İÇİMİZDEN BİRİ : Cengis T. Asiltürk

SACİDE Z. SARAÇ'ın röportajı için tıklayınız...

İÇİMİZDEN BİRİ : Cengis T. Asiltürk

SACİDE Z. SARAÇ'ın röportajı için tıklayınız...

22 Ekim 2018 Pazartesi 13:40
534 Okunma
İÇİMİZDEN BİRİ : Cengis T. Asiltürk

Merhabalar Önce Vatan Gazetesinin siz değerli sinema ve kitap sever okurları. Tanıdığınıza inandığım fakat daha yakından tanıtmak istediğim beyefendinin adı Cengis T. Asiltürk. Çok düşündüm kendisini hangi cümlelerim ile anlatabilirim diye. Kısa bir giriş yapayım, eserlerini yazayım ve bitireyim diye konuştum iç sesimle. İtiraf etmeliyim ki korktum da üstelik. Karşımda ki konuğum sıradan biri değil, çok fazla geldi bana. En önemlisi güçlü bir yazar, hem de yazdıkları sinema filmi çekilmesine değer görüleninden. Cesaretin Bittiği Yerde Esaret Başlar! Diye bir söz vardır, sağır sultanın bile duyduğu. Ve ben kıyıda köşede kalmış tüm cesaretimi topladım esarete inat, başladım anlatmaya Sayın Cengis T. Asiltürk Hocayı (Akademisyenlere genelde hoca diye hitap edilme geleneğine ben de uyuyorum.).
Hazan mevsiminin serin mi serin 10 Ekim 1969 tarihinde Adana’da açar gözlerini dünyaya Cengis T. Asiltürk. Çocukluk yıllarına dair çok şey bilmiyorum, fakat bugün ki Cengis Hoca’ya bakarak diyebilirim ki, mutluydu, doluydu o günleri. Barbaros İlkokuluna başlayarak merhaba der okul yıllarına. Başarılarla dolu beş yıldan sonra, Atatürk Ortaokuluna devam eder. Liseli yıllara, Adana Ticaret Borsası Anadolu Lisesi’nde başlar. Lise yıllarının hafızasında ve yüreğinde apayrı bir yeri olmalı ki;  Liseli günlerini ‘’Şiirsel yıllardı, çok güzel yıllardı. Güzel yaşandı. Hakkı verildi. Sözleriyle özetlemiş, özel ve güzel yılları. Yaşam biçimini belirleyecek, bilgisine, yeteneğine, isteğine, en önemlisi de mutlu olacağına inandığı  mesleğini seçmeye gelmiştir sıra. Hatta ve hatta, cennete gidene kadar kendisine eşlik edeceğinin bilincindedir. Ve bunun için olmazsa olmazı Üniversite kazanılmalı, Üniversiteli yıllar yaşanmalıdır. Gazi Üniversitesi Radyo TV bölümünü kazanır. Okulunu ve mesleğini çok sever. Ait olduğun yerdesin diye fısıldar mutluluğun sesi kulağına. Hızını alamaz Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde yüksek lisansını tamamlar. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde doktorasını yapar. The Los Angeles Film School ve Center of Cinematoğraphy, Arts and TV Miami Okullarına konuk öğrenci olur.
Nasıl bir aşksa artık bilinmez. Ne Üniversitesi, nede kendisi kopamıyorlar birbirlerinden.  

Şimdi yönetmenliğini yaptığı eserlere göz atalım.

