RAFİNE ŞEKER BİR BESİN MADDESİ DEĞİLDİR…

Canan Öner Erol'un röportajı için tıklayınız...

RAFİNE ŞEKER BİR BESİN MADDESİ DEĞİLDİR…

Canan Öner Erol'un röportajı için tıklayınız...

29 Ağustos 2017 Salı 12:19
339 Okunma
RAFİNE ŞEKER BİR BESİN MADDESİ DEĞİLDİR…

Şeker, son yıllarda en çok konuşulan ve özellikle çocuklarımızın sağlığı üzerindeki olumsuz etkisine kafa yorduğumuz önemli bir mesele… Gün geçmiyor ki tıp dünyası halkı bilinçlendirmek ve sağlıklı nesillerin devamı için gerekli olan bu önemli meseleyi ele almasın…Bu hafta halk sağlığı açsından çok önemli olan bir meseleyi gündemimize aldık ve bir şeker dosyası açtık… Konuğum Dr. Alp Sirman konumuz şekerin insan sağlığı üzerinde ki zararları… Keyifli ve bilinçli okumalar dilerim…

Röportaj: Canan Öner Erol



Merhaba Alp bey. Öncelikle size çok teşekkür ederim. Sorularımı yanıtladığınız, halk sağlığı açısından değerlendirilmesi ve konuşulması çok gerekli bir konuda okurlarımızı bilgilendirdiğiniz ve zaman ayırdığınız için…. Konumuz şeker ve şekerin insan sağlığına olan zararları. Bu konuda her gün yeni bilgiler ve farklı görüşler gündeme geliyor. Tıp dünyası ve sanayi, karşı karşıya geliyor, hatta çok sert tartışmalara girebiliyor. 

Merhaba Canan Hanım,

Önce birkaç bilimsel tanımı netleştirelim.
Şeker sadece bilinen beyaz şeker değil.
Kolayca şekere dolayısı ile yağa dönüşen un-ve nişastalı ürünler.
İçinde früktoz şurubu   bulunan ama şeker kategorisinde sayılmayan hazır yiyecekler, soslar da şeker tüketimine eklenmeli.
Fazla şeker ise günde 25 gramın üzeri.
Şeker Tüketiminde gelişmekte olan ülkelerde üst sıralardayız.
Gelişmiş olanların ise altındayız.
Ancak belirttiğim gibi  şeker sadece beyaz şeker değil, makarna-pilav da kısa zamanda şekere dönüşüyor bunu da göz önüne alırsak toplam şeker yükümüz çok daha fazla olur.
Meyve suları, kolalı içecekler ve gazoz da burada arttıran nedenlerden.
Diğer taraftan  Sağlıklı olarak beslenen Norveç’de mesela akça ağaç şurubunun çok tüketilmesi toplam şeker tüketimini arttırmakta önemli etken.

Kadınlar ve şeker diye ayrı bir bölüm mü açmak gerekir bilemiyorum. Kadınlar şekerle duygusal bağ kurmuş gibi… Sevgilisinden ayrılınca bir kutu dondurma yiyerek dizi izleyen, boşanınca tatlıların porsiyonunu büyüten bizleriz... Alp bey, Kadınlar duygusal iniş çıkışlarının olduğu dönemlerde mi fazla şeker tüketir, tatlı yiyeceklere karşı bağımlılık gösterirler? Bu durumun bilimsel bir açıklaması var mı? Neden kadınlar erkeklerden daha fazla şeker tüketir?

Kadınların daha fazla şeker tükettiklerine ilişkin bir veri okumadım hatta erkeklerin daha fazla şeker tükettiğine ilişkin veriler var.
Ancak şeker ödül merkezi uyarısı ile bağımlılık yaptığı için depresyonlarda şeker-çikolata yemek ödül merkezi uyarısı yaparak mutluluk veriyor.
Aynı şekilde premenstrüelsendrom da da gerilim tatlı düşkünlüğünü arttırıyor.
Alp bey biliyorsunuz Türkiye halkı çay içme alışkanlığı olan bir toplum ve dolayısıyla güne çay içerek başlıyor. Sabah saatlerinden itibaren başlayan çay ve küp şeker ritüelini defalarca tekrarlayan bir halkımız var. 

