Mutlu evliliğin yolu doğru kayınpederi de seçmektir...

Canan Öner Erol’un röportajı için tıklayınız...

Mutlu evliliğin yolu doğru kayınpederi de seçmektir...

Canan Öner Erol’un röportajı için tıklayınız...

09 Ağustos 2017 Çarşamba 15:10
3979 Okunma
Mutlu evliliğin yolu doğru kayınpederi de seçmektir...
banner84

MUTLU EVLİLİĞİN YOLU DOĞRU KAYINPEDER’İ DE SEÇMEKTİR…

BABASINA GÜVENMEYEN BİR KIZ KARŞI CİNSE NASIL GÜVENEBİLİR?

Aşk ilişkileri, Üçgen aşklar, bağımlı aşklarBoşanmalarAyrılıklar… Üzerinde en çok konuşulan en çok  kafa yorulan, kurcalanan, irdelenen, didik didik edilen fakat tüm cümlelerin sonunda aynı şeyin özeti çıkarılan kadın ve erkeğin Adem ve Havva’dan bu yana çözemediği  kadim sorunlar…

Günümüzde pek çok film ve edebi eser aşk mevzuundan besleniyor. Herkes kendi aşkını biricik ve eşsiz, kendi sorunlarını benzersiz sansa da hikaye özünde aynı… Kadın ve erkek dünyası birbirinden epey farklı duygular ise değişken... Beklentiler …

Yazar, Aile ve ilişki Terapisti Serhat Yabancı’nın geçtiğimiz aylarda 3. kitabı olan ‘’Bütün aşklar tatlı başlar’’ Kitapevlerindeki raflarda yerini aldı. Serhat Yabancı’nın, kitabını okudum. Kelimelerin altını kırmızı kalemler ile çizdim… Ve önüne gelenin  ilişki koçu(!), vay efenim kundalin’i love mantra eğitmeni,aşk melek terapisti gibi sıfatlarla pahalı ofislerde, ışıklı caddelerde hizmet verdiği, insan ilişkilerinde ki zayıflıklar ve iletişimsizlikten beslendiği günümüzde üniversite gençliği ve kitlelere konuşan konuşmacı, yazar, Eğitimci,Aile ve ilişki danışmanı, Milliyet/pembe nar yazarı olan Serhat Yabancı ile “Bütün Aşklar Tatlı Başlar” kitabı üzerinden hazırladığım sorular ve uzman gözünden cevaplarla bu derin mevzuları irdeledik…

Serhat Yabancı ,Yeni kitap hayırlı olsun öncelikle. Uzun bir aradan sonra yeni bir röportajla merhaba diyor ve yeni kitabın adı da olan soruyla başlamak istiyorum. Neden bütün aşklar tatlı başlar?

Çünkü aşkı, olan ile değil, olmasını istediğimiz ve kurguladığımız senaryoya uygun rol biçtiğimiz insanla yaşıyoruz. Böyle olunca da aşk kavramı, kişisel bir senaryodan ibaret hal aldığı için, tatsız olması mümkünsüz hale geliyor.

Her insan, yaşamak istediği aşkı zihninde şekillendirmiştir. Sadece o senaryoda rol alacak, aktrist /aktör eksiktir.  Yaşamadığımız aşkın, çok az kısmı gerçektir. Geriye kalan, hissetmek istediğimiz ve görmek istediğimiz illüzyonlardır. İnsan ise her zaman tatlı aşk hayal ettiği için de tatlı başlıyor..

Bütün aşklar tatlı başlar da sorguladığınız şey nedir?Bu kitapta okuyucuya ne diyor Serhat Yabancı?

Yazarlık maceram boyunca, teorik, havada kalan, gaz veren, uygulanabilirliği olmayan tek bir cümle bile yazmadım. Bu prensibimi de bozmayı düşünmüyorum. Çünkü okuru iyi hissettiren değil, farkındalık yaratan kitaplar yazmayı amaçlıyorum.Kimi neden seçtiğimizi, daha çok kimleri çekici bulduğumuzu, kendimizi hangi ilişkilerde kaygılı  hissettiğimizi kurcalıyorum. Hikâyelerle anlaşılır hale getirirken, bir yandan da okuyucunun kendini bulabileceği replikler ve analizleri ekliyorum.Başlatma, sürdürme   ve bitirme adımlarımızı  giriş-gelişme-sonuç  boyutları ile  bir bütün olarak ele alıyorum.

