Doktorlar ne ister?

Melda Zirek'in röportajı için tıklayınız...

Doktorlar ne ister?

Melda Zirek'in röportajı için tıklayınız...

11 Ekim 2018 Perşembe 14:39
572 Okunma
Doktorlar ne ister?

Son günlerde ülkemizde ve Dünya genelinde şiddet artış göstermeye başladı. Özellikle de sağlık biriminde bu durum göze batmaktadır. En son yaşanan vahşette kurban giden değerli hocamız Dr. Fikret Hacıosman’ın yakınlarına sabır kendisine de rahmet diliyoruz. Oyun ve masal terapisti Dr. Serhan Doğan ile yaptığımız röportajda bu konuyu irdeledik. Gelin hep birlikte okuyalım.

Son zamanlarda artan sağlıkta şiddet hepimizi derin yaralıyor özellikle son yaşadığımız olay olan Değerli büyüğüm Psikiyatrist Dr. Fikret Hacıosman Hocamızı kaybımız bizi yaşadıklarımızla ilgili düşünmeye sevk etti.

Fikret Hocam Türkiye’nin yetiştirdiği önemli değerlerden biriydi. Ayrıca Fikret hocanın kızı meslektaşım dostum arkadaşım Zeynep’ten dolayı acımızı iki katı hissettik. Sağlık alanı müthiş derece kaotik bir alan. Şiddet; cinayet, işkence, darbe, vuruş ve etkili eylem, savaş, terör, baskı, sindirme, tehdit, şantaj vb. tüm davranışları kapsayabiliyor.

Şiddet küresel bir halk sağlığı sorunu haline geldi. İnsanlık tarihi kadar eski olan şiddet olgusu, birçok bireysel ve toplumsal öge ile birlikte karmaşık bir yapı ortaya koymaktadır. Bu nedenle de şiddet olgusunu tanımlamak ve ortaya çıkarmak kolay değildir. Kendini çok farklı biçimlerde gösterebilen şiddet olgusu, günümüzde yaşamımızın bir parçası haline gelmiştir.

İletişim kanallarının yaygınlaşması ile dünyanın hemen her yerindeki şiddet çok daha görünür hale gelmiş ve dünya üzerindeki şiddetin boyutları ortaya çıkmaya başlamıştır.

Şiddet, etimolojik olarak, sertlik, aşırılık, kuvvet, zorbalık, güç derecesi, zarar verme vb. anlamlarda kullanılmaktadır.

Bu anlamda şiddet veya yeğinlik, gücün istismarını ve hak ihlalini ifade eder. Şiddet kavramına dönük birçok tanım yapılmış olmakla birlikte genel olarak; Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)’nün; “Bireyin kendisine, bir başka insana, bir gruba ya da bir topluma yönelik fiziksel ya da ruhsal zarar verme ihtimalini artırması, engelleme, yoksunluk ve ölüme dönük olarak fiziksel gücün, tehdit amaçlı veya gerçekten doğrudan ya da dolaylı yollarla kullanılmasıdır.” tanımı kabul görmektedir.

Yine Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve Uluslararası Hemşireler Birliği (ICN)’ya göre sözel/psikolojik ve fiziksel şiddet şöyle tanımlanmıştır: “Bir kişi veya gruba karşı fiziksel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve sosyal gelişimine zarar verebilecek şekilde fiziksel güç kullanımı  tehdididir. Kötü söz ve taciz de bu kapsamda değerlendirilir.”

Günümüzde şiddete her alanda rastlanmakta. Altında yatan sebeplere bakıldığında, şiddetin özendirilmesinden hukuki olarak yeterli yaptırımların bulunmamasına kadar pek çok sebep gözlenebilir.

Toplumun her kesiminde varlığını gösteren şiddet olgusu bazı alanlarda daha sık karşımıza çıkıyor.

Özellikle, yoğun iş yükü, stres ve kaygının bulunduğu sağlık sektöründe şiddet olaylarına daha fazla rastlanılıyor. Araştırma sonuçları, sağlık alanında hizmet verenlerin diğer iş alanlarında çalışanlara göre 16 kat daha fazla saldırıya uğradığını gösteriyor.

Yaşanan bu şiddet olayları hasta ve hasta yakınları açısından ayrı ayrı değerlendirilmeli.

Hastalar açısından doktorlar ve sağlık çalışanlarını, canlarını ya da çok sevdikleri yakınlarını emanet ettikleri hayat kurtarıcı olarak görülüyor. Doktorlar açısından hasta ve hastalıklar, yaptıkları işin en önemli öznesi. Tedavi süreci ve hastalığın aşamaları çok ağır ve zor şartları içeriyor olsa da hasta için tek merkez kendisi.

Bu anlamda doktorlar açısından herhangi bir hasta ya da hastalık olarak görülen iş süreçleri hastalar açısından benmerkezci bir tutumla zaman zaman gerçekten uzak beklentilere oluşturmalarına yol açabiliyor.

Kendi hayatını ya da sevdiklerini kaybetme korkusu ve buna bağlı oluşan yüksek kaygı duygularını kontrol etmekte sorun yaşayan bireylerde fiziksel ve psikolojik şiddete yol açabiliyor.

Kişiler, kendilerinden başka insanların da aynı sağlık personelinden hizmet almak için beklediğini ve herkesin sağlığıyla ilgili yardım almak için orada olduğunu dikkate almadan hekime yükledikleri aşırı beklentinin karşılanmamasıyla birlikte şiddete başvurma eğiliminde olabilirler. Doktorun görevini ihmal ettiği düşüncesi ve yanlış tedavi gibi hastanın mağdur olduğu durumlar ise bu eğilimi artırabiliyor.

