"Şarkının ruhunu iyi anlamak lazım"

Cemil Akosman'ın röportajı için tıklayınız...

"Şarkının ruhunu iyi anlamak lazım"

Cemil Akosman'ın röportajı için tıklayınız...

24 Mart 2018 Cumartesi 13:03
836 Okunma
"Şarkının ruhunu iyi anlamak lazım"

Çağrı Köktekin kimdir? Hayattaki amacı nedir?

Kadiköy’lüyüm, sanat hayatıma 9 yaşında Tevfik Gelenbe Tiyatrosunda tiyatro sahnesinde başladım. Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı nda Devlet sanatçısı Ayhan Baran ın öğrencisi olarak  opera-şan eğitimi aldım.
2 kızım var Arya ve Ada. Uzun yıllardır kendi kurduğum orkestram Orkestra Arias  ile yurtiçi ve yurtdışında “Arya’dan Alaturka’ya” adını verdiğim repertuvarımla konserler veriyorum.
Bu dünyadan gittikten sonra yaptığım kaliteli ve güzel işlerle hatırlanan,örnek bir sanatçı olmak isterim.

Müzik kariyeriniz nasıl başladı? Engeller odlumu? En büyük hayaliniz ve gerçekleştirmek istediğiniz projeleriniz nelerdir?

Konservatuvarın 2. sınıfı itibarı ile opera sahnesine çıkmaya başladım ve hala da aynı sahnedeyim.
Opera kariyerim ile  eş zamanlı olarak orkestram ile birlikte daha geniş kitlelere ulaşabilmek için sokak konserleri, halk konserleri vermeye başladım. İnsanlara sevdikleri şarkıları söylemeyi, paylaşmayı çok sevdim. Çok fazla engelle karşılaştığımı söyleyemem. Her zaman çevremde sevilen, sayılan bir insan oldum.
Çok istediğim hayallerimden biri. İstanbul da Açık Hava Tiyatrosu nda senfonik orkestra eşliğinde kendi şarkılarımı dinleyicilerimle paylaşmak isterim.

Size opera sahnesimi yoksa yapmış olduğunuz bir albüm var, büyük konser sahnelerinde olmak mı daha çok etkiler sizi desek, cevabınız ne olur?

İkisi çok ayrı iki kulvar. Her ikisinide çok severek ve büyük bir zevkle yapıyorum. Benim başka bir işim yok. Yani doktor,mühendis, mimar olup da öte yandan da şarkı söylemiyorum. Eğitimim bu, başka bir iş bilmiyorum.
Ama tabii ki opera çok daha saygın ve çok daha  fazla emek isteyen bir iş. Ama başardığınız da çok mutlu oluyorsunuz, çok rahat uyuyorsunuz

Bize yapmış olduğunuz albümden bahseder misiniz, kimlerle çalıştınız?

Aranjelerimi Cüneyt Yamaner  yaptı. Albüm SONY firmasından çıktı. Bu bir maxi single 2 şarkı var içinde. Nasılsın? ve Mecbur. Nasılsın?ı üç versiyon olarak hazırladık. Ve klibi de Nasılsın?’a çektik. Her iki şarkınında bestesi Reşit Gözdamla ya sözleri Nasılsın? Yasemin Pulat, Mecbur Bülent ay’a ait.
Aynı zaman da CD de bastık. Son zamanlarda maxi single ve single lar CD ye basılmıyor, ben bunu özellikle istedim.

Klibiniz Türkiye standartlarının üstünde bir klip olmuş. Çekimler ne kadar sürdü, biraz çekimlerden bahsedermisiniz. Kim çekti?

Klibin ön hazırlık dönemi bir ay kadar sürdü. Çekimler 24 saatte tamamlandı. Sonrasında 20 günlük bir kurgu ve montaj dönemi oldu. Toplam 50 gün kadar süren bir çalışma. Koray Arman çekti. Çok eğlendik diyebilirim. Herkes çok büyük emek sarfetti. Herkese çok teşekkür ederim.