1991 yılında ‘’Özgürlük Tutkusu’’ Kısa Film.
1992 yılında ‘’Komik Ölüler Ülkesi’’ Kısa Film.
1993 yılında ‘’Eziyet/İşkence Zamanları’’ Kısa Film.
1994 yılında ‘’Esrime’’ Kısa Film.
1996 yılında ‘’Ateşe Pervane Olan Kelebekler’’ Kısa Film.
1999 yılında ‘’Göz’’ Kısa Film.
2000 yılında ‘’Aşkın Cenaze Töreni’’ Kısa Film.
2006 yılında ‘’Boncukçu Kadın’’ TV Filmi. Senaryosunu yazdığı.
2006 yılında ‘’Fotoğrafçı’’ TV Filmi. Senaryosunda kalemini konuşturanı.
2009 yılında ‘’Ölü Yaprak Vuruşu –Eski Sevgili-’’ Sinema Filmi.
Cengis Hocanın kaleme aldığı harika kitabının Sinema Filmi, ayrıca yönetmeninin altında adının yazıldığı.
2010 yılında ‘’Albatrosun Yolculuğu’’ Sinema Filmi. Senaryosu yüreğinin yankısı.
2001 yılında çekilen ‘’İngiliz Kemal’’ isimli TV Filminde Yapım Asistanı olarak koşar setlere, yüreği kucağında.
2003 yılında ‘’Beybaba/Koltuk’’ TV Filminde Yönetmen Yardımcısı.
2003 yılında ‘’Esir Şehrin İnsanları’’ TV Dizisinde Yönetmen Yardımcısı.
2004 yılında ‘’Beş Kollu Avize’’ TV Filminde Yönetmen Yardımcısı.
2004 yılında ‘’Patroniçe’’ TV Filminde Yönetmen Yardımcısı.
Cengis T. Asiltürk’ün yazdığı kitaplarında şimdi sıra. Hazır mısınız? Tamam tamam bağırmayın, duydum hazırsınız.

Suret

Doğu’nun kadim hikâye etme geleneği ile Batı’nın resimden sinematografiye uzanan imge olarak suret görüsünü benliğinde yoğurmuş, o nevi şahsına münhasır Rüstem Efendi’nin büyüleyici serüveni…

Sırlanmış Zamanın Gölgesinde

"Özgür göçebe hayatını inatla sürdüren Haytaoğulları’nın yaşamaktan bıkıp usanmaz yaşlıları, kendilerine aktarılan hayatın değerini çok iyi bilen çocukları, çocukluktan kolay vazgeçmez hayta erkekleri, dişilikte kusursuz kadınları, güzel kızarlı bir döngüde süren acınası serüvenleri artık sorgulamaya başlamıştı. Adam, ovayı tümüyle örten sarısı papatyalar üzerine yerleşmeyi o gün uygun gördü. Bundan tam yüz on yıl önce.."
"Ne tuhaf! Dünyada onca yıl dolaşmış olmasında karşın, kendi eksikliği hissedilmeyecekti! Ölümü umursanmayacaktı! otroslar kadar iri bir buz kütlesi olan hayatı, seyrine dokunulamaz zamanın avuçlarında eriyerek bir yumruk kadar kalmıştı."
"Kuru yaprak ve serinlik mevsimlerinde çırılçıplak ağaçların baharla birlikte renkli kıyafetlere bürünmesi gecenin gündüze dönüşmesi kadar doğal geliyordu buradakilere.Onlar,birbirlerinin bedenlerinin ve yüzlerinin değiştiğinin,yaşlandıkça ağırlaşan hareketlerinin farkında değildi.Üzeri sırlanmış zaman,onları uyutarak geçiyor,almak istediklerini alıp gidiyordu.
Bu ölü zaman cennetinde,biri ötekinin yaşlandığını fark etmiyordu."

Muleta-Kırmızı Orfel

Kırmızılı Orfel, içindeki boşluğa ve hatalarının ağırlığına daha fazla dayanamayarak evden uzaklaşabileceği uzun süreli bir yolculuğa çıkar. Yolda karşılaştığı her yeni yüzle yeni bir hikayenin de kahramanı olur. Bu ilişkiler üzerinden kendini sorgulamaya başlar. Yalnız bu kaçış umduğu gibi sonuçlanmayacaktır. Macera aramak için çıkılan yolculuk farklı karakterler üzerinden insan denen varlığın sandığı kadar basit olmadığını ona gösterecektir. Kendine ulaşmaya çalışırken dünyadaki her şey, zihninde biraz daha yerli yerine oturur.

