Ayın Konuğu – Can Aldıç

SENEM ANATACA'nın röportajı için tıklayınız...

Ayın Konuğu – Can Aldıç

SENEM ANATACA'nın röportajı için tıklayınız...

03 Ekim 2018 Çarşamba 17:08
238 Okunma
Ayın Konuğu – Can Aldıç

Röportaj : SENEM ANATACA

Gelişim ile Hukukumuz köşemizin aylık yayınlanacak olan “Ayın Konuğu” röportajlar serisinde, aramızdan birilerinin hikayelerini dinleyeceğiz. Çünkü onlar; elle tutulur, gözle görülür, gerçek, organik, otantik ve spontane. Herhangi bir ticari kaygıyla parlatılıp daha cazip hale getirilmemiş ve gayesi içimizdeki hayat enerjisini bazen yeniden alevlendirmek bazen yükselmesine vesile olmak bazen de sadece yeniden ziyaret etmek.

Serimizin ilk konuğu Can Aldıç;

Can, Birleşik Arap Emirlikleri’nin Dubai emirliğinde, Ibn Battuta Gate Hotel bünyesindeki Yanni Salon’da bay ve bayan kuaför olarak çalışıyor bunun yanında moda haftalarının ve magazin çekimlerinin de aranan ismi.
Ayakları yere basan, nazik, sakin, hep gülümseyen ve başarılı bir genç. Hayatını şekillendirirken aldığı cesur kararları, hiç vazgeçmeden içsesini takip eden mütevazi bir yapısı var. Müşterileriyle iletişimi çok güçlü. Bir yandan adım adım hayallerine koşuyor bir yandan da değerlerini nereye giderse yanında götürmeyi ihmal etmiyor.
Gittiğinizde gözlemlebilirsiniz -mesleğine tutkulu birçok insanda da görürsünüz bunu- işin ortasında bir an geliyor genelde son rötuşlara doğru, Can sessizleşiyor, odaklanıyor, gözleri biraz daha büyük açılıyor ve baktığı o detayla bütünleşiyor, sonra kendi içinde “tamam, oldu” diyene kadar yeryüzüne dönmüyor, eserinde kalıyor. Ve “tamam, oldu” anlarında gözleri parlıyor, hafif bir gülümsüyor bazen, bazense ağzından heyecanla kaçıveriyor “çok güzel oldu”.
Anda, her şeyiyle kalmak bu…

Biraz kendinizden bahseder misiniz? Can Aldıç kimdir?

Canım, sen daha çocuksun evine gidip oyun oynaman lazım, çalışamazsın

Aslında her şey lise yıllarımda başladı diyebiliriz. Antakya Atatürk Lisesi birinci sınıftaydım, derslerim çok kötü gidiyordu; hep sokaktaydım, futbol oynuyordum. Annem bu durumdan endişelenip uyarmaya başladı beni “Bir mesleğe gir bari kolunda altın bileziğin olsun.”
Kendime dedim ki “artık okula gitmeyeceğim, liseye devam etmiyorum”. Teyzem öğretmendi, çok karşı çıktı çok doğal olarak. Ağabeyim de okumuştu, benim okulu bırakmamı desteklemediler. Yine de bırakmaya karar verdim.
Okula tasdiknamemi almak için gittiğimde, müdür yardımcım “sana tasdiknameyi tek bir şartla veririm” dedi, “mutlaka dışarıdan liseyi okuyacaksın, tamamlayacaksın”. “Tamam” dedim.
Tasdiknamemi elime alırken ise nereden başlayacağıma dair bir fikrim yoktu. O dönem yakın arkadaşlarımdan biri meslek okuluna gidiyordu, erkek berberiydi ben de yazları onunla takılırdım. Bu fikir aklıma öyle geldi.
Açık öğretimden liseyi okumaya devam ederken, meslek okulunda da erkek berberliğini öğrenmeye başladım. Çalışırken aklımda hep bayan kuaförü olmak vardı. Sanat okulunda, -bu çıraklık eğitim merkezi dediğimiz Milli Eğitim Bakanlığı’nın- “ne olmak istiyorsun?” diye sordular, “bay ve bayan kuaförü olmak istiyorum” dedim, “bizim eğitim sistemimizde öyle ikisi bir arada bir şey yok, öyle de bir salon yok.” dediler.
Antakya’nın en iyi salonlarına gittim, bunu yapabileceğim bir yerler aramaya başladım, kendimi kabul ettirmeye çalıştım. Gittiğim her salon bana “canım, sen daha çocuksun; evine gidip oyun oynaman lazım, çalışamazsın” dediler. Oysa ben okulumu dışarıdan okuyup sanat okuluna da devam ederken çalışabileceğimi düşünmüştüm.
Magazinleri tek tek elden geçirir, beğendiğim saçların detaylarını okurdum.
Antakya’da her yere sormaya devam ettim, küçük birkaç salonu ikna ettim “gelip öğrenebilirsin” dediler. Ben de 3 sene boyunca bir yandan sanat okulumu ve dışarıdan liseyi okumayı bir yandan birkaç salonda birden işi öğrenmeyi denedim. Liseden de mezun oldum, kalfalık belgemi de aldım.
 