“Arya’dan Alaturka’ya” derken nerden esinlendiniz? Kendinize göre farklı bir söyleyiş tarzınız var,şarkıları türün o kendine özgü hüznünden uzaklaşmadan ama modern bir soundla seslendirmişsiniz. Bunun zor yanları nelerdi sizin için?

Çeşitli kurumsal organizasyonlarda, üniversite konserlerinde, özel günlerde, farklı şehirlerde ve Kıbrıs’da, opera aryalarından günümüz popüler şarkılarına kadar uzanan, içinde bir çok farklı türü barındıran özel bir repertuvar bu. Yıllar içinde güncellenerek bu güne kadar geldi. İçinde neler var diye sorarsanız,  farklı dillerde tüm zamanlar için popüler olmuş şarkılar var mesela. Caruso ile başlarım genellikle, şan tekniğinin yoğun kullanıldığı İtalyanca  bir parçadır. Italyanca Napoliten olarak adlandırılan halk şarkıları var, çoğunun melodisine  aşinadır  herkes ancak sağda solda sıkça duyulmayan coşkulu şarkılardır. Rusça halk şarkıları da öyledir. Kalinka’nın melodisi de çok bilinir, ama çok az insanın kalkıp dans etmişliği vardır. Caz standartları var mesela, Frank Sinatra şarkıları, Latin ritimlerinin ağırlıkta olduğu parçalar var. Bütün dünyada farklı ülkelerde kendini kanıtlamış şarkılar bunlar. 90’larda Türkçe popun çıkış yaptığı zamanlardan, herkesin ezbere bildiği şarkılar, Türk sanat müziği, Türk halk müziği parçaları var. Arabesk şarkılar var. Son dönem rock şarkılara kadar uzanıyor. Anlatıldığı zaman birbiriyle ilgisiz gibi kulağa gelen türlerin hepsini bir araya getirdiğimiz, eskiyle yeniyi, klasikle popüleri, evrensel olan ile yerel olanı birarada harmanladığımız müzikal bir yolculuk bu. Her yaş gurubuna, her kesimden insana ve her türlü müzik zevkine hitap eden bir tecrübe diyebiliriz.
Bunlar sadece süslü laflar değil, ciddi yaşanmışlıklar var arkasında. Mesela bazen program yaptığımız mekanın personeli gelir yanıma, servis elemanları, mutfaktaki arkadaşlar. ‘Abi ben yabancı müzik hiç dinlemedim, ilk defa bu kadar keyif aldım, ağzına sağlık’ der sarılıp öperler. O mekanda gecenin geç saatinde ekmek parası için çalışan, bitse de evime gitsem diyen adamın mutluluğu benim için çok kıymetli.Ayrıca sarılıp öpücek samimiyeti görmesi  benim için kıymetli. Veya ‘ben hiç Türkçe müzik sevmem’ diyerek arkadaşlarının hatırıyla gelmiş, mekandan halay çekerek ayrılanlar olur, buna benzer çok şey yaşadım zaman içinde. Bu yüzden farklı bir tecrübe yaşattığımızı gönül rahatlığıyla söyleyebiliyorum ve bu beni çok mutlu ediyor.
Farklı söyleyiş tarzım eğitimimden kaynaklanıyor, eğitimli olduğumu hemen anlıyorlar, bazen bu dezavantaj da oluyor…. Mikrofona şarkı söylemek opera sanatçıları için çok zordur.

Albüme nasıl hazırlandınız, yani şarkıların ruhunu yansıtmak için zihinsel bir hazırlık süreci geçirdinizmi?

Tabii ki… Şarkının ruhunu iyi anlamak ve anlatabilmek lazım. Empati yapmak lazım. İçine sinmeli ve gerçek olmalı.

Opera ve albüm dışında geçmişinize gidersek,başka ne tarz projelerde bulundunuz?