Ölü Yaprak Vuruşu
-Eski Sevgili-

Güneyli ailesi, Köyceğiz'de yaşayan ve soylu bir gelenekten gelen eğitimli bireylerden oluşan bir ailedir. 1980'lerde Güneyli ailesi o zamanlar sekiz yaşında olan oğulları Özgür üzerinden bir felaket yaşar. Kızları Nurhan, kardeşini koruyamadığı için derin bir sorumluluk duygusunun altında ezildiğinden su kuyusunda intihar eder.
Ailenin yaşadığı felaketten kendini sorumlu tutan baba Nuri Bey evini terk eder. Özgür, üniversite eğitimini bahane ederek İstanbul'a gitmek ister. Oğlunun şair olmasını arzulayan Hülya Hanım, şiir yazmayı sürdürmesi koşuluyla oğlunun gitmesine izin verir. Özgür İstanbul'a gider, ama çocukluğunda yaşadığı felaketin izlerini silemez. Babasının eve dönmesiyle o da eve döner, ama umduğunu bulamaz. Sekiz yaşına kadar süren çocukluğundaki mutluluğu asla bulamayacaktır.

Sinemada Şiirsel Anlatım

Günümüzde birçok sanatçı, çeşitli sanatların arasındaki sınırlarla ilgileniyor; gittikçe birbirine karışan ve belki de yok olmaya başlayan bu sınırlardan, en çok sinema ve şiirin iç içe girmiş olması, sinemanın somut görselliği, şiirin imgesel görselliği ile birleşiyor. Bu iki sanat dalını diğer sanat dallarından ayıran en önemli özellik de bu... Bununla birlikte bu ikisi, belki de, ayrıldıkları noktada birbirlerine daha da yaklaşıyorlar. Bu kitapta da, iki ayrı ırk, iki ayrı dil, iki ayrı ülke, iki ayrı kültür gibi görünen bu büyülü anlatım biçimlerinin ortak noktalarını bulmak mümkün.

Sinemada Diyalektik Kurgu

Sinema, sadece belli bir imaj üretimiyle ilgili bir anlatı alanı değildir; o, kendi özel dilini oluşturma tarihi içinde yoğun ve sürekli bir estetik/sanatsal arayıştır. Sinemada; klasik ikon-imaj döneminde, Griffithçi hikaye anlatma sürecinde, Pudovkinin izleyicinin psikolojik rehberliğini kontrol eden yönteminde ve Eisensteinın yepyeni bir gerçekliği ve ideaları yaratma eylemini araştırdığı yıllarında yapılanın adı bellidir: Kurgu.
Kurgu (montaj), gerçekliğin düzenlenerek ona kavranılır bir biçim verilmesi ve dünyanın açık anlamda yeniden yapılandırılması yöntemidir. Bir başka deyişle; film-yapının bilinçli olarak belirlenim parçalarını bir araya getiren reji düşüncesi... İşte bu nedenle sesli sinema döneminde Bazinci saptamayla yapay bir dil ve izleyiciyi derinden elegeçirmenin yöntemi sanılan kurgu konusunda teorik bilgi arayanlar, Eisenstein ve Vertovun simgelediği Sovyet kurgu anlayışının sarsıcılığını, Fransız avangart ya da dışavurumcu sinema akımı içinde kurguya verilen farklı
önem ve değerin nedenini öğrenmek isteyenler bu kitaptan sanırım çok yararlanacaktır. (Kaldı ki Bazin, en fazla üzerinde durulan Sovyet kurgu okulu dönemini imajların kendisinin nesnel olarak içermediği başka anlamlar yaratmakla eleştirir; sinemanın kendi özgün sanatsal gücünü bulduğu olgunluğa ancak Sovyet ekolü montajdan koparak, Orson Wellesin alan-derinliği ve yine İtalyan Yeni Gerçekçiliği filmlerindeki plan-sekans uygulamasıyla eriştiği savını getirir. Bu görüşlerin gelecekte ünlü Yeni Dalga akımının ortaya çıkmasına da katkısı olacaktır.)
Dr.Cengis Asiltürkün bu çalışması da, yukarıda belirtilenlerin kronolojik olarak gözden geçirilmesini sağlayarak, kurgunun anlamı kadar bu anlamı gerçekten yönetmen için temel yapan anlayışı, Eisensteinın örneğinde gerçekte gerçekliğe yaklaşmak için, gerçekliği bertaraf etmek ya da Bazinin mizansen ile kurgu arasında temel bir karşıtlık vardır düşüncesine katılmayarak, Montage, mon beau souci/Kurgu, benim güzel kaygım (1956) diyen ve sonrasında da mizansen ve kurguyu diyalektik bir sentezle sinemasına taşımayı başaran Godard gibi, kurguyu önemseyen sinemacıları tanıtmaktadır. Kısacası bu kitap bir yanda sinemanın kurgu kavramıyla gelişen sanat olma sürecini, Film kurgusunun biçimi sorunu öyle küçümsenecek sorun değildir (Sokolov) düşüncesinin haklılığını, diğer yanda film teorisine giden yolun kaynaklarını ortaya koymaktadır. Yazar bu zorlu konunun daha iyi anlaşılması için okuyucuyu tarihsel bir okuma sürecine çıkartır; kurgunun biricik sinematografik amaç olduğu günlerden, kurgunun mizansenin biricik parçası olduğu günlerdeki ustaları Renoirı, Bunueli, Bergmanı, Pasoliniyi, Godardı, Tarkovskiyi vb. de keşfetmeye çağırır.
-Prof. Dr. Oğuz Makal-
(Tanıtım Bülteninden)

