Geride kalan 2016 yılının, tarihte yerini alacak en önemli olaylarından birisi şüphesiz 15 Temmuz darbe girişimidir. Bu girişimin gerçek amacı, arkasındaki güçler, devlet içine sızmış olan kolları vb. hususlar yıllarca tartışılacak, soruşturulacaktır. Belki de birçok temel soruya hiçbir zaman tatminkâr cevap verilemeyecektir. Darbe başarısız olduğu halde 2017 başı itibariyle açığa alınan kamu görevlilerinin sayısı yüz bin civarında olup tutuklananlar onbinlerle ifade ediliyor. Açığa alınan veya tutuklananların önemli bir kısmı emniyet mensubudur. Buna karşın darbeci örgütle bağlantılı bir polisin Rus büyükelçisini öldürmesi mücadele hesaplarını altüst etti.

15 Temmuz darbe girişimi başarısız olduğu halde 1960 veya 1980 darbeleri gibi Türkiye’nin tarihinde önemli bir dönüm noktası olmaya adaydır. Belirtmek gerekir ki başarılı olanlar yanında tarihimizde başarısız darbe girişimleri de oldukça fazladır. Ancak bunların literatürdeki yeri doğal olarak daha kısıtlıdır. 15 Temmuz sürecinde siyasi literatüre giren PYD’den (Paralel Devlet Yapılanması), devlet yönetimini ele geçirmekten öte çok daha uzun vadeli hedefleri olup önemli derecede altyapı kurmuş oluşum kastedilmektedir. Devletin bünyesini yok etmek üzere olan bu tümöre dur denilmiştir ve temizlik başlamıştır. Ancak tıpkı habis urları kesilen hasta gibi devlet bünyesinde de birtakım zafiyetlerin yaşanması normal karşılanabilir. Bu aşamada at izinin it izine karışması yani cezalandırılması gerekenlerle ile suçsuzların, aldanmışların karıştırılması ayrı başağrısı olmaya devam edecektir. Ancak gerçek suçlular, bir şekilde diğerlerinin cezalandırılmasını sağlarken kendilerini gizlemeleri de sonsuza kadar gitmeyecektir. Bu yazıda birçok boyutuyla yıllarca sürecek olan tartışma veya yargılamalardan çok bu girişim vesilesiyle gündeme gelen “Darbelere Oryantalist Bakış”ı ele alacağım.

Öncelikle Oryantalizmin, sömürgeciliğin öncü karakolu olduğunu hatırlatalım. Çağdaş emperyalizmin temellerinden biri, hedef ülkenin veya halkın zayıf yönlerini tespite dayanmaktadır. Bu bağlamda tarih, sosyoloji, sosyal psikoloji, siyasal kültür gibi sosyal bilim alanlarında asırları aşan araştırmalar, bu araştırmalara dayanan projeler sözkonusudur. Birçok darbe önemli ölçüde Oryantalist projenin ürünüdür ki 15 Temmuz’da da bunun izlerini görmekteyiz. Ancak burada projenin asıl önemli tarafı, darbe veya girişiminden sonra servis edilen algı operasyonudur. Türkiye’nin demokratik siyasi hayata geçmesinden sonra on yılda bir darbeyle karşı karşıya kalması, Türk siyasi hayatının değişmez bir kanunu olarak kabul edilir. Ve bu darbeci geleneğin temelinde ise binlerce yıllık mirası ile Türk-İslam kültürü olduğu iddia edilir. 