Farklı projeler için farklı konseptler de oluşturduk zaman içinde.
Türkiye Futbol Federasyonu sponsorluğunda milli maçlar öncesi Olimpiyat Stadı ve Fenerbehçe Şükrü Saracoğlu Stadyumunda, kırk kişilik senfonik orkestra ve yirmi kişilik koro ile Orkestra Arias’ı aynı sahnede buluşturduğumuz iki büyük konser verdik. Bu konserlerin hem organizasyonunu hem de icrasını kendi ekibimizle gerçekleştirdik. Aryalardan pop a uzanan geniş bir repertuvarı çok sesli olarak sunduğumuz konserlerde, ülkelerin milli marşlarıda Türkiye’de ilk defa bir maç öncesi senfonik orkestra ve koro tarafından canlı olarak icra edildi. Bu konseri Show TV ve Alman ZDF Televizyonu canlı olarak yayınlandı. Senfoni orkestrası eşliğinde, içinde elekto gitar solosunun da bulunduğu Çayeli türküsünü dokuzuncu senfoni ile birleştirdikmesela. Bu yorum Türk ve Almanya basınının çok ilgisini çekti.
İDOB ekibiyle de yurtiçi ve yurtdışı turnelere katıldım. Benim en çok etkilendiğim 2013 senesinde Çin’de Türk Yılı projesi kapsamında Pekin ve Shangai da verdiğimiz konserler oldu.
Goran Bregoviç, Andrea Bocelli, Monica Molina, Alessandro Safina, Müslüm Gürses ve Sezen Aksu gibi sanatçılara farklı projelerde aynı sahnede eşlik ettim.

Şarkılarda ses aralığınızı kullanış tarzınızı çok sevdim.İnsan sesini nerde nasıl kullanacağını, bunun dinleyiciye ulaşacağı en kusursuz anı ve bu iniş çıkışların şarkıya neler katacağını öğrenebilir mi? Yoksa bu zamanla tamamen içten gelen bir tepki mi?

Bir şarkıcının eğitimli olması çok önemli ve güzel bir şey. Bu da sesinizi nasıl kullnmanız gerektiğini beraberinde getiriyor. Ama hissiyat bambaşka bir şey… Kusursuz şarkı söylüyor olabilirsiniz ama duygunuz eksikse,kalbe dokunamassınız.
Türk dinleyicisi tiz seslerden hoşlanır. Ben de tenor olduğum için şanslıyım bu bakımdan.

Sesinizi kaybetmekten mi? Yoksa hislerinizi kaybetmekten mi korkarsınız?

Ekmeğimi sesim ile kazanıyorum. Tabii ki sesimi kaybetmekden çok korkarım.
Ama duygularda sesinize yön verir, çok önemlidir. Bu yüzden biraz yumurta tavuk, tavuk yumurta hikayesi gibi bir soru bu. İkisini de kaybetmeyi istemem, kim ister ki?

Sahnede söylediğiniz şarkılar arasında  en çok öne çıkanı hangisi?

Uçlarda iki şarkı hep ön plana çıkar… Caruso ve Kum Gibi.

Çocukluğunuza dönme şansınız olsaydı hangi anınızı yeniden yaşamak isterdiniz?

Annemle daha fazla zaman geçirmek isterdim.

Yaşamakla var olmak arasındaki fark nedir sizce? Kendinizle ilgili asla çiğnemediğiniz kural nedir?
Bu güne kadar gördüğünüz en ironik şey nedir?

Yaşamak çok düz bir terim.. Bir akış, bir çizgi.. Kimi kısa kimi uzun yaşıyor.
Ama var olmak yaptıklarınla, insanlığınla, dost olabilmekle ön plana çıkıyor. Yaşarsın biter ama var olmak, her zaman olmak demektir bence.
Bazı ön plandaki kişilerin, insanların gözüne baka baka yaln söylemesi çok ironik gelir bana.

Pozitif, karamsar ya da gerçekçi.. Bu üç kelimeden hangisi size daha çok uyuyor?

Zaman zaman üçü de uyuyor aslında.. Duygular değişebiliyor. Yaşadıklarımız zaman zaman bu üçünü de hissettirebiliyor. Ama genellikle pozitif olmayı seçiyorum.

