“Ekmek gibi, su gibi sanata ihtiyacımız var...”

Ayşenur Mama’nın röportajı için tıklayınız...

“Ekmek gibi, su gibi sanata ihtiyacımız var...”

Ayşenur Mama’nın röportajı için tıklayınız...

10 Ağustos 2017 Perşembe 15:14
268 Okunma
“Ekmek gibi, su gibi sanata ihtiyacımız var...”

Röportaj: Ayşenur Mama

Youtube’un en büyük platformlarından Onedio’nun başarılı oyuncusu Özlem Kaynarca ile sizler için bir araya geldik. Başarılı oyuncu ile yaşamı, sanatı ve tiyatro hakkında her şeyi konuştuğumuz keyifli sohbete sizleri de bekliyoruz…

Sizi tanıyabilir miyiz? Özlem Kaynarca kimdir?

Kendini sanata, bilime, hümanizme ve hayvan sevgisine adayan, kendini gerçekleştirmeye uğraşan bir insan. Bir kadın.

Oyunculuğa ilk adımınızı nasıl attınız? Bu macera nasıl başladı?

6 yaşındayken oyuncu olmaya karar verdim. Bunda bir parça kuzenim Oktay Kaynarca'nın oyuncu olmasının, bir parça Üsküdar Musahipzade Celal sahnesinde izlediğim ilk çocuk oyunun büyüleyiciliğinin, bir parça da kendimi ifade etme isteğimin yoğunluğunun etkisi oldu. 14 yaşımda Üsküdar Burhan Felek Lisesi’nin, lise tiyatrosundaki hocalarım Hatice Kır ve Aydın Sefa Karasu'nun gösterdiği destek ve yeteneğime olan inançları sayesinde 15 yaşımda özel tiyatrolarla çalışmaya ve turnelere başladım.

Türkiye’nin en büyük sosyal içerik platformu Onedio’dan söz eder misiniz bizlere? Şu an nasıl bir konumda, beklenen ilgiye sahip mi?

İnternet yayıncılığı son yıllarda büyük bir önem kazandı. Onedio ise bu yayıncılığın en kıymetli kurumsal halkasıdır bana göre. Bugün belki bir dizi veya film ile bir oyuncu milyonlara ulaşamazken, benim Onedio'daki ilk videolarımdan biri olan "Harbi İlişki vs Çakma ilişki" sadece Youtube’da bir milyon yediyüzbin kişiye ulaştı. Pek çok Onedio videosu da bu rakam boyutlarında izleniyor. Bu önemli bir tanınırlık. 

2010 yılında Kanal D ekranlarında izleyici ile buluşan ‘Öyle Bir Geçer Zaman Ki’ dizisinde rol alırken neler hissettiniz? Dizi, oyunculuk yaşamınıza ne gibi katkılarda bulundu?

Zeynep Günay Tan hocanın setinde çalışmak benim için ufuk açıcı bir deneyim oldu. İlk büyük setimdi ve on bölüme yakın bu dizide yer aldım. Sonrasında o sene Kocaeli Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Oyunculuk bölümünü kazandığım için diziden ayrılmak zorunda kaldım. 

Kanal D gibi güzel bir kanalda böyle muhteşem kadrolu bir işle yer almak yaşam boyu iftiharla anacağım bir tecrübe. İlk bölümü yayınlandığında Hacettepe Üniversitesi’nin oyunculuk sınavlarından dönüyordum. Ankara'dan İstanbul'a yeni dönmüştüm. Haydarpaşa garının televizyonundan ekrana bakarken, heyecan, mutluluk ve dizinin mükemmel müziklerinin etkisinden gözyaşlarımı tutamamıştım.

Onedio’nun yer aldığınız önemli videolarından ‘İlişkilerde Kadının Yaşadığı 7 Psikolojik Şiddet’ hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce gerçek hayatta da durum tam olarak böyle mi?

Durum belki de çok daha ağır ama biz, bizi çoğunlukla gençlerin izlediğini düşünerek, o derece kullanmadık sanırım yaşanan trajediyi. Kadın kimliği dünyada ikincilleştirilmeye, psikolojik ve fiziksel olarak baskılanmaya çalışılıyor. Tabi ki bu gerçekleştirilemeyecektir.

