Dünyada bir ilk

Esra Barık’ın röportajı için tıklayınız...

Dünyada bir ilk

Esra Barık’ın röportajı için tıklayınız...

07 Ağustos 2017 Pazartesi 11:36
964 Okunma
Dünyada bir ilk

Dünyada bir ilk

Rüzgar YEKA ihalesi; 3.48 cent’lik düşük maliyet oranıyla dünyada bir ilk… EED Başkanı, Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gürkan Kumbaroğlu, “Konu sadece elektrik üretimi değil, aynı zamanda teknoloji transferi ve rüzgar türbinleri üretim tesisi.” dedi.

Röportaj: Esra Barık

Nisan’da açıklanan Milli Enerji ve Madem stratejisi kapsamında güneş YEKA projesiyle başlayan sürecin ardından geçtiğimiz günlerde gerçekleşen rüzgar YEKA ihalesi; güçlü ihale şartnamesi, yüksek yerlilik oranı ve 3.48 cent’lik düşük maliyet oranıyla benzerleriyle kıyaslandığında dünyada bir ilk olma özelliği taşıyor.. 

Peki, hem ucuz hem de temiz olması hasebiyle düşük karbon ekonomisine geçişte önemli bir teknoloji olan yenilenebilir enerjide Türkiye küresel rekabetin neresinde?

İhaleyi Alman şirketinin içinde bulunduğu konsorsiyumun kazanması son dönemde gerilen Türk-Alman ilişkilerini nasıl etkiler?

Dünyanın en büyük 10 rüzgar üreticisinden 8’inin katılımıyla gerçekleşen bu ihale süreci farklı alanlardaki yatırımcılara emsal teşkil etmesi bakımından nasıl okunmalı?

Türkiye’nin yenilenebilir enerjide mevcut kapasitesini arttıracak bu adımla birlikte merak edilen tüm konu başlıklarını Enerji Ekonomisi Derneği (EED) Başkanı, Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gürkan Kumbaroğlu ile konuştuk..

YEKA’yı ve yenilenebilir enerjide gelinen noktayı ele almadan önce, küresel ticaretin her alanında ciddi bir rekabet var malum bunun ana eksenini de enerji oluşturuyor diyebilir miyiz artık hocam?

Tabiiki, kesinlikle diyebiliriz. Zaten küresel ticaret içerisinde enerji ticareti aslan payına sahip ve enerjinin ulusal bazda ülkelerin milli gelirleri içerisinde de önemli bir paya sahip olması nedeniyle de uluslararası konular çoğu zaman gelip enerjiye dayanıyor. Küresel ticaretin de, rekabetin de, savaşların da, uluslararası ilişkilerin de ana ekseninde enerjinin doğrudan veya dolaylı olarak önemli bir rolü var diyebiliriz. Bu nedenle enerji diplomasisi çok önemli. Bizim de enerji diplomatları yetiştirmemiz ve dış temsilciliklerimizde bulundurmamız büyük fayda sağlar.

Son 10 yılda enerji ve maden ithalatının ortalama 55 milyar dolara ulaşması ve bunun da cari açığın neredeyse bir buçuk katına tekabül etmesi, Türkiye’nin yerli ve yenilenebilir enerji kaynakları konusunda atılım yapmasını tetikledi diyebilir bu tür girişimleri bir anlamda cari açığı azaltma hamlesi olarak da görebilir miyiz?

Kesinlikle; zaten 2009 yılında kabul edilen Elektrik Enerjisi Piyasası ve Arz Güvenliği Strateji Belgesinde kaynak kullanımında genel esas olarak yerli kaynak payının arttırılması öncelikli hedef olarak belirtilmiş ve altında yenilenebilir enerji hedefleri sıralanmış durumda. Aslına bakarsanız Türkiye uzun süredir bu atılımı yapma çabası içerisinde ama ilk kez sağlam adımlarla ilerleme kaydediyoruz. Atılan adımların cari açığı azaltma üzerine duble etkisinin olduğu söylenebilir. Bir taraftan yenilenebilir enerji kullanımından ötürü ithal yakıt ihtiyacının azalması cari açığa olumlu etki edecek. Diğer taraftan türbinlerin yerli üretim olması ve üretimin yurtdışından gelecek talebe de cevap verebileceği, ihracat potansiyelinin bulunması nedeniyle de cari açığı azaltacak ikinci bir etki sözkonusu.

Fiyatların düşük olması rekabetin getirdiği bir sonuç mu yoksa Türkiye’nin yenilenebilir enerjide çok büyük bir potansiyele sahip olmasından mı kaynaklı, ucuza üretip sisteme katmak açısından?