Sinemada Yaratıcı Yönetmen

Tüm ülke sinemaları varlıklarını iki nedene borçludur. Bu nedenlerin ilki kimi filmlerin salt bir ticari ürün olmasıdır. Onlar birer ticari üründür, çünkü artık-değer (kâr) bırakması amacıyla yapılırlar. Sinemanın varlığını borçlu olduğu ikinci nedense, kimi filmlerin sanat yapıtı olmasıdır. Sanat yapıtı diye ortaya çıkartılan filmler, var edilişlerinin doğası gereği, salt bir filmden ibaret olamazlar. Onlar yapılarının derinliklerinde hayatın tüm kurallarını taşırlar. Böylece yeni bir hayat kurabilen bir yönetmenin, Freud tarafından ‘şahlanmış atın üzerindeki bir şövalye’ olarak tanımlanan egodan yoksun olması düşünülemez. Gemi azıya almış ego da daha önce bir başkası tarafından yapılmamışın, söylenmemişin, denenmemişin, dolaysıyla da yeniliklerin peşinden koşacaktır. Doğru film kavramı tartışmaya açık olsa bile, yönetmenlerin yenilikçi doğru filmler kurabilmeleri için egolarını akılla dizginlemeleri gerekir. Zira yerleşik kuralları hiçe sayarak, mesnetsiz bir yenilikçilik hırsına kapılmak, büyük hayal kırıklıklarını beraberinde getirir. Bu sözlerle deneysel sinemaya ya da yenilikçiliğe karşı çıkılmış olunmaz. Kaldı ki sinema en yetkin biçimde yenilikçilikle tanımlanabilir. Yenilikçi tavrın da tutarlı bir mantığa dayanması gerekir. Sinema diline yenilik getirecek bir yönetmen, kaçınılmaz olarak yüksek ego taşıyacaktır, ama bu ego disiplinle, okumayla, bilimde düzenli bir görüş oluşturan ilkeleri gösteren öğretilerle, kuramsal bilgi donanımıyla, akılla, gözlemle kontrol edilmelidir.
Sanatsal kaygıyla film çeken yönetmen bir hikâyeyi görüntü diliyle aktarmakla kalmaz, izleyicilerin kendilerini içinde hissedecekleri bir dünya yaratır. Böyle bir yönetmenlik uzun vadeli düşünebilmeyi, ama yeri geldiğinde anlık kararlar da verebilmeyi, oyuncuları, müziği, hikâyeyi, ışığı, atmosferi, kurguyu layığınca yönetebilme becerisini; duyguyla ve akılla kabul edilebilir filmsel evreni kurabilme bilgisini, kahramanlar arasından bazen o, bazen bu, bazen şu olabilme yetisini gerektirir. Yaratıcı yönetmenlik böyle bir yetiye bağlı olmakla da kalmaz yazınsal türlerle (roman, hikâye, şiirle) sıkı ilişki kurmayı zorunlu kılar. Bu tarz yönetmenlik; kapasitesi, bir senaryoyu bilinen yollarla filme alma bilgisiyle sınırlı uzman yönetmenlikten son kertede ayrışır.