Ben bir kadınım ve kadınlığıma, kadın kimliğime sahip çıkıyorum. Tüm genç kadınlarımızı da, hayatına  sahip çıkmaya davet ediyorum. Onlara diyorum ki; “Kendinizi olduğunuz haliyle kabullenin. Kendinizle ilgili olan her şeyi sevin ve sahip çıkın. Kadın olmaktan utanmayın. Kimsenin size ne yapıp ne yapamayacağınızı söylemesine izin vermeyin. Olduğunuz kişiyi sevin. Biz kendimizden utanmazsak kimse bizi baskılayamaz. İlişkilerde de sosyal yaşamda da.”

Atv’de yayınlanan ‘Süper Joker’ adlı şaka programında yer alırken hissettikleriniz nelerdi? Şaka programında oynamanın sinema ve dizi oyunculuğundan ayrılan yönleri var mı?

Şaka oyunculuğu bambaşka bir kulvar. Ben oyunculukta "dalağı gevşek" denilenlerdenim. Rol esnasında dayanamayıp gülen kişilere böyle denir. 

Şaka yaparken benim için en zor olan gülmemeye uğraşmak olmuştu. Çünkü durumun kendisi komik. Ama gülersem de şaka işlemez.

Yavuz Seçkin' in güzel destekleri ile bu görevi alnımın akı ile tamamlamıştım. Olursa yeniden yapabilmeyi umduğum keyifli işlerden biriydi. Erken bitti. Kısmet.

Her başarılı oyuncu gibi siz de tiyatroyu önceliyorsunuz. Tiyatronun önemi hakkında ne düşünüyorsunuz? 

Tiyatronun yaşam için ihtiyaç olduğuna inanıyorum tüm sanat dalları gibi. Sanatla ilgilenmeyen insanın yüzeysel kaldığını, bununda toplumsal yaşamdaki tüm aksaklıkların nedeni olduğunu düşünüyorum. Bir festivalde iki film izlemeyen, bir konsere gitmeyen, bir tiyatro oyunu izlemeyen bir roman yahut hikaye okumayan insan düşünmüyor, sakinleşmiyor ve maalesef olumlu hislerden uzaklaşıyor. 

Bu da bana göre toplumdaki saygısızlığın, o saygısızlığın getirdiği öfke nöbetlerinin nedeni oluyor. Tiyatro dahil, resim dahil, müzik dahil, fotoğraf dahil, dans dahil tüm sanatlar incelik barındırır. Bir arada yaşayan sosyal hayvanlar olarak sanatla ilgilenmemek demek bir arada yaşayamamak demektir. Tahammülsüzlük, düşüncesizlik ve kaos demektir. Halbuki sanatın inceliği hepimizi yontar ve sakinleştirir. İşte bu yüzden ekmek gibi, su gibi sanata ihtiyacımız var. 

Tiyatro seyircisi ile birebir etkileşimli canlandırma yöntemi kullanarak, empati duygusunu geliştirmesi açısından bana göre daha etkili ve tiyatro içinde şiir, müzik, resim, dans, hikaye gibi nerdeyse tüm sanatları da kendi bünyesi altında toplaması açısından çok kıymetli.

Oyunculuk haricinde neler yapıyorsunuz? Boş vakitleriniz nasıl değerleniyor? 

Bol bol kitap okuyorum, iyi müzikler keşfetmeye ve dinlemeye cidden zaman ayırıyorum.  Havalar güzelse mutlaka toprakla iç içe olabilmek için kahvemi kitabımı alıp çimenlere uzanıyorum. Bisiklet ve paten en büyük hobilerim. Yüzmeyi seviyorum. Amaçsızca ve nasıl göründüğümü umursamadan dans etmeye bayılıyorum. Her gün az ya da çok egzersiz yapmaya gayret ediyorum. Kedim Bergen, köpeğim Suzi ve sokak hayvanları ile vakit geçiriyorum, onların sıkıntılarına çözümler bulmaya uğraşıyorum. Dostlarımla dertleşmekten, ruhsal ve felsefi sohbetlere girmekten büyük keyif alıyorum. Bir de oyunlar oynuyorum hem çocuklarla hem de yetişkin arkadaşlarımla. Mesela istop, mesela seksek ya da kutu oyunları.