Her ikisinin de rolü var ve birbirini tamamlayıcı nitelikte görüyorum. ABD Enerji Bilgi İdaresi EIA, ABD’de 2022 yılında devreye girecek bir rüzgar türbininin üretim maliyetinde ağırlıklı ortalama rakamı 5.6 cent/kWh olarak açıkladı. Bu ihalenin sonucundan Türkiye’de aynı elektriği çok daha düşük maliyetle üretme potansiyeli olduğunu anlıyoruz. Zaten Türkiye’nin yenilenebilir enerjide çok büyük potansiyeli olmasa bu denli büyük yatırımcı ilgisi de olmazdı. Bu denli büyük yatırımcı ilgisi olunca da rekabet ortaya çıkıyor ve fiyatları iyice aşağı çekiyor. 

Hem iç pazar hem de ihracat potansiyeli açısından yenilenebilir enerji teknolojisi üretmede Türkiye, bölgesinde öncü devlet olma yolunda ilerliyor dersek yanılmış olmayız herhalde?

Bu tespitiniz çok yerinde, aynen katılıyorum. Yenilenebilir enerji teknolojilerinde bölgemizde Avrupa’lı ülkelerin öncü rol üstlendiğini görüyoruz. Birleşmiş Milletler Çevre Programı UNEP verilerine göre 2015 yılında Avrupa’daki yenilenebilir yatırımlarda 22.2 milyar dolarla İngiltere birinci sırada, ardından 8.5 milyar dolarla Almanya ikinci konumda, 2 milyar dolarla Fransa üçüncülüğü kapmışken Türkiye 1.9 milyar dolarla hemen arkasında dördüncü sırada bulunuyor. Yenilenebilir enerji yatırımlarında Türkiye Avrupa’da dördüncü sıradayken YEKA projeleriyle artık bu yıl ilk üçteki yerini garantilemiş durumda. Bu ihaleler daha başlangıç olduğu ve yenilenebilir enerji teknolojisi üretim tesisleri ile birlikte planlandığı için Türkiye küresel rekabetde yenilenebilir enerji liginde önümüzdeki yıllarda birinciliğe aday ülke konumunda diyebiliriz. Bundan sonra Avrupa’da hızla gelişen bir diğer Pazar olan deniz üstü rüzgar enerjisinde de atılım bekliyorum. Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemiz için orada da çok büyük bir potansiyel sözkonusu.

Bu ihaleyle birlikte enerji ticaretinin yarattığı maddi ve sosyal imkanlar da öne çıkacak haliyle fabrikalar v.s kurulacak. Peki bu teknolojinin kendi başına işler hale gelmesi için sisteme verilecek destek sizce yeterli mi? Bir de rüzgar ya da Güneş olmadığında bu kesintili süreç nasıl işliyor enerji kapasitesinde denge nasıl sağlanıyor?

Bu aşamada kesintili süreç bir sorun yaratmıyor, sistem yedeği üzerinden diğer kaynaklardan dengeleme yapılıyor. Ancak kesintili üretimin oranı arttıkça sisteme destek vermek gerekecek. Hem şebekenin güçlendirilmesi bakımından hemde kesintisiz üretim yapan baz yük üreticilerin hazırda yedek kapasite bulundurmaları bakımından. Avrupa ülkelerinde bu süreç yaşandı ve kapasite piyasaları ortaya çıktı. Termik santrallerin üretim yapmadığı zaman da hazır bulundurdukları kapasite için bir ödeme yapılıyor. 

Biraz da ihalenin kendisinden bahsedecek olursak, Yaklaşık 12 şehirde yapılacak toplam rüzgar türbini yatırımı 1 milyar doların üzerinde ve anlaşma %65 yerlilik şartı içeriyor. Geçen sene elektrik üretiminin yüzde 49’unun yerli kaynaklardan elde edildiğini hatta bunun tarihi bir rekor olduğunu, orta ve uzun vadede yerli enerjide Türkiye’nin hedefinin %65’ler olduğunu, bu YEKA  projesiyle yılda yaklaşık 1,5 milyon ton karbon salınımının önleneceğini de göz önünde bulundurursak ki Türkiye’nin 2030 hedefi %21 idi. Hem ticari hem de enerji anlamında Türkiye bu küresel rekabetin neresinde?

İhale özelinde en önemli katma değeri yerlilik şartında görüyorum. Konu sadece elektrik üretimi değil, aynı zamanda teknoloji transferi ve rüzgar türbinleri üretim tesisi. Tesisin kurulum süresi sözleşme imzalama tarihinden itibaren 21 ay ve yılda 400 MW gücünde rüzgar türbini üretimi öngörülüyor. Yani 2019 yılından itibaren kurulumlar başlar ve 2021 yılında 1000 MW kurulu güç tamamlanmış olur. 2021’den itibaren her yıl 400 MW gücünde rüzgar türbini üretiminin değerlendirilmesine yönelik yeni rüzgar projeleri de rüzgar türbini ihracatı da gündemde olacaktır. Bu çerçevede hem Türkiye’de alternatif enerji kaynaklarına yönelimin artacak, hem de bölgesel olarak yönelimin artmasına destek sağlanmış olacak. Bu gidişle Türkiye’nin %21 hedefine ulaşmakta zorlanmayacağı kanısındayım. 