Türkiye, şeker kullanım oranında dünyada nerede? Bu konuda yapılmış gerçekçi sonuçlar içeren çalışmalar var mı?

Türkiye şeker Tüketiminde ortanın altında yukarıda da yazdığım gibi.
Bizde obezite sadece şeker tüketimine bağlı değil hareket edilemeyen şehirler, yoğun trafik ve kolayca şekere dönüşen kurabiyeler, börekler, pilav gibi yiyeceklere bağlı.
Okul kantinlerinde, kreşlerde, ya da alış veriş merkezlerinde çocuklar ve gençlerin şekeri bol, soğuk buzlu çaylar, kahveler ve asitli içecekleri musluktan akarcasına tükettiğini görüyoruz.
İngiltere’de, Jamie Oliver adlı bir şef okul kantinlerini düzenleyecek toplumsal bir hareket başlatmış ve etkili olmuştu.
Bizde henüz atılmış böyle adımlar yok.
Aslında bizde de var Canan hanım. 2010 yılında yayınlanmış olan başbakanlık genelgesi Jamie Oliver’ın food revolution u kadar olmasa da oldukça yararlı önlemler getirdi ama nedense gerektiği gibi uygulanmadı.

Gerçekten Kanserin en sevdiği gıda söylendiği gibi şeker midir? 

Hayır, kanserli dokuların en sevdiği madde şekeridir söylemi şehir efsanesi.
Ancak kötü beslenen hareketsiz, sağlıksız yaşayan kişiler daha çok şeker, alkol, sigara tüketir kötü beslenir, stres yaşar, ve o kişilerde daha fazla kanser görülür.
Bu şekere bağlı değil yaşam koşulları ile birlikte senkron olmasından.

Toplum sağlığı açısından sigara ile ilgili getirilen düzenlemelere şeker konusunda da ihtiyacımız olabilir mi ?Siz, bir doktor olarak ne söylersiniz?

Şeker besin olmayan toksit bir zehir, bağımlılık da yapıyor.
Tabii ki çocuklara şekerli ürün pazarlanması konusunda ciddi önlemler gerekiyor.
Marketlerde çocukların göz hizasında satılmaması,
Ambalajlarında çocukların sevdiği karakterler, hediye oyuncaklar verilmemesi gibi çocuk obezitesi konusunda önlemler gerekir.
Çünkü oyuncak ile birlikte verilen çikolata bağımlılık riskini iki kat arttırıyor.
Aynı şey çikolatalı sütler meyveli yoğurtlar için de geçerli.

RAFİNE ŞEKER BİR BESİN DEĞİLDİR!

Uzmanların sıkça tekrarladığı en çok duyduğumuz cümle şu: "Aslında vücudun şekere ihtiyacı yok, hiç tüketmesek bile vücut buna ihtiyaç duymaz."

Peki insanlar vücudun ihtiyaç duymadığı bu maddeye, neden aş erer gibi ihtiyaç duyuyor?

Evet !Vücudumuzun rafine şekere hiç ihtiyacı yok, rafine şeker bir besin değil.
Besin olmadığı gibi kronik kullanımda vücuda hasar veren bağımlılık yapıcı madde.
İnsan türü yıllarca açlık yaşadı ve bu nedenle enerji metabolizması fazla kaloriyi yağa çevirip depolayarak kurtuldu.
Kış öncesi meyveleri bol yediğimizde, bal bulup yediğimizde (özellikle ateşin-dumanın) bulunması sonrası bu tür yiyecekler yüksek kalori içerdiğinden hayatta kalma şansı demekti.
Bu yiyeceklerin mutlu etmesi biraz da buradan.
Ama 1900 ‘lerden itibaren şeker pancarı tarımının artışı ve devamında 1970 ‘lerden sonra früktoz şurubunun icadı ile  şeker ucuzladı ve aşırı tüketimine bağlı obezite patladı.
Bu nedenle meyve yemeyi öneriyoruz ama meyve suyu içmeyi cola ile eşdeğer buluyoruz.
Çünkü : Ani emilen şeker kısa sürede yağa dönüşüyor.
Beyinde besin olarak tanımlanmadığı için de doyma hissi vermiyor.
Obezite nedenlerinden biri de bu aldığımız şeker kalori olarak işe yaramıyor çünkü kısa sürede yağa dönüşüyor.
Bu yüzden yedikçe yiyoruz.

