Üç yılı kadrolu, yaklaşık dört yılı geçici olmak üzere yedi yıl öğretmenlik yaptım.”Öğretmenim canım benim” şarkılarıyla idealize ettiğimiz mesleğin mensuplarını ve milli eğitim faaliyetinin nasıl işlediğini yakinen gördüm.
Gençliğin verdiği heyecan ve idealizmle, fedakarane duygularla başlanan mesleğin daha başlangıç yıllarında insana nasıl havlu attırdığını, öğretmenin aslında sosyal itibardan çok nasıl sosyal terörün hedefi haline geldiğini/getirildiğini üzülerek gözlemledim.
Milli eğitimizde bakanlık makamındaki her değişimde müfredattan yapılanmaya kadar yığınla “yenileşmenin” “büyük reform” ibaresiyle paketlenerek “hayata geçirildiğini” biliyoruz. Bu neredeyse bir adet oldu çıktı. İsmet Paşa’ya atfedilen bir söz vardır; “Öğretmen, imam, astsubay. Bu üç mesleği elinde tutan toplumu elinde tutar.”
Paşa bu sözü söylemiş midir? Bilemem. Lakin iyi bildiğim bir husus varsa; o da milli eğitimin her zaman politik akımların ve her siyasi iktidarın varlık mücadelesi verdiği bir alan olduğudur.
Politika; Türkiye’nin kimliği, varoluş temelleri, tanımı ve geleceği konusunda asgari bir mutabakata sahip değildir. Her siyasi akımın farklı bir toplum ve devlet tasavvuru olduğundan “insan yetiştirme” davası da iktidarların rengine göre değişebiliyor. 1970’li yıllar; ülkücü, solcu ve İslami grupların en yoğun çekişme alanlarının başında geliyordu öğretmen okulları.Öğretmenler memleketin her tarafına dağılacaklar ve “davalarına” uygun insan yetiştireceklerdi.Devletin hangi insanı,hangi amaca matuf yetiştireceği net olmadığından herkes kendi davasının misyonerliğini yapacaktı sonuçta.
Konunun buraya kadar olan kısmını Cemil Meriç’in ünlü Türkiye tanımlamasına atfen bağlayalım:”Batıya doğru giden bir gemide doğuya doğru yürüyen insanlar...” Rotayı belirleyen kaptan ve ekibiyle yolcular arasında “yön konusunda böylesine bir zıddiyet varsa; “nasıl bir insan yetiştirmeliyiz?” sorusuna verecekleri cevaplar da farklı olacaktır,ister istemez.
Esas konuya gelirsek; aslında “nasıl bir insan yetiştirmeliyiz?” sorusundan çok “insanımızı nasıl yetiştirtmeliyiz?” sorusunu daha fazla önemsiyorum ve bu yazının kaleme alınma sebebini de bu soru oluşturmaktadır.
“İnsanımızı nasıl yetiştirmeliyiz?”..İşte bütün mesele...Eğitim sisteminin çözümlemesi ,netleştirmesi gereken temel sorun budur:”Mili manevi değerlere bağlı”, “çağdaş ve bilimsel düşünen”,”Atatürkçü”, “milliyetçi” ,”devrimci” , “sosyalist”, “İslamcı” vesaire vesaire...” Bunların hepsinin -önemli olmakla birlikte- neticede “hikâye” olduğunu düşünüyorum. Devletin dayattığı her doktrin zaman içinde sığlaşıp yok olmaya mahkûmdur. Devlet gücüyle var olan bir ideoloji, kendini yaşatacak “heyecanı/imanı” çok kısa bir sürede muhakkak tüketir.
Memleketi emanet edeceğiniz neslin “neci” olacağından çok, “nasıl” yetiştirileceği daha önemlidir?
Benim neslim; Nil nehrinin uzunluğundan, Himalayaların yüksekliğine kadar akla hayale gelmeyecek yığınla abukluğun ezberletildiği, unuttuğunda ise “aç elini” komutuyla sopadan geçirildiği bir nesil olarak yetişti. Velinin “Eti senin kemiği benim” lütufkarlığına (!) büyük bir hevesle karşılık veren adeta kasaplaşmış bir sistemin etini soyduğu “kuzuculardık “hepimiz. Şiddetle korkutulduk, sopanın cennetten çıktığına inanmış bir toplumun hoşgörüsü içerisinde dayaktan geçirildik; tabii ki “adam edilmek” için.