18 yaşıma yeni girmiştim, Kıbrıs’a gittim. Kendimi sürekli geliştirmek, iyi bir yerlere gelmek çabamdı ve çok doğru bir yer değildi orası bunun için.  İzmir’e geçtim.
Kıbrıs’ta iyi maaş alırken İzmir’e neredeyse üçte biri maaşa geçmiştim. Ama önemli değildi, benim amacım kendimi geliştirmek, mesleğimin inceliklerini öğrenmekti, iyi yerlere gelmek ve mutlaka salondaki magazin dergilerinde gördüğüm saçlardan yapmaktı.

Magazinleri tek tek elden geçirir, beğendiğim saçların detaylarını okurdum.

Bu saçı kim yapmış yazılardan öğrenir daha sonra sosyal medyadan ekler mümkün olduğunca iletişime geçerdim. Anladım ki benim bu hedefe ulaşmam için mutlaka İstanbul’a gitmem gerekiyordu ama öncesinde de kendimi hazırlamam gerekiyordu. Buna inanıyordum, direk gitsem ezileceğimi düşünmüştüm ve öyle hikayeler de duyuyordum. O yüzden bir sure İzmir de kalıp çalıştım. Oradan da kendime bir şeyler kattım: rahat yaşam, rahat insanlar... Sabahları salona geldiğinizde güne bu enerjiyle bir başlangıç yapıyor, müşterilerle arkadaş ilişkisi kurabiliyorsunuz. Antakya da çok hoştu, güzeldi ama İzmir biraz farklıydı benim için. İlk gittiğimde zorlanmıştım çünkü orada kimsem yoktu, ailem yoktu, akrabam yoktu. Çat kapı gidip on beş gün boyunca salon aradım, kendime kalacak bir öğrenci evi ayarlamıştım; yaşamadığım öğrencilik ortamını da o evde tatmış oldum, güzeldi.

Çok da hazır hissetmiyordum ama istemekten de kendimi alamıyordum.