KUSURSUZLUK VE MÜKEMMELLİK ARAYIŞI 

ÇAĞIN VEBASI…

Son yıllarda ilişkiler konusun fazla kurcalandığını,sorgulandığını hatta bazen lüzumundan fazla yüklendiğimizi, anlamlandırdığımızı düşünüyorum. 

Neticede insanız… Hatalar, kaçışlar, zayıflıklar, ayrılıklar, vazgeçişler, aldanmalar, aşk…

Bunlar çok insani ve bize özgü.Kusursuz ilişki,kusursuz aşk mı arıyor bunca kadın ve erkek ahali?

Nedir durum?

Aslında kusursuzluk ve mükemmeliyetçilik, bana göre çağın vebası. İnsanoğlunun kusursuzluk arayışı, tatminsizlik ve mutsuzluk göstergesidir. İlişkide kusursuzluk yüksek beklentinin, garanticiliğin  göstergesidir. Eşlerin ve partnerlerin artık mutsuzluğa tahammülü daha az. Az olduğu gibi, bu tip durumlarla baş etme yöntemlerini bilinmesi de bir o kadar fazla. İlişkisel cehaletimiz gün geçtikçe artıyor. 

Buradan da şu noktaya gelebiliriz. 

Baş etme gücü ve baş etme bilgisi azaldıkça, soruna ve mutsuzluğa tahammül de bir o kadar azalır. İnsan kendine güvendikçe, sorundan korkmaz. Kaygılarının kendisini yönetmesine izin vermez. En kötü senaryo ile baş etmek için “ onu o zaman düşünür bir yolunu bulurum” diyerek güçlü duruşunu pekiştirir. 

İşte kusursuz ilişk-partner  arayışı kendini yetersiz algılama ( yetersiz olmasa bile) algısının dışa vurumudur.

DOĞRU İNSANI BULMAK İÇİN

ÖNCE KENDİNİ TANIMAN LAZIM!

Doğru insanı bulmak ve doğru insanı bulmanın zorluğundan ne çok bahseden var. Öyle ki bazen bunca şikayet ve feveran arasında düşünmeden edemiyor insan herkes bu kadar doğruysa yanlış insan kim o zaman diye? Bildiğim Aşk ansızın gelir… Doğru insanın tanımı ne? Neden herkes ayrıldıktan sonra o büyük aşkın kaynağı olan adam ya da kadın yanlış insan oluyor? Aşk bir görme kusuru mu? Gözler sonradan mı açılıyor?

Doğru insanı bulmak önemli değil. Önemli olan doğru insanın da aradığı insan olmak ve sonuçta iki insanın birbirini bulmasıdır. Doğru insanı bulamayanlara önerim: 

1. Kendini tanı.

2. Kriterlerini süzgeçten geçir.

3. Aradığın kişinin aradığı kişi olup olmadığını sorgula.

4. Doğru yerde ara.

5. İlişkinin olması için iliş…

Geçtiğimiz günlerde yazdığınız bir sözü okudum çok da hoşuma gitti.

Diyorsunuz ki “Bütün kadınlar nasıl evlendiniz? denildiğinde aslında hiç aklımda yoktu evlenmek… diye başlar…” Oysa ki biz kadınların büyük bir kısmı o evliliği gerçekleştirene, nikahı basıp, tapuyu alana, o adamı evliliğe ikna edene kadar epey uğraşmışızdır. Adamcağız yüzüğü kapıp,ortamı yapıp, diz çöküp, teklifi yaptığında şimdi hiç beklemiyordum! filan diye tatlı cadılıklar yaparız…

Evlenmek de bir amaç mı kadınlar için? Ve işin sonunda neden pembe havlu kenarı,kına organizasyonunda kırmızı kaftan diye tutturan bu kadın evlilik karşıtı bir feministe  dönüşüyor?

Haklısın, çok ses getirdi o yazım. Evlenen çoğu kadının “Aslında evlilik aklımda yoktu” sözü gerçekçi değil. Zaten kimse  boynuna “evlenmek istiyorum” diye bir yazı asıp gezmez. Bu bir hazır olma durumudur. Hazır olmadan evlenmezsin, hazır duruma gelip evlenirsin. Sonuçta ülkemizde bir evlilik; minimum 6 ay, ortalamada ise: flört+ isteme+ nişan+ düğün olmak üzere 2 yılı bulabiliyor. Kimse 2 yıl farkında değildim diyemez.Kadınlar biraz da ısrar edilmiş, çok peşinde koşulmuş olma modunu seviyor. Aklımda yoktu ama çok ısrar etti gibi..