Mevcut yönetime karşı gayr-i meşru yollarla harekete geçmek, kan dökerek ayaklanmak, neticede devlet yönetimini ele geçirmek, Türk-İslam toplumlarında karşı konulamaz baş olma şehvetinin doğal bir sonucu olarak takdim edilmektedir. Böylece batı emperyalizminin diğer ülkelerde kendine bağlı cuntalar üzerinden hedef coğrafyayı sömürmesi, “bilimsel” Oryantalist analizlerle gizlenmiş olur. Osmanlıdan günümüze İngiltere ve ABD kaynaklı ayaklanma, ihtilal ve kan dökme planlarının bu ülkede sebep olduğu can ve mal kaybını hesaplamaktan, herkesin ulaşabileceği yerlerde bulunan sözkonusu ayaklanmalardaki bağlantıları ortaya koymaktan genellikle kaçınılmıştır. Hatta bu gibi gerçekleri ortaya koymanın adı komplo teorisi üretmek olmuştur. Bunun yerine toplumsal-siyasal-sınıfsal analizlerle sözkonusu darbelerin halkın örf ve adetlerinin bir sonucu olduğu yönünde kanı oluşturulmaya çalışılmıştır.

ABD başkanlarından Reagan’ın güvenlik danışmanı Luttwak, darbenin nasıl yapılacağına dair bir kitap yazmıştır. Özellikle yeni kurulan ülkelerde darbe yapmanın ABD için ne kadar kârlı birşey olduğunu anlatan Luttwak, mesela İngiltere’de de bunu yapabileceklerini ancak İngiliz halkının iktidarın yasal temelleri ve meşruiyeti konusunda köklü bilince sahip olduğunu, bu yüzden İngiltere’deki darbenin başarıya ulaşamayacağını ekler.

Bu bağlamda Türkiye’nin durumuyla ilgili şu bilgiyi verelim: Son bir asırda Brezilya, Şili, İspanya ve özellikle eski sömürgelerde yüzlerce darbe gerçekleşmiştir. Darbeci yönetimler yıllarca iktidarda kalmış, adeta ülke siyasetinin parçası haline gelmiştir. Ülkemizde de birçok başarılı darbe yapılmıştır. Ancak “Karşılaştırmalı Siyaset” kitaplarında Türkiye’de askeri yönetimin hiçbir zaman kalıcı olarak kurulamadığını, çünkü üç yılı geçmeyen bir darbeci/askeri yönetimin geçici kabul edildiğini yazar. Bütün hazırlıklara, dış desteklere rağmen Türk halkının silah zoruyla gelen bir yönetime kredi açmadığı gerçeği bu halkın milenyumu aşan siyasi kültürünün sonucudur.

Netice itibariyle darbelerin gerçek nedenlerine ulaşmak için Oryantalist yaklaşımın gözlerimizi bağlamasına müsaade etmeden gerçekleri kendi gözlerimizle, kendi penceremizden ve elimizin altındaki doğru kaynaklar açısından değerlendirmemiz gerekmektedir. Türkiye’deki bir darbeyi, darbeyi düzenleyen ülke kaynaklarına dayanarak çözmeye çalışmak bir bakıma Oryantalist körlüğe yol açmaktadır.

Bu bağlamda Giresun Üniversitesi’nce düzenlenen “Uluslararası Demokrasi Sempozyumu”nda darbelerin sebepleri, sonuçları, düzenleyicileri, destekçileri konusunda önemli tebliğler sunuldu. Prof.Dr. Betül Karagöz Yerdelen ile Yrd.Doç.Dr. Abbas Karaağaçlı’nın gayretleri ve başta şehrin valisi olmak üzere her kademeden destek ve işbirliğiyle düzenlenen bu bilimsel faaliyete, yurt içi ve yurt dışından yüzü aşkın akademisyen ve araştırmacı katıldı. Tebliğler kitabı 31 Aralık tarihi itibariyle internette yayınlanmış durumda. Sempozyum ile Karadeniz’in yeşil kenti Giresun’un üniversitesinde bu çapta bilimsel faaliyetin başarıyla yapılabildiğini görmemiz yanında rektöründen araştırma görevlisine akademik kadrosu ve önemli bir bölümü yabancı uyruklu olan öğrencileriyle başarılı bir eğitim kurumunun varlığına şahit olduk.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Betül Karagöz Yerdelen 2017-01-04 17:29:40

http://iibf.giresun.edu.tr/index.php?id=477