Yazdıkları ve söyledikleri ile, tercih aşamasında olan gençlere, sinema okusam mı acaba diye düşünürken, yollarına ışık tutan,  öğrencilerinin Üniversitenin adının önüne geçen değerlerini sayarken Cengis Hocanın ismini duymaktan daha güzel ne olabilir ki. Yazdığı kitapları okumaktan, derslerinin doluluğunu, hoş sohbetini, rahatlıkla tartışılabilecek, mütevazi, çalışkan, pamuk gibi, göz göze geldiğinizde insanlığa inancınız artar. Diye uzar gider Cengis Hoca için öğrencilerinin söyledikleri.
Feyz almak deyimini gökyüzüne yazdığında öğrencileri,  yıldızlar Cengis T. Asiltürk Hoca diye parlıyor gözbebeklerinin içinde.
Ömer Kavur hayranı olup, asistanlığını yapma onurunu yaşamıştır.
Cengis Hoca’yı anlatırken es geçilmemesi gerekli son ve çok önemli bir ayrıntı, Fanatik Galatasaraylı ve eski futbolcu. Brezilya’lı Milli Futbolcu Anderson Luis Deco ikiziniz mi? sorusunun muhatabı olmaktan keyif alırken gülümseyen yüz Cengis Hocanın.
Eğitmen ve Sanatçı Cengis Asiltürk ile Sinema ve Kitapları Üzerine Cengizhan Kaya ile yapmış olduğu röportajını 19 Ocak 2017 tarihli Önce Vatan Gazetesini internetten okuyabilirsiniz. Cengis T. Asiltürk hakkında kaçırdıklarınızı yakalamanız için.
Kimse senin atlattığına bakmaz gemiyi. Limana yanaştırıp yanaştırmadığına bakar, sözüne katılmayıp, tam tersi gemiyi limana nasıl yanaştırdığına bakarım diyerek çok iddialı bir cümlenin altını kalınca çizdi. Hem de koyu kırmızı kalem ile.
3. Uluslararası Kan Filim Festivaline Akademisyen Yazar Cengis T. Asiltürk Jüri Başkanlığı yaparak, anılarına renk katmıştır.
İçimizden Biri, hikayeci, sinemacı, yapımcı, yönetmen, senarist, yazar, eğitmen, sanatçı, TV proğramlarının, konu sinemaysa suturana aşkolsunu, gazetelerin sinema filim haberlerinin bilgi küpü konuğu, öğrencilerinin sevilesi sayılası hocaları, Bedriye ve Zekeriya Asiltürk’ün yüzlerinin akı oğulları, Gökdeniz ve Akdeniz Asiltürk’ün kahraman babaları, tabiri caizse adam gibi adam, Yardımcı Doçent Doktor Sayın Cengis T. Asiltürk Bende Bugün. Buyurun Lütfen.