ŞEKER KOKAİN GİBİ AYNI YOLU KULLANARAK BAĞIMLILIK YAPAR!

Şeker kullanımında psikolojik ya da kimyasal bir alışkanlıktan mı söz etmeliyiz bu durumda?

Şeker kokain gibi aynı yolu kullanarak bağımlılık yapar.
Marketlerde istediği çikolata alınmayan çocukların kendilerini yere atıp kıyamet kopararak ağlaması bu şeker yoksunluğundan.
Ona ulaşmak için her şeyi yapıyor.
Bu yüzden çocukların göreceği raflardan uzak tutulmalı ve ambalajları çocuklara yönelik olmamalı.
Alp bey, benim çocukluğumda yani seksenli yılların sonu, doksanlı yılların başlarında, Anneler şekeri bir enerji kaynağı olarak görür, şeker, çikolata bir nevi ödül olurdu.

Ne yapıyor şeker ?

Bir bebeğin, gelişme çağında bir çocuğun ve gençlerin vücuduna uzun vadede olan zararları neler?
-Bağımlılık yapıyor
-Damar sertliğine yol açıyor. Şeker alındıktan kısa süre sonra yağ ve türevlerine dönüşüyor. Bu karaciğerde yağlanma, damar duvarlarında birikme sonucunda damar sertliği oluşturuyor.
-9 yaş çocukların % 20 sinde karaciğer yağlanması var.
-Framingham araştırması 5-6 yaşında kaza sonucu ölen çocukların damarlarında damar sertliği başlangıçları göstermiş.
-Şeker temel olarak alkolün yaptığı tüm zararları yapıyor ne yazık ki alkole o kadar dikkat edilirken şekerin zararı üzerinde durulmuyor.
Dünya sağlık örgütü zaman, zaman şeker tüketiminin artışına dikkat çekiyor, bir takım oranlar deklare ediyor. Günlük kalori alımının %10’unu geçmemeli şeker tüketimi gibi…
Miktarı ile ilgili ölçülere de rastlıyoruz işte günde 50 gr. 70 gr. Vs…

Bu kez aklıma şu soru takılıyor hani vücudun şekere ihtiyacı yoktu? Sağlık açısından belirleyici olan şekerin miktarı mı oluyor bu durumda?

Şeker besin olmadığı için günlük alınması gereken diye bir miktar yoktur.
Vücut ihtiyacı olan şekeri kendisi üretebilir.
O sözü edilen rakam erişkinlerde 25 gr. Yani günde maksimum metabolize edebileceğimiz rafine şeker miktarı.

Alp bey, biz kadınların mutfak kültürleri de değişiyor ve şimdilerde şekerin zararlarından yola çıkan yeni trendlervar. Şekersiz mutfak gibi… Yani o başlangıçta bahsettiğim eski usul Anne tatlıları yerine, bal, kurutulmuş meyveler ve hurma püreleri kullanılarak tatlılar yapılıyor. Peki, vücudumuz doğal şeker, şeker kamışı, ya da şeker pancarı her neyse işlenmiş ve diğer şekerler arasında bir ayrım yapıyor mu?

Hayır yapmıyor.
1970 öncesinde şeker pahalıydı.
Çikolata ve şekerli ürünler şimdiki gibi ucuz değildi.
Cola pet şişede değil 250 ml ufak cam şişelerde satılıyordu. Fruktoz şurubu ile şeker ucuzladı ardından Dupont basınca dayanıklı plastik şişe üretti şekerli içecek tüketimi katlandı.
Bal-hurma şurubu vb maddeler de rafine şeker gibi düşünülebilir.

Stevia’a hakkında sormak istiyorum bu da merak edilen bir konu. Tatlı olan bir şey birleşiminde nasıl şeker içermiyor? 

Moleküler yapısı farklı. Tat reseptörlerini uyarabiliyor ama yapısı farklı olduğu için metabolize edilemiyor bu nedenle de kaloriye dönüşmüyor.
Diğer tatlandırıcılar da benzer.
Stevianın farkı doğal kaynaktan elde ediliyor.