Severek çalışıyorduk, işler çok iyi gidiyordu ama ben kendime sosyal medya üzerinden İstanbul’da bir bağlantı arıyordum, bir şekilde Gökhan adında bir arkadaşımı buldum. Benimle aynı yaşlardaydı, dergilere ve moda haftalarına çalışıyordu. Ona çok özeniyordum, kendime idol olarak almıştım onu.
Antakya’ya döndüm, 2-3 ay çalışmadım, İstanbul’a gideceğimi düşünerek hazırlandım çünkü bir şekilde gideceğimi biliyordum. Arkadaşım da sonunda “haydi gel” dedi ve ben yine çat kapı gittim.
İstanbul’a gider gitmez kendimi Mercedes-Benz Fashion Week’de buldum. Evet, istiyordum ama benim için inanılmaz bir şeydi, bu kadar çabuk olması. Arkadaşım hazır olup olmadığımı sordu, tamam dedim ama şaşkınlık içindeydim. Salon başka bir şey, orası başka bir şey. Kendi kendime hazır mıyım diye sorduğumda çok da hazır hissetmiyordum ama istemekten de kendimi alamıyordum.
Üç-beş gün orada çalıştık ve benim vizyonum asıl orada değişti. Salon konseptinden çıkıp tamamen moda saçları yaparak trendi gerçekten burada yakalayabileceğimi ve kendimi ne yönde nasıl geliştirebileceğimi anlamıştım. Birçok ünlü isimle tanışma, onların saçlarını yapma fırsatım da ilk orada oldu. Aynı zamanda, magazin çekimlerine ve sektöre yön veren saç ve makyaj artistlerinin bulunduğu ortamdı, onlarla bağlantı kurmak, 3-5 gün için bile olsa onlarla arkadaşlık etmek benim için en büyük armağandı.
Başarının mutluluk getireceğine inanlardan oldum.
Arkadaşım Gökhan’la birlikte devam edeceğimizi düşünüyorduk. O sırada, Dubai’de bir arkadaşım vardı ve benden bir sene önce gelmişti, bana bir fırsat yarattı, “neden olmasın” dedim, nasıl olsa beraber çalışacaktık, bir şekilde devam edebileceğimizi düşünerek Dubai’ye geldim. Ve şimdi hala çalışmakta olduğum Yanni Salon’da işe başladım.
 
Sürekli kendimi geliştirme çabam olduğundan Türkiye’deki ortamı burada da yakalamak istedim. Türkiye’den bağlantılarımı burada da ilerletmek istedim. Bu şekilde ilk etapta müşteri kitlemizi oluşturduk ama bir şekilde dergi çekimlerinde, organizasyonlarda ve moda haftalarında yine yer almak istediğim için sürekli yeni bağlantılar kovalamaya devam ettim. Çünkü oraların heyecanı başka bir şeydi, oralardan ilham aldığımı hissederdim, hala daha öyledir.
Gelişme çabam beni hep oralara itiyordu, oradayken kendimi hep orada kalacakmışım gibi hissediyordum ama yine salona dönüyordum çünkü salonda da müşteri potansiyelim vardı. Ve her müşterim geldiğinde, memnun ayrılıp enerjimi yansıttığımı dile getiriyordu, sürekli geliyorlardı. Salonda artan müşteri sayım dışarıdaki müşteri potansiyelimi de gitgide artırıyordu. Ve bu şekilde, ikisini de bırakmak istemediğim, iki potansiyelimi de tutmak istediğim bir şey oldu sonunda.
Küçüklüğümden beri benim için kendimi geliştirmek ve başarılı olmak bir hedefti. Hep başarının mutluluk getireceğine inananlardan oldum. Aslında benim için en önemlisi; başarılı olmak ve başarılı olduğumda yaşadığım o histir. Her insanın kendisine göre mutluluk tanımı başkadır ama benim için mutluluk, kesinlikle başarılı olmaktır. Başarılı olduğumda birçok şey zaten onu takip ediyor diye hissediyorum özellikle de mesleğimde. Bir şeyler yapmış olmak için değil, okulu bırakma pahasına bile olsa tutkumu buldum onu takip ettim. Saç yaparken de müşterilerimden bu tutkuyu gözlemlediklerini duymak ve bu tutkuyla işimi yapıyor olmak en büyük başarımdır.

Hep şekerler hep iyi şeyler içinde yaşayacağımızı düşünürdük.

Çok güzel bir akış içindeydiniz Can, hiç bölmek istemedim sadece birkaç not aldım onları biraz daha detaylandırmak isterim. Lisede okulu bırakmaya karar vermek kolay bir karar değil. Hani o ilk adımlarda hep bir kilitleniriz. Üstelik o adım kabul gören bir şey değil, gayet norm dışı! Okul hayatinizi tehlikeye atmak büyük bir risk, dışarıdan okul bitirmeye motivasyon sağlayamayabilirdiniz, iş bulamayabilirdiniz. Nasıl çıktı bu karar? Mutlaka o dönem, arka planda başka bir şeyler oluyormuştur ki, bunu göğüslemeyi göze alabilmişsinizdir diye düşünüyorum, neydi o?

