serbestçe ve makulce karar verme konusunda aynı hakka sahip olma ve bu hakları kullanabilmeleri için gerekli bilgiye, eğitime ve araçlara sahip olma”  için gerekli tüm tedbirleri alma yükümü yüklemiş olmasına rağmen ülkemizde kadın doğuracağı çocuğa, sayısına karar verme hakkına dolaylı veya direkt olarak müdahale edilmektedir. Yasal mevzuatta süre dışında engel bulunmamasına rağmen fiiliyat engelleri ile kadın doğurmama kararını uygulayamamaktadır. 

Devletin mağdur olan kadına karşı hukuki yardım sağlama yükümlülüğü var mı? Ücretsiz hukuki yardım veren baroların kadın hakları merkezlerinin işlevi nedir?

 Evet mevzuatımızda bu konuda  adli yardım hükümleri mevcuttur.   Kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin, gereken yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimseler, iddia ve savunmalarında, geçici hukuki korunma taleplerinde ve icra takibinde, haklı oldukları yolunda kanaat uyandırmak kaydıyla adli yardımdan yararlanabilirler. Adli yardımdan yararlanan kişi için mahkemenin talebi üzerine baro tarafından görevlendirilen avukatın ücreti de, yargılama gideri olarak Hazineden ödenir.

Baroların bu kapsamda adli yardım birimleri bulunmaktadır. Kadının insan hakları konusunda hukuki destekte İstanbul Barosu adli yardım birimimiz İstanbul’un 8 ayrı noktasında açtığı başvuru birimleri ile kadınlara adli yardım hizmeti vermektedir. Ve sadece İstanbul Barosunda kadının insan hakları konusunda temel zorunlu eğitimden geçmiş adli yardım avukatlarına kadının aile hukukuna dair dosyalar atanmaktadır.  Kadın ve çocuğa şiddet veya şiddet tehlikesi halinde de adli yardım mevzuataı gereği aranan muhtardan fakirlik belgesi ibrazı Baromuzca ilk etapta aranmamakta hemen avukat ataması ile mağdura hukuki destek verilmektedir. Ki bu konuda hizmet veren  6 bine yakın adli yardım avukatı bulunmaktadır. Baroların kadın hakları merkezleri kadınlarımız hakları konusunda bilgilendirmek bilinçlendirmek, kadının insan hakları konusunda mevzuat ve mevzuat değişiklikleri üzerinde hukukçular olarak çalışmak gibi Baroların kanuni yüküm ve görevlerinden kaynaklanan insan haklarını savunma ve koruma görevleri kapsamında da adli yardım birimleri ile koordineli çalışmaktadırlar. İstanbul Barosu adli yardım birimlerine ulaşmak için 0212 393 07 00 ı aramaları yeterlidir. 

Kadına şiddet konusunda toplumsal ve siyasi aktörler kapsamında neler yapılmalı? Çıkmasını desteklediğiniz kanunlar, yasa tasarıları var mı?

Öncelikle siyasal kanattan ve kamu görevlilerince kadın erkek eşitliğine aykırı, kadının insan hakları ihlali olan bu konuda taraf olduğumuz tüm uluslararası sözleşmelere aykırı eylem ve söylemlerde bulunmaya son verilmeli. Bu konuda gerekli yaptırımlar uygulanmalıdır.

Yasal düzenlemelerimiz kanunlarımız kadın hakları konusunda birkaç eksiklik dışında yeterlidir. Hep dediğimiz gibi sorun bu mevzuatı uygulamadadır. Eksiklik olarak örnek vermek gerekirse ki çok büyük bir eksiklik hatta yanlışlıktır: Medeni kanunumuzda evlenme yaşı konusundadır.  Taraf olduğumuz Çocuk hakları sözleşmesine göre 18 yaşına kadar kanunen herkes çocuk sayılmasına rağmen evlilik yaşı medeni kanunumuzda kesin olarak 18 e çıkarılmamaktadır. 

Mağdur kadınların en belirgin talepleri neler?

Baromuz adli yardım birimine başvuran kadınların ilk etapta talepleri şiddetten korunma olmaktadır. Sonrası boşanma, velayet ve nafaka istemleri oluşturmaktadır. Adli yardım birimleri aile hukuku konusu dışında örneğin iş hukuku vb alanlarda da adli yardım hizmeti vermektedir. Yine cezah hukuku kapsamında suçlarda CMK birimlerinde adli yardım hizmeti verilmektedir. Bu kapsamda da gerek kadına gerekse çocuğa karşı cinsel şiddet vakaları bulunmaktadır. Örneğin Baromuz Adli Yardım Birimince 6284 Sayılı Kanun kapsamında koruma tedbiri kararları 2018 yılının ilk 9 ayında 2 bin 184 tür.

Yıllardır gösterilen çabaya rağmen kadın hakları konusunda ciddi anlamda yol alınamamış olmasında başlıca etken nedir sizce, diğer ülkeler ne durumda? Daha etkin bir mücadele için ne yapılmalı, neler önerirsiniz?

Bu sorunun tek bir ve net cevabı vardır oda CEDAW ve İSTANBUL SÖZLEŞMESİ HÜKÜMLERİNDE YER ALAN YÜKÜMÜMÜZÜN YERİNE GETİRİLMEMESİDİR. O DA TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ EĞİTİMİDİR.