Zor yoldan öğrendiğiniz en önemli hayat dersi nedir?

Bazı insanlara gereğinden fazla değer vermek.. Hüsran yaşandığında öğreniliyor.

En derinlerde yatan korkularınız nelerdir?

İftiradan çok korkarım.

En son ne zaman yeni bir şey denediniz?

İlk defa 2017 Mayıs ayında sakal bıraktım. Bu bir denemeydi ama öylece kaldı.

Bir tarihsel karakterle, bilim adamı ya da sanatçıyla kahve içip sohbet edecek olsanız, karşınızda kimin olmasını isterdiniz?
Fidel Castro ile sohbet etmek isterdim. Garip bir şekilde kendisi ile bir şans eseri el sıkıştım. Çok heyecanlanmıştım. İnanmak güç ama doğru.

Dostlarınız en çok hangi özelliğinizi sever? En çok hangi özelliğinizle gurur duyarsınız? Nelere asla tahammül edemezsiniz?

Enerjik olmamdan çok hoşlanırlar. Azıcık suratım asılsa hemen sorarlar ‘ne oldu?’ diye.
Başladığım işleri yarım bırakmam ve en iyisini yapmak için çok çalışırım, bu gurur verici.
Yalancılığa tahammülüm yoktur.

En sevdiğiniz üç müzik grubu söylermisiniz?

Queen-MFÖ-Pink Floyd

Bugüne kadar size yapılan en güzel jest neydi?

Eşim uzaktan kumandalı bir araba almıştı. Çocukken uzaktan kumandalı arabam olmadığını söylemiştim flört dönemlerinde. O da bana doğum günümde uzaktan kumandalı bir araba almıştı. Hala saklarım, çok anlamlı bir jestti bence.

Üzerinizde en çok emeği olan insan kimdir?

Kesinlikle annem… Keşke daha uzun zaman geçirebilseydik.

Eğer geçmişe dönebilseydiniz, ergenlik yıllarınızda Çağrı Köktekin e ne söylemek isterdiniz?

Cesaretli ol… Hep önüne bak..

Sanatçı olmasaydınız ne olmak isterdiniz?

Profesyonel sporcu, özellikle de ünlü bir futbolcu olmak isterdim.

Eğer bir Disney karakteri olsaydınız, hangisi olurdunuz?

Donald Duck

Motorsiklet kullanıyorsunuz, klibinizde de kullanmışsınız. Ne hissettiriyor size?

Motorsikletimi çok seviyorum, aşkla hemde. Klişe olucak ama bunu ancak motor kullananlar anlayabilir… Gerçek özgürlük hissi, tek başına yola çıkmak, geçtiğin her yerin kokusunu, dokusunu hissetmek.. Ve yolda olmak.

Bugüne kadar yaptığınız en büyük çılgınlık nedir?

Cebimde 5 kuruş olmadan bir gece kulübü açmıştım. İyi ki de yapmışım.

Mükemmel bir günü nasıl tarif edersiniz?

İşimi başarılı bir şekilde, ahlaklı bir şekilde sonuçlandırdığım her gün benim için mükemmeldir. Özellikle sahneden indiğim gecelerde, alkışlar ve tebrikler paha biçilmez.

İlişkinin asla olmazı nedir? Birini tanıdıkça mı, yoksa ilk görüşte aşk mı olur sizinki?

İlişkide saygısızlık asla olmamalı… İlk görüşte aşka pek inanmam. İlk görüşte hoşlanabilirsin belki, sonrasında paylaşılan duygular aşka dönüştürebilir.

Çağrı Köktekin’e baktığımız zaman dıştan hiç görmediğimiz, içinde gizli yanları var mıdır?

Mutlaka her insan gibi gizli kalmış yanlarım var.

Yeni bir albüm veya single çalışması var mı?

Evet. Yaptığım maxi single sonrası şimdi de içinde kendi söz ve müziklerimin de olduğu bir albüm üzerine çalışıyorum.

Röportaj: Cemil Akosman

Önce Vatan Gazetesi

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.