Şöyle ki, 12-13 yaşlarıma kadar, ağabeyimle biz, hep böyle iyi koşullara sahip varlıklı bir aile olacağımızı, iyi ortamlarda bulunup iyi okullara gideceğimizi, hep şekerler hep iyi şeyler içinde yaşayacağımızı düşünürdük. Durumumuzun çok iyi olduğu zamanlardı, babam esnaftı, birkaç süpermarketimiz vardı ve hep öyle süreceğini düşünürdük.
13 yaşımdan sonra babamın işlerinin kötüye gittiğini fark ettik, ne kadar ihtiyaçta olduğumuzu anladık, ciddi bir maddi sıkıntımız olmuştu. Annem de aslında hep o yüzden elimde bir mesleğim olsun, olur da okulda başarılı olamazsam kendimi ayakta tutabileceğim bir şey olsun istemişti.
Hiç tanımadığım yerlere ve insanlara rağmen okulu bırakıp yola çıkartan şey büyük ölçüde bu maddi sıkıntılardı. Çünkü babamın ve annemin ne kadar zorluklar çektiğini görüyordum ve ağabeyim de aynı yollardan geçti gerek kendisine gerek ailesine katkıda bulunarak büyüdü. Zaten ilk Kıbrıs’a gidişimi de babamın desteklemesinin sebebi bir şekilde aileye destek olmamı sağlamaktı.

Yetenekleri benden üstün, başarılı insanlarla olmak isterdim.
 
Aslında liseyi dışarıdan okumaya çabalarken geçiminizi kazanmaya başlamışsınız, buna rağmen dışarıdan okumaya neden devam ettiniz?

Hem teyzemin hem okuldaki müdür yardımcısı ve öğretmenlerimin, sevilen bir çocuk olmam sebebiyle benim iyiliğimi düşünmesi ve bir şekilde lise mezunu olmamı istemeleri sebebiyle büyüklerimi dinlemek, onları da kırmamak adına bitirdim. Kesinlikle okurken de bir gün bu okulu bitiririm; başka bir meslek sahibi de olabilirim diye bir şey hiç aklımda olmadı. Aklımda net ve kesin olarak kuaför olacağım, iyi saçlar yapacağım ve bu alanda kendimi geliştirip başarılı olacağım vardı.
Mükemmeliyetçiyimdir, aslında ben her konuda. Ne yaparsam yapayım, onun en iyisini yapmam lazım ama sırf kendim için, birilerine ispatlamak için değil. Bazen belki bu konuda agresif olabilirim hani iyi bir şeyler yapılmazsa bu konuda en yakınıma bile tepki verebilirim. Ve ilk mesleğe başladığım çıraklık dönemimde bile asla pasif iş arkadaşları tercih etmezdim, hep böyle yetenekleri benden üstün, başarılı insanlarla olmak isterdim ve ben de onları geçme çabasıyla kendime bir şeyler katmayı umardım. Hep en büyük farklarımı böyle kendime kattım.

Dergi çekimlerinden, moda haftalarından ve bir yandan da salonda çalışmaktan bahsettiniz. Kulağa çok yoğun bir tempo gibi geliyor, yorucu olmuyor mu?

Yok, yorucu olmuyor çünkü zaten böyle olmasını istiyorum. Sadece salonda kalırsam kendimi kutuplaşmış hissediyorum. Dışarıya çıktığımda da oradan ilham aldığımı ve salonumda müşterilerime yansıttığım enerjimin buradan geldiğini düşünüyorum.

Başarının mutluluk getireceğine inanıyordum dediniz, getirdi mi?

Evet, evet!

Antakya; birçok dinin, ırkın ve kültürün birleştiği bir hoşgörü yeri

Antakya’dan bahsettiniz gözlerinizde pırıltıyla, çocukluğunuzun Antakya’sından ve insanlarından da bize biraz bahseder misiniz?