Merhaba. Hoş geldiniz. Kendinizi anlatır mısınız?
Cengis Asiltürk: Merhaba... Hoş bulduk... Roman kahramanı gibi yaşayan biriyim.
Hemen şimdi öğrenebileceğiniz bir şey olsa bu ne olurdu?
Cengis Asiltürk: Anneannemin anneannesinin hayat hakkındaki düşünceleri...
Kendi kendine konuşanlar deli mi?
Cengis Asiltürk: Kendi kendine konuşurken anlaşılır biçimde olmak koşuluyla kendisiyle konuşanlara hoşsohbet diyebiliriz...
Hayat felsefeniz nedir?
Cengis Asiltürk: Gülümsemek...
Dünyaya ikinci kez gelme şansınız olsa, nasıl bir hayat yaşamak istersiniz?
Cengis Asiltürk: Bugünkü gibi tuhaf bir hayat...
Dünyada istediğiniz her türlü değişikliği yapabilecek kadar gücünüz olsa, sihirli değneğinizi dokunduracağınız şey ne olurdu?
Cengis Asiltürk: Dünyayı köşeli yapardım...
Tüm koşullar uygun olsa ve bir iş kurma şansı verilse, nasıl bir şirketin patronu olurdunuz?
Cengis Asiltürk: Tuğla fabrikası müdürü...
Yeteneklerinizi başka bir kişiyle değiştirme şansınız olsa, şu anda yaşayan ya da bir zamanlar yaşamış olan hangi kişinin yeteneklerine sahip olmak isterdiniz?
Cengis Asiltürk: Büyükbabam... Kendisi Latince bilirdi…
Çocukluğunuzda sizi en çok mutlu eden kişiler ve olaylar kimlerdi ve de nelerdi?
Cengis Asiltürk: Ağabeyimle sonsuz tarlalarda sonsuz gökyüzü altında yürümek...
Sizi dünyanın en mutlu insanı yapabilecek şey ne olabilir?
Cengis Asiltürk: Ölümsüzlük...
Bugüne kadar attığınız en gururlu zafer çığlığı hangi başarınıza ait?
Cengis Asiltürk: Okuma-yazmayı öğrendiğimdeki gülümseme...
Gözlerinizi dolduran en son olay nedir?
Cengis Asiltürk: Gökyüzünün kararması...
Çocukluğunuza dair en çok neyi özlüyorsunuz?
Cengis Asiltürk: Anneannemin bile genç olmasını...
Bir mucize olsa, geçmişinizdeki hangi hatalarınızı düzeltmek istersiniz?
Cengis Asiltürk: Hiçbir hatamı düzeltmek istemem...
Aklınıza her geldiğinde sizi gülümseten bir anınızı anlatır mısınız?
Cengis Asiltürk: Giydiğim bir faniladan dolayı terleyince yeşil olmam...
Şimdiye kadar yaptığınız en çılgınca şey nedir?
Cengis Asiltürk: Evlenmek...
On yedi on sekiz yaşlarınıza geri dönme şansınız olsa yine aynı hayatımı yaşardınız, yoksa başka bir hayat mı yaşardınız?
Cengis Asiltürk: Aynısı...
Kendinizi dünyanın en güçlü insanıymışçasına başarılı ve mağrur hissettiğiniz en son deneyiminiz nedir?
Cengis Asiltürk: Hiç böyle bir ruh halinde olamadım maalesef.
Şu andaki kişi olmanızda payı olduğunu düşündüğünüz kişiler kimler?
Cengis Asiltürk: Lisedeki sevgilim...
Çocukken ne olmak ve kim olmak isterdiniz?
Cengis Asiltürk: TIR şoförü...
Gerçekleştirmeyi istediğiniz en büyük hayaliniz nedir? Ve gerçekleşti mi hayaliniz?
Cengis Asiltürk: Tirenle Adana’ya gitmek... Nihayet gerçekleşti...
TV Programcısı olsaydınız, nasıl bir program yapmak isterdiniz?
Cengis Asiltürk: İstemem...
Karşınızdaki kişiyi tanımak için hangi davranışına bakarsınız?
Cengis Asiltürk: Yere bakıyor mu?
Birine ya da bir olaya sinirlendiğinizde tepkiniz ne olur?
Cengis Asiltürk: Gülümserim...
Kendinizde neleri değiştirmek istersiniz?
Cengis Asiltürk: Hiçbir şey...