Ki taraf olduğumuz CEDAW bu sözleşmenin 10. Maddesi “ Taraf Devletler özellikle arasındaki konularda kadın-erkek eşitliği esasına dayanarak eğitimde erkeklerle eşit hakka sahip olmalarınınım sağlamak için kadınlara karşı ayrımı önleyen bütün uygun önlemleri alacaklardır” demekte

Yine İstanbul Sözleşmesi  kadına karşı şidetin ana sebebini kadın erkek güç eşitsizliği olarak tespit ederek Madde 14 de “Taraflar, gerektiğinde, öğrencilerin gelişen kapasitesine uygun olarak, kadın erkek eşitliği, kalıplaşmamış toplumsal cinsiyet rolleri, karşılıklı saygı, kişisel ilişkilerde şiddet içermeyen çatışma çözümleri, kadına yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve kişisel bütünlük hakkı gibi konulara ilişkin öğretim materyallerine resmi müfredata ve eğitimin her seviyesine eklenmesi için gerekli adımları atar” denilerek çözünü toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için eğitim yükümü getirmektedir.

Diğer ülkelerde durum ve bizim durumumuzu tek bir cümle ile açıklayabilirim, Türkiye, 2017 yılında toplumsal cinsiyet eşitsizliğinde 144 ülke arasında 131. sıraya gerilemiştir.

Son olarak şunu eklemek isterim, bugün Kadınlara Milletvekili Seçme Seçilme Hakkı tanınmasının 84. Yıldönümü dür. 5 Aralık 1934 tarihi, Türkiye’de 1924 Anayasası ile sadece erkeklere tanınmış olan milletvekili seçme ve seçilme hakkının Anayasada değişiklik yapılarak kadınlara da tanındığı gündür. Seçme seçilme hakkı kadın erkek eşitliğinin ve kadının insan haklarının gerçekleştirilmesinin temelidir. Bu konuda her zaman olduğu gibi Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ e borçluyuz ve bu günde yine şükran ve minnetle anıyoruz.

Şimdi de meselenin hukuki boyutunu Ceza Hukukçusu Av. Mehmet Şah Çelik ile değerlendireceğiz,

Kadına şiddet ile ilgili yasal düzenlemeler yeterli mi sizce?

Yeterli değildir. Şiddete maruz kalan birçok kadın maalesef cezalar caydırıcı olmadığı için çoğu zaman şikâyette dahi bulunmuyor ya da şikâyette bulunduktan bir müddet sonra adli mercilere gidip şikâyetlerini geri alıyorlar. Çünkü fail genelde şikâyetçi olunsa bile çoğu zaman adli para cezası ya da az bir hapis cezası verilip cezası ertelendiği için mağdurlar ikinci bir defa daha şiddete maruz kalmamak için genelde şikâyetten bulunmuyor ya da şikâyetlerini geri çekmek zorunda kalıyorlar.

Peki, mağdur olan kadın şikâyette bulunmadığı ya da şikâyetini geri aldığı zaman süreç nasıl işliyor?

Kadına şiddette birçok suç, mağdurun şikâyetine bağlıdır. Mağdur şikâyette bulunmadığı zaman ya da şikâyetini geri çektiğinde failin ifadesine bile başvurmadan konu kapatılıyor. Türkiye’de kadına şiddet çok fazla olmasına rağmen %20 civarında dosya mahkemeye taşınıyor. Bunun nedeni çoğu zaman mağdurların haklarını tam anlamıyla bilmemesi ve gidecek bir yerlerinin olmamasından kaynaklanmaktadır.

Mağdur kadınlar hukuki açıdan kendilerini korumak için nerelere başvurabilirler?

Şiddettin türüne göre başvuracakları yollar değişir ancak temel olarak mağdur olan kadın eğer şiddet tehdidi altındaysa kendisine en yakın adliyeye giderek Aile Mahkemesine bir dilekçe ile başvurarak şiddetin durdurulması için önleyici tedbir kararları veya geçici koruma ve barınma yeri sağlanması gibi koruyucu tedbirler aldırabilirler. Acil durumlarda Aile Mahkemesine veya Savcılığa gidilemiyorsa örneğin geceleyin gerçekleşen eylemeler için en yakın polis veya jandarma karakola gidip kanun kapsamında olaya uygun tedbirlerin alınmasını isteyebilirler. 

Ceza Kanununa göre kadına şiddette hangi suçlar düzenlenmiştir ve neler yapılabilir?

Kadına Şiddete failin cezalandırılabileceği suçlar Hakaret, tehdit, şantaj, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, özel hayatın gizliliğinin ihlali gibi psikolojik şiddet türleri ile yaralama, kasten öldürme, kişiyi intihara zorlama, çocuk düşürme gibi fiziksel şiddet türleri Ceza Kanunu anlamında suçtur. Bu suçlara maruz kaldığımızda en yakın polis ya da jandarma karakoluna ya da Adliye binalarında hizmet veren Cumhuriyet Savcılıklarına giderek bir dilekçe ile şikâyette bulunup bu suçları işleyenlerin cezalandırılmalarını isteyebiliriz. Bu suçlardan bazıları bakımından 6 aylık şikâyet süresi olduğunu unutmayalım.

Önce Vatan Gazetesi

Son Güncelleme: 05.12.2018 15:36
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.