İşte bu çok güzel. Anneannemler, Kurtuluş Caddesi’ndeki Fransızlardan kalma, eski konaklardan bir tanesinde kalıyorlardı. 15-16 yaşıma kadar zamanım hep oralarda geçti. Mesela anneannemlerin karşısındaki komşusu Hristiyan’dı ve benim en yakın arkadaşlarımdan bir tanesi Jean Pierre’di. Noel akşamlarında anneannem onları ziyarete giderdi, onlar da kurban bayramlarında bize ziyarete gelirlerdi. Antakya; birçok dinin, ırkın ve kültürün birleştiği bir hoşgörü yeri. Farklı kültürlerin olduğu, hiçbir şekilde ayrımcılığın olmadığı, kendimize sürekli değerler kattığımız ortamlarımız vardı. Kimseyi yargılamadan, hiçbir şekilde farklı görmeksizin, dilini, nereli olduğunu hiç önemsemeksizin hep beraber ve samimi bir şekilde büyüdüğümüz bir ortamdı. Bende o gözlemlediğiniz değerler, güler yüzlülüğümüz bu kültürel zenginlikten geliyor. Çünkü Antakya’da yöremizin insani, ailemizdeki herkes de zaten hep böyledir.

Hiç çalıştığımı hissetmiyor, düşünmüyorum.

Sizi tanıdığım yıllardan beri genç yaşınıza rağmen hızla mesleğinizde yükselen bir başarı grafiği ile ilerliyor, birçok ünlü ismin Dubai projelerinde de tercih ettikleri ekip listelerinde yer alıyorsunuz. Sizce bu nasıl mümkün oldu, sizi başarıya ulaştıran neydi?
 
Öncelikle bu yorumunuz için çok teşekkürler, Senem Hanım. Bu kadar kısa sürede gelişsin, şu yaşıma geldiğimde şurada olayım diye bir öngörüm hiç yoktu, hakikaten. İşine ne kadar emek verir ne kadar inanırsak ve çok istersek o kadar hızlı sonuç aldığımıza inanıyorum. Yapmış olmak için değil, bir yerlerde bulunmak için değil gerçekten o işi yapmak istediğim için ve işi yaparken de tutkuyla yaptığım içindir. Yani size şöyle bir örnek vereyim: bir şeye öfkelendiğimde bile, saç keserek saç yaparak rahatlıyorum. Bir yaşam tarzı bu, bir hobi; hiç çalıştığımı hissetmiyor, düşünmüyorum. O yüzden de hiçbir şekilde yorulmuyorum çünkü ben bir hobiyle ilgileniyormuş gibiyim işimde.
Biraz da şansıma bağlıyorum. Sürekli bağlantı kovaladığımı söylemiştim. Dubai’ye ilk geldiğimde Armani Otel’de bir organizasyon vardı, bağlantı bulup iletişime geçtim. Otelde aşağıda 20 makyaj artisti ve 20 kuaför bekliyorduk. Bizi dağıtacaklardı yukarıdaki odalara hazırlıklar için, ben zaten bilinen yerli kuaförleri ve artistleri, ünlülere gönderirler biz de diğerleri ile ilgileniriz diye düşünürken, yine de çok heyecanlıydım, elim ayağım karışıyordu acaba nasıl bir iş tecrübesi yaşayacağız diye. Bana oda numarası verdiler, odada bekleyen yüzü tanıyordum, modeldi ama tam çıkartamadım. Saçını yaparken sohbet etmeye başladık, Türk olduğumu duyunca “çok Türk arkadaşım var, birisi de Mert Alaş” dedi. Mert Alaş, dünyaca ünlü bir fotoğrafçı! O an birlikte çalıştığım modelin de dünyaca ünlü süper model Mariacarla Boscono olduğunu anladım. Birçok markanın reklam yüzüydü. Yan odadan çalıştığım kişi ise süper model Malgoisa Bela idi. Dubai’de ilk çalıştığım isimler onlar oldu. Sonra bunun reklamı sosyal medyada duyuruldu, bu alan öyle açıldı. Bilirsiniz, eğer birkaç ünlü isimle çalışırsanız, diğerleri de sizinle çalışmak ister çünkü iyi geribildirim almışlardır. Zaten olumsuz geribildirim veriliyor olsa, müşteri bir daha gelmezdi.

Yükselirken alçalmayı da bilmek lazım.

Bizi aslında bugün burada bir araya getiren kuaförlükteki başarınızın yanında, müşterilerinizle kurduğunuz saygı, sevgi ve nezaket üçgenindeki ilişkileriniz. Buradaki bu alçakgönüllülük. Hayat amaçlarını teker teker gerçekleştiren biri olarak özünüzdeki bu değerleri korumayı nasıl başarıyorsunuz?