Motive olmak için başvurduğunuz ilk yöntemler nelerdir?
Cengis Asiltürk: Zamanım var mı diye düşünürken motive olurum...
Sonsuza kadar yaşlanmayacaksınız diyelim, hangi yaşta kalmayı istersiniz?
Cengis Asiltürk: 48.
Bu yıl hayatınızın sona ereceğini bilseniz, neyi daha farklı yaparsınız?
Cengis Asiltürk: Hiçbir şeyi...
Akıl hocasına ihtiyaç duysanız, bu kim olurdu?
Cengis Asiltürk: Anneannem...
Ölü ya da yaşayan biriyle tanışabilecek olsanız, bu kim olurdu? Ve ne sorardınız O’na?
Cengis Asiltürk: Kosova Meydan Muharebesi sonrası; Sultan Murat’ı, arkadan habersiz gelip, zehirli hançeriyle sırtından vuran Miloj Obiliç. “vicdanın sızlamadı mı” derdim.
Başardığınız en zor şey neydi?
Cengis Asiltürk: Yüzerek Kıbrıs’a ulaşmak...
Kendi paranız ile aldığınız ilk şey neydi?
Cengis Asiltürk: Düdük...
Çekingen mi, yoksa atılgan mısınız?
Cengis Asiltürk: Orta şekerli...
Kimi dört gözle bekliyorsunuz?
Cengis Asiltürk: Hiç kimseyi...
Ne tür insanlar sizi etkiler?
Cengis Asiltürk: Yüksekten atlama sporcuları ve her türlü yüzenler...
Tesadüflere ve mucizelere inanır mısınız? Neden?
Cengis Asiltürk: İnanırım. Galata, Kadıköy’de Fener’i yenemiyor? Bu bir mucize...
Güven problemi yaşar mısınız?
Cengis Asiltürk: Fren balatalarına güvenemem...
Uzay boşluğuna çıkmak mı, okyanusun dibine inmek mi? Neden?
Cengis Asiltürk: Sırtüstü suda durmak...
Mezar taşınıza ne yazılmasını istersiniz?
Cengis Asiltürk: Burada bir ölü yatıyor...
En son kimin önünde ağladınız ve nedeni neydi
Cengis Asiltürk: Bir ağacın önünde... Meyvesi yoktu...
Gecemi, gündüz mü? Neden?
Cengis Asiltürk: Kuşluk vakti... Adana’da biraz serin olur da...
Aşk her şeyi affeder mi?
Cengis Asiltürk: Her şeyi affeder... Hatta affedilmeyecek şeyleri bile bir güzel affeder...
Ne zaman konuşmanız gerektiği halde sessiz kaldınız?
Cengis Asiltürk: Ne konuşacağımı unutunca...
Bir papağanınız var ve bir cümle söyleyebilir. Hangi cümleyi öğretirdiniz?
Cengis Asiltürk: Mösyö beni tanıdınız mı?
Hangi konuda kendinizin en büyük düşmanısınız?
Cengis Asiltürk: Kendimi dost bildim. Kendime düşman olamam, kıyamam kendime...
İçinizdeki ses son zamanlarda ne diyor?
Cengis Asiltürk: Mösyö n’olacak bu işin sonu?
Gitmesine izin vermeniz gereken neleri hayatınızda tutuyorsunuz?
Cengis Asiltürk: Hiçbir şeyi... Çok sigara içen ve argo konuşan ikinci karımı evden derhal göndermem gerektiği halde, fazladan bir yılımı boş yere harcadım...
Uçurumdan tam atlamak üzereydiniz, durdunuz aklınıza ne geldi?
Cengis Asiltürk: Biraz düşünelim...
Gözyaşının yıkayamadığı şeyler nelerdir?
Cengis Asiltürk: Elimizi yüzümüzü yıkayamaz...
Bir dalga olsanız ilk nereye vururdunuz?
Cengis Asiltürk: Havaya...
Cehennemin çıkışında yazması muhtemel sözler nelerdir?
Cengis Asiltürk: Maç kaç kaç?
Yolda gidiyorsunuz köşeyi döndünüz ve karşınıza siz çıktınız ne yapardınız?
Cengis Asiltürk: Maç kaç kaç bitti?
Arkadaşlarınızın sizin için genel düşüncesi nedir?
Cengis Asiltürk: Amme hizmetine bayılıyor...
Hayatınızda olmazsa olmaz dedikleriniz?
Cengis Asiltürk: Su, yemek, maç...
Sizi geleceğe dair en çok ne endişelendiriyor?