OGTT YAPTIRMAYAN BİR ÇOK KİŞİ GEBELİKTE BAŞLAYAN DİABETLE KARŞILAŞTI…

Alp bey, çok önemsediğim bir şeyi sormak istiyorum. Gebelikte şeker yüklemesi… Pek çok arkadaşım bu testi yaptırmayı reddetti. Siz bu tartışmaların neresinden bakarsınız? Fikriniz nedir? Bu ilk sorum ve bu şeker yüklemesini neden yapıyorlar? Çok mu gerekli? Bilim durağan değil… Bir gün Annelere pardon mu diyecek sistem bunu anlamaya çalışıyorum…
Gebelikte şeker yüklemesi yapılması gerektiği tartışılmaz.
Canan hoca kolay yolu seçti ve spekülasyon yaptı.
Bir karşı tez öne sürerken bilimsel olan o tezi destekleyen araştırmaların olmasıdır.
Canan hocanın elinin altında üniversite olanakları olduğu halde iddiasını bir araştırma konusu yapmadı sadece iddia etti ve bu nedenle OGTT yaptırmayan birçok kişi gebelikte başlayan diyabetle karşılaştı.
Bu yanlış yönlendirme nedeni ile tabip odası 15 gün meslekten men kararı verdi.
Tıp durağan değil ama karşı çıkarken de somut veriler olması gerekir. Değişim ancak öyle olur.

Ve son sorum şekerin Obezite ile ilişkisi nedir? Tetikleyen tek faktör müdür? Sadece şekere odaklanmak doğru mudur? 

Vatandaş şunları ezberledi yani ekmeği kes, şeker, karbonhidrat yeme, cevize, yemişe dayan, bir düzine yumurta ye ve zayıfla mı? Çok zengin bir ülke değiliz ve yoksul insanların beslenme düzeni ve şartları düşünülünce gerçekçi çözümler bunlar mı?
Tıpta hiçbir şey tek faktör değildir.
Ama şekerin ucuzlaması ve tüketiminin artışı ile obezite artışı arasında çok yakın bir bağlantı var.
Şeker özellikle çocukluk çağı obezitesinde en önemli etkenlerden.
Sadece şekerin bırakılması ile 9 günde metabolik olarak düzelme gösterilmiş.
Sağlıklı ve ucuz besine ulaşılması ise bir hükümet politikası. Şekere vergi koymak, şekerli ürünlerin satışını kısıtlamak, okullarda taze sebze meyveyi arttırmak gibi birçok önlem alınması gerekiyor.
Unutulmaması gereken obezite en fazla nüfusun önemli bir bölümünü oluşturan orta ve alt gelir düzeyinin sorunu.
Bu kişiler obezite nedeni ile hastalandığında sağlık hizmetlerinin finansı artıyor.
Obezite ve önlenebilir hastalıklar tüm sağlık harcamalarının %60 ı bazen üstü.
Yani ucuz beslenen toplum sağlık giderlerini arttırdığı için aslında çok daha pahalıya mal oluyor.
Tüm dünyadaki Anti Obezite (obama care gibi) kampanyaların temelinde gittikçe artan sağlık giderleri var.
Bir de sosyal sigorta sistemi piramidin tabanından yani genç nüfustan topladığı parayı topladığı bir mantık üzerine kurulmuş.
Piramidin alt kısmı yani sayıca çok genç nüfus çok hastalandığında artan sağlık giderleri yaşlanan nüfus için gereken emeklilik maaşları ve tedavi giderlerini karşılayamaz yani ödenen primlerin çoğu kendi tedavilerine gider.
Bu sosyal sistemin çöküşü demek.
Ucuz ve pahalıyı bu şekilde değerlendirmeli.
Devlet ucuz ve sağlıklı toplum oluşturursa hazineden az para çıkar, yatırımlara da para kalır.


ALP SİRMAN KİMDİR?