İhaleyi Alman şirketinin içinde bulunduğu konsorsiyumun kazanması son dönemde gerilen Türk-Alman ilişkilerini nasıl etkiler? Nihayetinde Almanya ihracat pazarımızda ilk sırada yer alıyor ithalatta da ikinci, yani karşılıklı bağımlılık söz konusu..

Gerek bu ihale gerekse Almanya’daki Türk toplumunun sağduyulu tepkisi ve Alman hükümetinin Türk toplumuna yönelik ılımlı mesajları siyasi görüş ayrılıklarının ve Türkiye-Almanya arasında yaşanan üst düzey gerginliklerin tabana yayılmayacağı ve ticari ilişkileri etkilemeyeceğini gösteriyor. Taban desteği olmayan üst düzey gerginlikler de sürdürülebilir değildir ve bu kapsamda yakın gelecekte iki ülke arasında diyaloğun gelişerek rasyonel bir zemine oturması gerekir. Bu ihalenin zamanlama olarak Alman Dışişleri Bakanı’nın Alman şirketlerin Türkiye’deki yatırımlarını bundan sonra olumlu karşılamayacaklarına yönelik açıklamasının hemen ardından gelmesi de Almanya tarafı için önemli bir mesaj içeriyor. Bugün üçüncü nesle ulaşan yaklaşık 3 milyon Türk vatandaşı Almanya’da yaşarken, yılda 5 milyona yakın Alman turist ülkemize gelirken iki toplum arasındaki tarihi kardeşliğin ve işbirliğinin geçici gerginliklerden etkilenmediğini görmek çok sevindirici. Bundan üç yıl önce, Uluslararası Enerji Ekonomisi Birliği Başkanlığı’na ilk seçildiğimde, beni Boğaziçi Üniversitesi’nde ziyaret eden ilk diplomat Almanya Büyükelçiliği Birinci Müsteşarı olmuştu. Kendisiyle Türk Alman Enerji Forumu çerçevesinde işbirliğini görüştük. Şimdi bu foruma işlev kazandırmak, Türkiye ve Almanya arasında enerjide birbirini tamamlayıcı işbirliği alanlarını daha da geliştirmek için YEKA ihalesi yeni bir motivasyon kaynağı olmuştur. Bizim de hem Sivil Toplum Kuruluşu olarak Enerji Ekonomisi Derneği çatısı altında, hemde Enerji Politikaları Araştırma Merkezi olarak Boğaziçi Üniversitesi çatısı altında bu sürece destek verecek çalışmalar içerisindeyiz.

Son olarak, dünyanın en büyük 10 rüzgar üreticisinden 8’inin katılımıyla gerçekleşen bu ihale süreci farklı alanlardaki yatırımcılara emsal teşkil etmesi bakımından nasıl okunmalı?

Yatırımcılar şunu iyi görmeli. Bir taraftan bazı çevreler tarafından verilmeye çalışılan olumsuz mesajlar, diğer taraftan olumsuz mesajlarla uyuşmayan bir reel yatırım ortamı sözkonusu. Uluslararası kredi derecelendirmesi yapan kuruluşlardan Fitch daha Ocak ayında Türkiye'nin kredi notunu düşürerek yatırım yapılabilir seviyenin altına çekmiş, ardından Moody's de Türkiye'nin kredi notu görünümünü negatife indirmişti. Fitch notunu YEKA ihalesinden önceki hafta teyit etmiş ve risklere dikkati çekmişti. Böyle bir ortamda bu ihalede görülen yabancı ilgisi dünyanın en büyük rüzgar üreticilerinin bu notlara itibar etmediği, Türkiye’nin geleceğine güven duyduğunu gösteriyor. Bu durum farklı alanlardaki yatırımcılara da örnek teşkil edecek tabiiki. Bu ihaleyle Türkiye güven tazelerken uluslararası derecelendirme kuruluşları için bir güven kaybı ortaya çıktı. Bundan sonra yatırımcısı da değerlendirme kuruluşu da Türkiye’ye daha olumlu bakacaktır. Bu düşünceyle genel anlamda yatırım ortamı açısından olumlu bir döngüye gireceğimize inanıyorum. 

Önce Vatan Gazetesi

Son Güncelleme: 07.08.2017 13:44
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.