Bir gün büyüdük,üniversiteye gittik...Aaa,o da ne?Bir de baktık ki büyümemişiz meğer;biz daha çocuk sayılırmışız.Otoritenin karşısında edilgenleştirilmiş olan ruhumuz kim romantik isyan reçeteleri koyduysa önüne ona inandı ve tamamlanmamış benliğindeki yaraları teslim olmanın sıcaklığıyla tedavi etmeye çalıştı.Bizi ve bizden öncekileri kendince “adam etmek” için sopadan geçiren sistem amacına ulaşamamış;hepimiz başka bir şeyci olup çıkmıştık.Sonrası?...Sonrası malum;yeni edindiğimiz ve büyük bir imanla bağlandığımız mutlak doğrularla vatanı/halkı kurtarma adına kavga,dövüş,ölümler...Ama hiçbir zaman kimse düşünmedi ki; vatan/halk/memleket... Özetle o kurtarmaya çalıştığımız varlık her ne ise,”onu kurtarmak için söyle iki çay içip yarım saat konuşsak ne çıkacak ortaya”, diye?
Bu neden böyle oldu derseniz ; buna çok klişe ve basit bir cevap vermek istiyorum:Çünkü böyle olmalıydı, çünkü böyle yetiştirilmiştik.Bilgi küpü yapma adına ruhumuza sindirilen şiddet kültürü hepimizi “otoriter kişilik “denilen kalıba sokmuştu.Otoriter kişilikle malul olduktan sonra solcu,ülkücü ,İslamcı olmanın bir manası ve farkı da kalmıyordu zaten.
“Ne çocuk ama? Himalayaları bile biliyor be”...Ben bu cümleyi çocuğum için söylenirken duymak istemiyorum.Çocuğumun ilkokul birinci sınıftan itibaren “bilgi” adına malumatfuruş bir müfredatla şartlandırılmasını,ağır ödev yükü altında çocukluğunun yarım kalmasını istemiyorum..
Bir parçası olmaya çalıştığımız Avrupa ülkelerinden hangisi; birinci sınıf öğrencilerini daha ilk dönemde okumaya zorlayıp ,bir yığın ödevle benliklerini yaralıyor?İlkokul;defter kitabın okulda dolaplarda bulunduğu,eve ödev diye bir yükün taşınmadığı,beşinci sınıfa kadar okuma yazma ve dört işlemin öğretildiği bir oyun dünyasıdır.Çocuklara kişilik eğitiminin,ahlak ve erdemin verildiği;kişilikli bireyler olarak yetiştirmenin temellerinin atıldığı yıllardır.
Onların çocukları sade, basitleştirilmiş bir müfredatla “cahil”(!) olarak yetiştiriyor bizim çocuklarımız ise her şeyi bilen âlimler(!) olarak yetiştiriliyor. Bilimsel ve teknolojik düzey itibariyle batıyı beşe katlamamızın sebebi hikmeti de burada yatıyor ya...
Derslik sorunu, öğretmen sayısı, sınıflarda kullanılacak araç gereç, kara tahta, akıllı tahta... İstediğiniz başlığı ekleyin ve çözün; müfredatı sadeleştirmedikten sonra, malumatfuruş/aptallaştırmaya yönelik ezberci modelden vazgeçmedikçe “milli eğitimimizin” dertleri bitmeyecektir.
Şairin güzel ifadesiyle kapatırsak bu uzun bahsi; “kitap yüklü merkep” değil, “düşünen hayvan” yetiştirelim.
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir, teşekkür ederiz.
YORUM YAZ
Yorumlar
Toplam 1 yorum mevcut
metin3 ay önce yorumlandı
üstat yazınız çok güzel. evet daha okul da yetmiyor ilkokul birinci sınıftan itibaren dersaneler ve özel dersler ... okullar yetmezmiş gibi buralardanda bilgi veya bilgisizlik kirliliği devam ediyor. ben çoçuğumu prof olmasını istemiyorum. eğitim bozuk ya diğerleri ... başarılar.
YorumlarToplam 1 yorum mevcut
metin 3 ay önce yorumlandı
üstat yazınız çok güzel. evet daha okul da yetmiyor ilkokul birinci sınıftan itibaren dersaneler ve özel dersler ... okullar yetmezmiş gibi buralardanda bilgi veya bilgisizlik kirliliği devam ediyor. ben çoçuğumu prof olmasını istemiyorum. eğitim bozuk ya diğerleri ... başarılar.