Tıp Doktoru Alp Sirman, İstanbul’un ilk sineması olan Opera Sineması’nı 1924 yılında kuran, sinemacı Mehmet Rauf Sirman’ın çocuğu olan Asaf Sirman’ın torunu ve Yalta kökenli Nazan Ataman Sirman ile Selanik kökenli Rüçhan Sirman’ın ikinci çocuğu olarak İstanbul’da dünyaya geldi. Üniversite eğitimini İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde tamamladı.
Mecburi hizmetinin ardından, ABD’de NYC Hospital For Special Surgery’de Acil Tıp Uzmanlığı eğitimi aldı.
Türkiye’ye döndükten sonra, evde sağlık hizmetlerinin oluşturulması ve geliştirilmesi alanında çalışmalarda bulundu. Bu çerçevede, ilk yaygın ambulans çağrı sistemini (444-0-911) kurdu. Bilgisayar destekli hasta takip sistemini geliştirmek amacıyla, ilk bilgisayar yazılım programının oluşturulması için çalıştı. Acarkent, Beykoz Konakları, Maslak Gazeteciler Sitesi ve Sarıyer Boğaziçi Koru Evleri’nde evde sağlık hizmetlerini oluşturdu. Evde bakıma ihtiyacı olan hastalara danışmanlık ve acil hizmetleri verdi. Yapı Kredi Bankası ile “Evde Sağlık Hizmetlerinin Kurumsallaştırılması” konulu pilot projede çalıştı.
1999 yılında, işletmelerdeki çalışanlar için yapılan check-up sonuçlarının veri tabanı haline getirilerek analiz edilmesini ve analiz sonuçlarının çalışan sağlığının düzeltilmesi yönünde kullanılmasını başlattı.
Sabiha Gökçen Havalimanı’nın kuruluşunda ve Atatürk Havalimanı TAV’ın ilk üç yıllık döneminde havalimanının acil sağlık hizmetleri projelerini hazırladı.
Ülkemizin saygın ve ünlü sanatçılarının konser turnelerinde görev alarak sanatçıların özel doktoru olarak çalıştı.
Evde sağlık hizmetleri verirken birçok hastalığın, mimari ve çevresel faktörlerin düzeltilmesi ile ortadan kaldırılabileceğini gözlemledi. Bu yönde, hastalıkların başlangıç döneminde tespit edilip önlem alınmasını sağlayan, uzaktan hasta takip sistemi Telemedicine alanında çalışmalara başladı.
Mimari tasarım değişiklikleri ve şehir düzenlemeleri gibi çevresel faktörlerin insan sağlığı ile ilişkilerini inceleyen Çevresel Tıp (Environmental Medicine) alanında çalışmalarına başladı. Herkes İçin Tasarım İlkeleri adı verilen, her yaş ve durumdaki kişinin gerek evlerde, gerekse şehirlerde güvenli yaşamasını amaçlayan tasarım anlayışının, bina tasarımı ve şehir planlamasında yaygınlaşmasına odaklanarak özellikle 65 yaş üstü yetişkinler, engelli bireyler, hamile kadınlar ve çocuklar için önlenebilir sağlık tehditleri üzerinde çalıştı.
Düşmenin, hareketsizliğe bağlı olarak artan obezitenin ve obeziteye bağlı olarak ortaya çıkan hastalıkların azaltılması amacıyla, yürünebilirlik, ulaşılabilir şehirler ve binalarda yapılması gereken tasarım değişiklikleri üzerine araştırmalar yaptı. Bu konular çerçevesinde, “İnsan Sağlığı ve Bina Tasarımları İlişkisi” konusunda, Bina Bilgisi dersinde, Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü ve İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü öğrencilerine seminerler verdi.
Günümüzde bu çalışmalarının yanı sıra, iş ve sanat çevresinden saygın kişilerin özel doktoru olarak çalışmaya ve evde bakıma ihtiyacı olan hastalara danışmanlık ve acil hizmetleri vermeye devam etmektedir. Bununla birlikte, işletmelerin yurt içinde ve yurt dışında organize ettikleri kurum içi etkinliklerde, sağlık hizmetlerini yönetmektedir. Ayrıca, toplum sağlığı ve şehirleşme konularına dikkat çekmek amacıyla “Şehir ve Sağlık” adında bir söyleşi programı hazırlayıp sunmaktadır. Diğer yandan, “İnsan Sağlığı ve Çalışan Verimliliği” konusunda işletmelerde konuşma yapmaktadır.

Önce Vatan Gazetesi

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.