Hasta ve doktor arasındaki iletişim sıkıntısı şiddetin ana faktörlerinden biri. Doktor tarafından etkin bir şekilde dinlenmediğini düşünen hasta ve hasta yakını bu duruma aynı yetersiz iletişim biçimiyle yanıt verdiğinde son derece tehlikeli bir çatışma ortamı doğuyor.  

Kurbanın kendine yönelik değer duygusuna, benliğine, saygısına zarar vermeyi, korkutmayı hedefleyen; kendisini güçsüz ve aciz hissetmesine neden olan ve şiddete başvuran kişinin, şiddet mağdurunu kontrol altına aldığını hissetmesini amaç edinmiş bir şiddet türüdür.”

Psikolojik şiddet azarlama, alaya alma, küfürlü konuşma, hakaret, incitici söz, tehdit, gözdağı, kabadayılık, küçük düşürücü veya aşağılayıcı söz söyleme gibi her türlü duygusal ve fiziksel olmayan şiddeti kapsamaktadır. Tanımlanmasındaki ve gözlenmesindeki zorluk nedeniyle psikolojik şiddetin boyutu kestirilemez. Bireyin psikolojik sağlamlığını ve yılmazlığını bozan, çaresizliğe iten, kendisini baskı altında hissetmesine neden olan her durum psikolojik şiddet aracı olarak nitelenebilir.

Ayrımcılık yapmak, küçük düşürmek, manevi baskıda bulunmak, alaycı görmezden gelme psikolojik (duygusal) şiddet davranışlarına örnek olarak gösterilebilir.

Şiddeti, psikolojik (duygusal) şiddetin nedenlerine, sıradanlaşmasına giderek meşrulaştırılmasına dönük şu tespitte bulunmuştur: “Duygusal şiddet daha çok psikolojik temellere dayanmaktadır. Bu şiddet türü de yine güç ilişkisine dayanmaktadır. Daha çok duygusal sınırlamaları, psikolojik yıpratmaları ve en önemlisi şiddete maruz kalan birey (ya da grup üzerinde) görünmez ‘kontrol’ mekanizmalarını içermektedir. Hem fiziksel hem de duygusal şiddet, yaşam boyunca süreklilik kazanmakta, yine çocuklar üzerinden bir davranış biçiminde bir nesilden diğerine aktarılmaktadır. Öyle ki şiddete maruz kalan birey bu durumu içselleştirmekte, hatta durumu ‘normal’, ‘kendi suçu’ şeklinde algılamakta, yakınmamakta ve yardım talebinde bulunmamaktadır. Bazı durumlarda ise yardım talebinde bulunsa bile duygusal şiddeti ‘normal’ gören toplumsal değerlerle karşılaşmaktadır.”

Sağlık Çalışanlarına Yönelik Artan Şiddet Olaylarının Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu’ nun Ocak 2013’ te yayımlanan Raporunda, yapılan tüm çalışmalarda ve literatürde, sağlıkta yaşanan şiddetin toplumda yaşanan şiddet ve sorun çözme anlayışının bir parçası olarak sosyal bir sorun olarak kabul edilmesi gerektiği vurgulanmakla birlikte, araştırmalardan derlenen sonuçlara göre sağlıkta şiddetin nedenleri şu şekilde tespit edilmiştir:

1- Mental ve davranış bozukluğu, 2- Eğitim düzeyi düşüklüğü ve kurallara uymama, 3- Çok sayıda muayene ve test yapılması, 4- Stresli hasta yakınları ve kalabalık, gürültülü ortamlar, 5- Hasta ve hasta yakınlarının aşırı istekte bulunması ve memnuniyetsizlikleri, 12 ANALİZ 6- Uzun bekleme süreleri, 7- Sağlık çalışanı eksikliği, 8- Yanlış anlamalar, iletişim problemleri ve kişisel sorunlar.

Ayrıca, yukarıda sayılanlara ilaveten, yapılan pek çok çalışmada sağlık çalışanlarının (özellikle doktorların ve hemşirelerin) zamanının kısıtlı olması, uzun çalışma sürelerine bağlı olarak yorgunluk, basında çıkan provakatif içerikli yanlış haberler, yetersiz güvenlik ve polis desteği, krizleri yönetmede yetersizlik, hasta ve yakınları ile yalnız kalma, silah ve yaralayıcı aletlerin taşınmasının kolay olması, hastalara/ hasta yakınlarına, sağlık çalışanlarına ait kişisel özellikler de sağlık çalışanlarına şiddetin nedenleri arasında sayılmaktadır. İnsan doğasında var olan “şiddet uygulama” eğiliminin, yararlı alanlara/faaliyetlere yönlendirilememesi, çocukluktan itibaren sorunları şiddet kullanarak çözme alışkanlığının pekiştirilmesi, gençlerin televizyonda her gün onlarca şiddet sahnesi seyrederek yetişmeleri, toplumsal ahlakta, gücü kutsayan değişim ile “güçlü olanın haklı olduğu” fikrinin yaygınlaşması ve genel olarak sorunları açıklıkla konuşma, dinleme ve empati alışkanlığının pek olmaması, bir sorunla yüzleşen bireyleri hemen şiddete yöneltmektedir

Doktorların istekleri gerçekten sadece huzurlu çalışmaktır.

“Düştüklerimiz değil kaldıklarımızı saymaya devam edelim.”

Röportaj: Melda Zirek

Önce Vatan Gazetesi

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.