Cengis Asiltürk: Ya gelecek hafta maçı kazanamazsak?
Hatalarımızdan ders çıkarıyorsak neden hata yapmaktan korkuyoruz?
Cengis Asiltürk: Bilmeden oluyor bazı bazı...
Dünyaya nasıl bir iz bırakmak istiyorsunuz?
Cengis Asiltürk: Sert...
Günlük hayatımızı telaşla yaşarken neleri gözümüzden kaçırıyoruz?
Cengis Asiltürk: Zamanı...
Kadınlar desem?
Cengis Asiltürk: Kalitelileri de var...
İleriye dönük planlar yapanlardan mısınız, yoksa anı yaşamak daha mı önemli?
Cengis Asiltürk: Bir kavak ağacı diksem mi bahçeye, gölgesi serin olur?
Ruhunuzu besleyen şeyler var mı, neler?
Cengis Asiltürk: Müzik ve çıplak ayak sesleri...
Hayatta neyin peşinden koşuyorsunuz?
Cengis Asiltürk: Geç kalma korkusunun...
Neleri asla yapmam dersiniz?
Cengis Asiltürk: Sigara içenleri...
Korkularınız nelerdir?
Cengis Asiltürk: Ya korkacak bir şeyim kalmazsa diye...
Yaşayamadığınız için pişmanlık duyduğunuz ne var?
Cengis Asiltürk: Lisede arkadaşlarımla keşke Bürücek Yaylasına gitseydim...
Hangi hataları kabul edersiniz, hangileri etmezsiniz?
Cengis Asiltürk: Hatalar hataları doğurur, kabul. Bu kadar hata yapılmaz, kabul değil.
Sevdiğinize buradan ne söylemek istersiniz?
Cengis Asiltürk: Sen gidedur ben gelirim...
Hangisi daha iyi: Acı gerçek mi? Yoksa tatlı yalan mı?
Cengis Asiltürk: Gerçekler ve yatılı yalan...
Şu an ruhunuzun olmak istediği yer neresi?
Cengis Asiltürk: Burası, masada bu soruları yanıtlarken...
Yakın bir arkadaşınız kanunsuz bir iş yapsa polisi arar mısınız?
Cengis Asiltürk: Git teslim ol derim...
Yaşamınız boyunca yaşadığınız en heyecan verici tecrübe neydi?
Cengis Asiltürk: Hayat görüşü sığ birine, bir daha beni arama demek...
Özünüzden kaybetmek istemediğiniz ne var?
Cengis Asiltürk: Özümün özü...
Hayatınızdaki dalgalı dönemleri nasıl atlatıyorsunuz?
Cengis Asiltürk: Uyku dalgaları aşmanın bir yoludur.
Sizce yaşamayı en değerli kılan şey ne?
Cengis Asiltürk: Hayat...
Dünyanın en güzel yeri neresi?
Cengis Asiltürk: Burası. Şu masanın başı... Bu soruları yanıtladığım yer...
Ne zaman, hangi olayla çaresizim dediniz?
Cengis Asiltürk: Yağmur başlayınca...
Sevmek mi, sevilmek mi?
Cengis Asiltürk: Kimin seveceğine bağlı?
Hayatta ne olmasa her şey çok daha güzel olurdu?
Cengis Asiltürk: Herif sesli bir kadının beni arama ihtimali...
Hiç kimsenin göremediği bir özelliğiniz var mı? Varsa neden bugüne kadar gizli kaldı?
Cengis Asiltürk: Yok...
Röportajımıza bir soru ekleseniz desem, bu soru ne olur?
Cengis Asiltürk: Nasıl gidiyor?
Eklediğiniz sorunuzun cevabını alabilir miyim?
Cengis Asiltürk: İyi...
Doğadaki bir şeyi şişeleyebilseydiniz, bu ne olurdu?
Cengis Asiltürk: Rüzgârın rengi...
Kişiliğinizi en iyi tanımlayan hayvan hangisi, neden?
Cengis Asiltürk: Tazı... Hızlı kaçıyor...
En son “… özelliğinden dolayı senle gurur duyuyorum” lafını kime söylediniz? Hangi özellikti o?
Cengis Asiltürk: Kendime... Yalnızken sıkılmıyordum.
Son olarak soruları nasıl buldunuz?
Cengis Asiltürk: Daha önce hiç karşılaşmadığım sorular…

Röportaj : Sacide Z. Saraç

Önce Vatan Gazetesi

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.