Anton Çehov’un ölümsüz yapıtlarından ‘Vanya Dayı’da rol almanın size büyük katkıları olduğu şüphesizdir. Bu oyunda oynamak size oyunculuk namına neler kazandırdı? Bu büyük eser hakkında neler söylemek istersiniz?

Çehov benim için çok kıymetlidir. Oyunlarını ilk kez 14 yaşımda okudum da beni inanılmaz etkiledi. Kitapları bitirdiğimde günlerce Rusya'nın bir köyündeki bu insanlarla ne kadar benzediğimizi, insan olmanın ilginçliğini düşünmüştüm. 

Yıllar sonra canım hocam ve meslek yolundaki en büyük ilham kaynağım, idolüm Nesrin Kazankaya bana "Vanya Dayı'da oynamak ister misin?" diye sorduğunda heyecandan kalp krizi geçireceğimi düşündüm. Hayatımda en çok çalışmak istediğim Tiyatro Pera, en çok çalışmak istediğim rejisör Nesrin Kazankaya, en sevdiğim tiyatro yazarlarından biri Çehov'du. Oyundaki rol arkadaşlarım, aynı zamanda hocalarım, Levent Öktem,  Selçuk Yöntem, Nesrin Kazankaya bana çok büyük değerler kattı. Düşündüm. John Malkowich festivali açacak ikinci gün biz oynayacağız. Bu mükemmel birleşimi hak ettiğine göre bir yerlerde birine çok büyük bir iyilik yapmış olmalıyım dedim. 

Oyunda marşlar ve arialar vardı. Bunları da yine oyunda yer alan başka bir oyuncu arkadaşım Oğuz Turgutgenç ile birlikte seslendirdik. 

Nesrin hoca mükemmel bir reji ile sahneledi oyunu. Oyun fuayede başlıyor ve eş zamanlı sahne kullanıyor. Bir yanda Rus aristokratları ve onların kısır trajedisi (ama her şey içten ve insani) diğer yanda Rus köylüleri diş ile tırnak ile bir mücadele. Seyirci girerken ve  oyun arasında oyunun içinde dolaşıyor. Oyuncularla iç içe. 

Kendi sahnesinde mükemmel bir reji ile oynadı bu oyun. Şimdi Tiyatro Pera kendi yerinden ayrılmak zorunda bırakıldı. En kısa zamanda yeni bir sahneye kavuşmasını diliyorum.

Başarılı bir oyuncu olmanın yolları hayallerin peşinden gitmek dışında başka nelerden geçiyor olabilir? Oyunculuğu meslek edinip, uzun yol kat etmek isteyenlerin ne yapmaları gerekir?

Çok çalışmak lazım. Okuyarak, gelişerek ve değişime her an açık olarak. Oyunculuk yeteneği bir kas gibi çalıştırdıkça güçleniyor. Nesrin Kazankaya'nın bize söylediği bir şey vardı; " Kedinin yumakla oynarken aldığı keyfi almalı oyuncu." İşte o keyfi alıyorsan, sadece saklambaç oynar gibi ya da sek sek oynar gibi keyif almak için oynuyorsan, amacın oyunu kazanmak değil sadece oynamaksa ve güçlü duyguların varsa bence en iyi oyuncu sensin. Ben metot oyunculuğuna pek inanmam. Hoşlanmam da. Ama bu bir tercih meselesi. 

Ben duygulara, empati yeteneğine ve insan bedeninin sınırsızlığına inanıyorum oyunculukta.

Yakın zamanlarda yer alacağınız dizi/film projeleri var mı? Sizi ekranlarda önemli projelerle görebilecek miyiz?

Netleşen yeni bir proje yok. Ama yeni tekliflere açığım ve değerlendiriyorum.

Son olarak okurlarımıza neler söylemek istersiniz?

Beni seven, izleyen, destekleyen herkese sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Sanat yolunda yapabileceklerimin farkındayım ve hep daha iyisi için gayret ediyorum. Birbirimizi sevelim. Ben herkesi seviyorum. Hayatımızı yönlendiren yegâne duygu sevgi olsun.  Doğa sevgisi, hayvan sevgisi, insan sevgisi. Sevgi, hoşgörü ve sağlıcakla kalın.

Önce Vatan Gazetesi

Son Güncelleme: 10.08.2017 15:17
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.