Özellikle böyle olmasını planladığım yok aslında, içimden geldiği gibi davranıyorum. İşimi yapıyorum ama sadece işimi yapayım diye başına geçmiyorum. Yani insanlarda enerjimle bir etki bırakmak istiyorum. Onun dışında, hoşgörü, nezaket, sevgi bunlar hepsi zaten benim büyüdüğüm yerlerdeki kültürel zenginliklerden yararlanmış olmamdan geliyor aynı zamanda mesleğimdeki o saç yaparken ki tutkudan, severek yapmamdan ileri geliyor. Ayrıca insanlara sadece “benim bir kuaförüm var” değil, “beni enerjisiyle de iyi hissettiren biri var” dedirtebilmek amacım. Sadece saç yapmak değil olay. İnsanlar saç yaptırmaya, iyi hissetmek için geliyorlar. Çok iyi bir saç yapabilirim ama asık suratla çalışıyorsam o insanın günü etkilenebilir olumsuz bir şekilde.
Değindiğiniz, mesleğimde yaptığım iyi işlerin, gösterdiğim başarının egosu altında asla kalmak istemem, ben tam tersine çaba sarf ederim. Oldum mu olmadım mı, ne kadar yükseldim bilmiyorum ama her zaman ne olursa olsun, on sene sonra daha da yükselmiş olsam, çok zengin olsam örneğin, kendime söylediğim en büyük söz “yükselirken alçalmayı da bilmek lazım” olmaya devam eder. Benim hedeflerimden bir tanesi budur.

Başarının egosuna girersem kaybedeceğimi hissediyorum.
 
Asıl bunu başarmak değil mi mesele? Egodan yükseldiğiniz anlarda o alçalmayı nasıl başarıyorsunuz yeniden? Ne diyorsunuz kendinize? Neyi hatırlatıyorsunuz? Çünkü birçok insan değerlerini oralarda yitiyor.

Güzel bir soru. Ben de aslında o kilit noktayı, kendimde çok iyi bildiğimden dolayı, eğer ki başarının egosuna girersem kaybedeceğimi hissediyorum. O anda hemen şükrediyorum yaptığım iş için, yapabildiğim için, başardığım için şükrediyorum. Ve her zaman da daha iyisi olsun istiyorum, mesleğim açısından doyumsuz bir adamım, bazen olmuştur diye hissederim, çok beğenilir ama mükemmeliyetçiliğim konuşur ve o olmamıştır henüz benim için. Hep bir ötesi daha iyisi vardır, mutlaka. Pek başardığımı hissetmiyorum bence olay, o.

Sizi de çileden çıkarabilen, hiçbir şeyle mutlu olmayan müşterileriniz oldu mu? Durumu nasıl yönettiniz?

Çileden çıkartan demeyelim de tatsız şeyler oluyor ama çok az. Aslında çoğunluktan farklı olarak ben kaprisli müşteriyi severim. Çünkü kaprisli müşteri zaten sorun yaratan sorun bulandır. İşinizde iyi olduğunuzu gösteren iyi şeyler söylemeniz, onun iyi hissetmesini sağlar, kaprisini bastırır. Gerçekten kaprisli müşteri aslında iyi yönlendirildiğinde, tavsiye edilen yeni şeyleri dinler, yeniliğe açıktır. Ama zaten sakin, mutlu bir müşteri geldiğinde o ne istediğini biliyordur, o daha kolaydır.
Kaprisli durumlar olduğunda da çok sabırlı ve rahat bir insanımdır, bu yüzden. Bu annemden bana gelen bir özelliktir, annem de çok sabırlı bir kadındır, hakikaten.

Hiçbir şey beni pes edecek bir duruma getirmedi.

Geçmişinizde sizi pes etme noktasına getiren anlar oldu mu? Nasıl üstesinden geldiniz?