BU TOPLUMDA EVDE KALMIŞ KIZ 

METAFORU VAR!

Kadın evliliği şu an erkekten daha çok istiyor lakin yapılan tüm istatistikler, evliliğin daha çok erkeğe yaradığı, kadını sorumluluklar sistemine koyduğunu göstermektedir. Yine de evlenmek, çoğu kadın için, bir seviye atlamaktır. Çünkü bu toplumda “evde kalmış kız” metaforu var.  Çoğu  kadın, 28 yaşından sonra gergin ve depresif hissediyor. Baskı artık dile geliyor.  Diğer yandan da evliliğin, cennetin kapısını açacağına inanan bir kesim var. Sanki evlendiğinde tüm sorunları bitecek, istediği her şeyi kocasıyla yapacak gibi. Bu nedenle de evlenene kadar geçen bekarlık sürecini, ertelemeler ve kendini ihmal etmelerle dolduruyor.

Aslında seçilen evlilik değil, eş olmuş olsa feminist damar aktive olmaz. Lakin çoğu insan için evlenme ritüeli,evli olma statüsü, evlendiği kişinden daha fazla önemli. 

KÖK AİLE BİR RAKİP DEĞİL

MÜTTEFİKTİR!

“Bal börek kayınvalide ilişkisi için çocuğuna aşık değil, kocasına aşık kayınvalide bulmak lazım!” diyorsunuz. Duygusal ihtiyaçları karşılanmamış kayınvalideler evliliği nasıl sabote ediyor? Serhat Bey,b u yarış biter mi ?Ne yapsın çiftler.. Hele ki genç çiftler bu durumda?

Hayatının merkezine çocuğunu koyan annelerin gelinleri ile papaz olması kaçınılmaz olabiliyor. Hatta daha tanışma döneminde bile kayınvalide, kaygısından dolayı çocuğuna olan düşkünlüğünü o kadar çok hissettiriyor ki, gelinler savaş- savunma gibi bir ruh haline giriyorlar.

ANNELER KANUNİYİ DOĞURMUŞ GİBİ EGOLU,

GELİNLER HÜRREM SULTAN…

Yapılması gereken, “evlenen değişir!” gerçeğine inanmaktır. Ayrıca, evlendikten sonra esas aile, kök aile değil, çekirdek ailedir” bilgisini topluma aşılamaktır. Bizde maalesef adeta birbirinin alternatifi gibi algılanmakta.. Oysa kök aile büyük bir destek güçtür, rakip değil, müttefiktir.

Anneler adeta kanuni doğurmuşçasına egolu, gelinler adeta Hürrem sultan edasıyla havalı, babalar ise  bu konu ilgi alanıma girmiyor, ben para boyutuyla ilgileniyorum düşüncesiyle Fransız kalmaktadırlar.

Anneler, kendi evliliklerine odaklanmalı, çekirdek ailenin sınırlarına saygı duymalı, melek gibi görünüp etliye sütlüye karışmayan kayınpederlerin de elini taşın altına koymaları gerekmektedir.

BABASINA GÜVENMEYEN BİR KIZ, 

KARŞI CİNSE NASIL GÜVENİR?

Peki; “Mutlu evliliğin yolu, doğru kayınpeder seçmektir…” diyorsunuz. Neden? 

Kayınpeder, kızın bir erkekle ilişkisinin dinamiğini belirler. Babasına güvenmeyen bir kız, karşı cinse nasıl güvenir? Kendini uzun süre teslim edemez. Babaların otoritesine bakılarak, kayınvalide-gelin kavgası, gelinin özgüvenine ulaşabiliriz.

Erkeğin babasına bakılarak, kıskançlık, para konularındaki duruşu, iş hayatı ve çabası hakkında bir  çok belirti elde edilebilir.

Kayınpederler biraz daha uyumlu hatta bazen “köşe yastığı” değil midir? Kayınvalide daha aktif ve dominant değil miydi?

Kayınvalidenin dominantlığı,kayınpederin pasifliğinden de kaynaklı olabilir. Bence bizim kayınpeder profili uyumlu olmaktan çok, gelin-kaynana kavgasını umursamadıkları için uyumlu modda. Lakin iş, para pul, iş kurma olaylarına geldi mi uyumlu kayınpederlerin modu değişebiliyor.

GÜVEN VE SOSYAL YAPIYI TEMSİL EDEN BİRİNCİ EŞ İLE 

HEYECANI TEMSİL EDEN İKİNCİ EŞ VE ERKEK 

ÜÇGENİN KÖŞELERİ OLMAKTADIR…

Aşk üçgenlerinden söz ediyorsunuz kitapta. Aynı adamla ,ayrı evlerde yaşayan bazen birbirlerini bilen, durumu kanıksamış, bazen de durumdan tamamen habersiz kadınlar… Yüzyıllardır var olan bir gerçekliktir metres hayatı. Şimdilerde modern kumalık diye bir terimde kullanılır oldu. Burada adam aslında hangi kadına aşık. Alışkanlık ve güven zincirini koruyan düzenleyen karısına mı? Kendisine anlayışlı davranan,vakit geçirmeyi sevdiği ve şüphesiz cinselliğini daha iyi yaşadığı ikinci kadına mı?

Bu üçgen, artık geleneksel moddan çıkıp, daha çok ekonomik gücü olanın kurduğu bir sistem haline geldi. Eskiden tek farkı eskiden kadınlar aynı evdeydi, şimdi farklı evdeler. Güven ve sosyal yapıyı temsil eden birinci eş ile heyecanı temsil eden ikinci eş, üçgeni kuranın köşeleri olmaktadır. İkinci kadının sorumluluklarının az olması, erkeğin ekonomik gücünün piştiği döneme denk gelmesi, erkeğin kendisine döndüğü döneme gelmesi nedeniyle hep cezbedici olmaktadır. Çoğu zaman birinci eşi kendi uzantısı olarak da gördüğü için boşanmaz. Ve sistem, maalesef iki kadının da mağduriyeti üzerine kurulmuştur. Kimse  bu sistemde olmayı istemez.

BİTEN İLİŞKİDEN HEMEN SONRA GELEN SEVGİLİ

YARA BANDI İLİŞKİDİR…

Ülkemizde bitirmeler neden böyle zor ve karmaşık?

Bitirmeyi bilmiyoruz. İlişki veya evliliği bitirmeyi, kendimizin veya yaşamımızın bitişi gibi algılıyoruz. Çoğu insan, ilişki sürdürmeyi birini mutlu etmek olarak gördüğüm için de boşandıktan sonra adeta boşlukta kalıyor.  Kendini mutlu edemediği için, yine aynı döngüyü kuracak birini arıyor. Ya kısa süre içinde hem kendini temize çıkarmak, hem de boşluğu gidermek için yeni ilişkiye atılıyor ya da eskisinden kopamama sorunu yaşıyor. İkisinin de ortak noktası, kendini mutlu edememe sorunu. Zaten biten ilişkiden sonra hemen sevgili yapmak, yara bandı ilişkidir. Ve adı da ilişki değil, çelişkidir.

ÜÇGEN AŞKIN ERKEKLERİ 

BÜYÜKŞEHİRDE İSE BİR PATRON,

TAŞRADA İSE AĞADIR…

Evli bir erkekle olan kadınlarla ilgili maddeleri okudum kitabınızda ve genellikle diğer kadını suçlayan net cümleleriniz var Adamın Patronsal özellikleri gibi, Seçilmiş olan kişi, baba rolü,zengin olması, evliyle beraberken başka ilişkilerde yaşayabilme özgürlüğünün de olması… gibi pek çok seçenek… Hep mi böyledir Serhat Bey, bunlar değişmez doğrular mıdır ikinci kadınlar için?

Yani bugün üçgen kuran erkeklere bakın. Kaç tanesi sadece emekli maaşıyla yaşıyor? Büyükşehir de  ise patron, taşra da ise ağadır. Bunun dışındaki durumlar ise, yere düşeni ( bekar olanı) değil, dalda olanın sanki daha kıymetli olduğu algısıdır. Seçilen her zaman “bir değer gizemi” barındırır. Hatta eşi ne kadar güzelse kadınlar o erkeği o kadar çok çekici bulurlar. Bu kadar güzel bir kadın bunda, benim göremediğim neyi buldu? Merakı gibi.  Yani dalda olan, yerde olandan daha kıymetliymiş gibi algılanıyor. Bu birinci eş motivasyonu olarak da tanımlanabilir. Onunla yarışarak, özgüvenini, egosunu ve değerlilik algısını test eder. 