Yok, hiç olmadı, hiçbir şey beni pes edecek bir duruma getirmedi. Çünkü daha yapacağım bir sürü şey var, şimdiden pes edersem -her şeyin başında hissederken- olmaz. Mesleğimle ilgili hiçbir zaman pes etme noktasına gelmem zaten. Bir gün hiç çalışmaya ihtiyaç duymayacak kadar varlıklı da olsam bir şekilde kendime küçük bir köşe oluşturup saç yaparım ben. Bu şekilde mutluysam, hayatım boyunca da böyle mutlu olurum. En önemlisi de bu değil midir? Günümün 15 saatini işimi yaparak veya düşünerek geçiriyorum geri kalan da uykudur zaten. O halde insan işinde mutluysa hayatı boyunca mutlu olur bu nedenle pes etme noktasına gelmedim, gelmem.

Lisedeyken aldığınız karardan bugüne en çok değiştiğiniz, geliştirdiğiniz özellikleriniz neler oldu?

Aslında, en çok geliştirdiğim mesleğim. Çünkü gayem bu, başarabildiğim bu.
Bunun üzerine değişik birçok yerde çalışmış olmam; gerek Türkiye’de farklı illerde gerek Dubai’de yurtdışı olarak, farklı insanlarla ilişki kurabilmek, birlikte çalışmak ve sohbet etmek en çok geliştirdiğim nokta bu.

Parayla değişen insanlardan olmayacağımı biliyorum.

Peki ya asla değişmedi ve değiştirmem dedikleriniz?

Asla değişmedi ve değiştirmem diye bir övgüm yok ama başarılı olmaktan ve mükemmeliyetçi ruhumdan her ne pahasına olursa olsun, beni yıldırmaya çalışan her ne sıkıntılar çekersem çekeyim, vazgeçmem. Çok daha iyi yerlere gelsem de o iyi yerlerin verdiği olanaklarla, parayla değişen insanlardan olmayacağımı biliyorum.
 
Alçakgönüllü kalmak isterim. Ne olursa olsun kötü bir iş yapayım, başarısız olayım -en çok korktuğum bunlar olmasına rağmen- en kaçındığım şey, o bile değil: egonun esiri, ukala insanlardan biri olmak! Bunu asla istemedim, istemem, bu değişmedi.

Ortaokuldan yeni mezun Can’a bugünün Can’ı seslenirse, ne söyler?

Vallahi, bunu çocukların önünde hiçbir zaman söylemem ama iyi ki okulu bırakıp mesleğe geçmişim, iyi ki o kararı vermişim. İyi ki ezilmişim o zamanlar, iyi ki hayatımdaki o zorlukları yaşamışım ve beni bugünlere getirmiş. Elbette o günlerin de güzel yanları vardı ama bugünlere gelmemdeki en büyük sebep o dönemler o zorlukları yaşamış olmam daha doğrusu yaşamış olmamızdı.
Olumsuz söyleyebileceğim hiçbir şey yok.
Kötü örnek olmak istemem hiçbir çocuğa ama ben liseyi bile sırf büyüklerimin isteği için okudum. Bugünkü mesleğimde bana hiçbir etkisi yok çünkü bizim mesleğimizde sanat okulundan mezun olmak yeterli. Ama şunu diyorum; iyi ki o sokaklarda oynamaktan, sokakta olmaktan kopup mesleğimi öğrenmeye geçmişim. Kendime hep söylediğim şey bu.

Her insanın kalbinin rengini yaşadığına inanıyorum.

Şimdi yolculuk nereye, bugünün yol haritasında Can Aldıç nereye gidiyor?

Açıkçası illaki “ilerleyen tarihlerde şurada olacağım” diye bir şey yok, ama her zaman için kalbimi temiz tutmak istiyorum çünkü sonunda her insanın kalbinin rengini yaşadığına inanıyorum. O yüzden ileride hayatımda olumsuz şeylerin olacağına inanmıyorum. Eninde sonunda bir gün “kendi işim” diyebileceğim, sahiplenebileceğim, -eşim de makyaj artisti olduğu için- eşimle birlikte ailecek işletebileceğimiz bir salonumuzun olması, her halde gidebileceğim en ideal yer orası olur.

Önce Vatan Gazetesi

Son Güncelleme: 03.10.2018 17:33
Anahtar Kelimeler:
Can AldıçSenem Anataca
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.