Diğer yandan da ikinci kadın için bağlayıcı bir şey yoktur. Bekar gibi evlidir. Resmi bir bağ yoktur. Bu bağlanmak istemeyen kadın için iyi bir seçimdir. Evlenemeyeceği erkeği seçerek hem kendini güvene alır hem de ilişki ihtiyacını giderir. Çalışmadan  kazanmak gibi bir şey.

Hep ikinci kadın mı hatalı ? Bilimde hep diye bir kavram yoktur Lakin, bilerek seçmek diye bir gerçek var. Ya da öğrendikten sonra tercihi sürdürmek..karar, okurun olsun…

Güçlü ve olgun bir babacan mı arıyorlar sadece?

Klişe bir analiz ama etkili tabi.. Babacan, özgür bırakan, az şey bekleyen gibi  düşünülebilir.

Çok seven ve bir adama bir ömür adamış ikinci kadın yok mu? Sizin kuramınız bu konuda hep menfaat ve güç üzerine mi?

Dedim ya “hep” diye bir şey demiyorum. Ama bu rolü seçmek, bir kadın için istendik bir tercih değil. Her kadın, bir erkeğin tek kadını olmak ister…

Gelelim suyun diğer yakasına yani erkeklerin tarafına.Çok mutsuz olan ve eşinden boşanmak isteyen adeta bir finansal obje olarak görülen,işinde başarılı fakat özelinde çok yalnız kendini adamış ama kendini ifade edememiş olan erkeklerin de var evlilik ilişkisinde…Kadınlarımızın toplumumuzda aşılması gereken pek çok sorunu olduğunu inkar edemeyiz. Ama erkek ne yaşar? Duygularını,hezeyanlarını  saklıyorlar mı? Erkekler sandığımız kadar güçlü ve duygusuz mu iç dünyasında?

Duyguyu yansıtmayanı güçlü sanıyoruz. Erkekler de daha derin yaşar. Lakin sosyal rolleri bunu yansıtmayı engeller. Bence öfkesini gösterebilen herkes,sevgisini de gösterebilir. Öfke de bir duygu sonuçta.

İşin içine çocuk ve kök aile girdiğinde ve bir de mal paylaşımı girdiğinde, boşanma kronik bir hale dönüşüyor. Erkeklerin de boşanması bir sorun.. aile, iş, itibar,para, babalık… bir çok parametre var. Bir de boşandığı eşinin başkasıyla olma kaygısı…O da başka bir sorun tabi.

Belirli bir yaşın üzerinde ve varlıklı ,ünlü erkeklerin yanında çok ama  çok genç kızlar görüyoruz. 

Bu kızların çoğu  dünyadan bir haber,sentetik tipler…Hadi kızları anlıyorum para,çanta,marka,araba vs…O  şekilde varolup,ondan besleniyor…

Bir de bence matah bir şey gibi özendiriliyor gençlere  maalesef… Sosyal medyada,yarışma programlarında vs… Jet uçaklarla gezip, tozan,en lüks markaları satın alan, bu escort ve vasıfsız genç kadınların, yaşamlarını, evlerini, milyonlar takip ediyor.

Magazin camiası haber yapıyor kimi zaman… Allah aşkınıza bu adamlar parayı bulunca ne oluyor da bu acıklı ve bazen komik görüntülerin malzemesi oluyorlar? Farkında mı değiller, Biyolojik hadise mi sebep,karakter 

Erozyonu mu?

Bir ilişki terapisti bunu nasıl yorumlar?

Genç kadınla çıkmak, ölüm korkusuyla savaşmayı kolaylaştırıyor. Aynı zamanda, yaşlılığa ve yaşama bir isyandır yaşlı biri için 20 li yaşlardaki bir sevgili. 

Diğer yandan da genç sevgililerin beklentileri daha kolay yönetiliyor. Çünkü beklentileri, adamın en güçlü olduğu alanla ilgili: PARASAL GÜÇ

Aslında genç kadını yönetmek yaşlı erkek için daha kolay. Tek bir anahtar ile tüm kapılar açılabilir: para.

Kitabınıza ilgi ne durumda?

Ben okur kitlemi seviyorum.Kitaplarım okunuyor,tanınıyor hatta tanıyan bilenin her kitabımı okuduğunu görmek, beni mutlu ediyor. Yeni baskı bu ay çıkıyor. Gazete tv, ve sosyal medyada oldukça ses getirdi…

Çok teşekkür ederim  Serhat bey…

Ben teşekkür ederim sevgili  Canan Hanım… Ayrıca her zaman desteğinizim hemşehrim.  

Önce Vatan Gazetesi

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.