Osmanlı tarihi 623 yıllık süre içeresinde üç kıtada hakimiyet ile son yüzyıllarda emperyalist bir Batılı devletleri çok rahatsız etmiştir. Yani Batılı devletler ekonomik çıkarlarına engel olan devletler içeresinde çeşitli oyunlarla büyük olaylar tezgahlamaya başlamışlardır. Maalesef bu devletlerden en başta geleni de Osmanlı devleti olmuştur. İşte Batılı devletlerin iç işlerimize karışmasıyla devletin ve milletin zarar gördüğü olaylardan birisi! 

“Sultan V. Murat en kısa süreyle tahtta kalan ve hatta Eyüp Sultan Camii'nde kılıç kuşanma töreni yapılmayan tek padişahtır. Büyük umutlarla tahta çıkarılmış ama üç ay sonra da indirilmiştir.

Sultan Abdülmecit'in oğlu olan V. Murat babası ölüp de amcası Abdülaziz tahta geçince veliaht oldu. On yedinci yüzyılın sonunda tahta çıkan I. Ahmet’ten bu yana, yani iki yüz elli yılı aşkın bir süredir Fatih Sultan Mehmet’in kardeşlerin öldürülmesini öngören kanunları uygulanmıyor, tam tersine hanedanın en yaşlı erkek üyesinin tahta geçtiği "ekberiyet sistemi" uygulanıyordu.

Ama buna rağmen saray darbelerinin sıkça görüldüğü, hatta tahttan indirilen padişahlara her türlü hakaretin bile yapıldığı Osmanlı sarayında veliahttın can güvenliğinin olduğu söylenemezdi. Dolayısıyla tahta çıkan padişah her zaman için kendisinden sonra saltanat sırasını bekleyen veliahttı bir tür rakip olarak görür ve denetimi altında tutardı. Sarayların birinde padişahın en güvendiği adamlarının gözetimi altında bir tür yarı tutukluluk halinde geçen hayatı özellikle siyasi ilişkiler kurmasına olanak tanımazdı. Gündelik hayatı ve hemen her türlü ilişkisi tahttaki padişahın izin verdiği biçim ve ölçüler içinde kalırdı.

Tüm bunlar veliaht Murat için de geçerliydi. Amcası Abdülaziz'in Mısır ve Fransa gezilerine katılmasına izin verilmesine rağmen yaşamının pek de serbest olduğu söylenemezdi. Benzer bir yaşam süren hanedan üyelerinin çoğu gibi müzik ve edebiyatla uğraşan, besteler yapan ve içkiye düşkün olan Murat babası Abdülmecit gibi Batı hayranı birisiydi. Fransa ziyareti sırasında Paris'te bulunan Yeni Osmanlılarla görüşerek meşrutiyet ilan etmeye hazır olduğunu bildirmesi Abdülaziz'i çok rahatsız etmiş ve İstanbul'a dönüşte daha sıkı bir denetim altına alınmıştı. Belki can güvenliğini sağlamlaştırmak, belki de Batı'ya olan hayranlığını kanıtlamak için olsa gerek, Mason olduğu, için masonların onu ölümden kurtardığı söylenecekti.

1861'de tahta geçen Abdülaziz'in keyfi, baskıcı ve müsrif yönetimi en sonunda bir saray darbesine yol açtı. Sadrazam Mehmet Rüşdi, Serasker Hüseyin Avni ve Ahmet Mithat paşalarla Şeyhülislam Hayrullah Efendi birlikte hareket ederek Abdülaziz'i tahttan indirince anayasal bir düzen getirmesi için 30 Mayıs 1876'da V. Murat'ı tahta çıkardılar. Topkapı Sarayı'ndan Dolmabahçe Sarayı'na getirilen Sultan Murat'ın ruh sağlığı aslında pek iyi değildi. Ancak tahta çıkınca verdiği sözlere uygun davranacak gibi görünüyor ve meşrutiyet yanlısı paşalar da doğru bir iş yaptıklarına inanıyorlardı. Ancak tahta çıkışını izleyen günlerde sultanın ruhsal dengesini iyice sarsan iki trajik olay meydana geldi.

Abdülaziz tahttan indirilmesinden 5 gün sonra, 4 Haziran 1876'da odasında ölü bulundu. Resmi açıklamaya göre eski padişah tahttan indirilmesini gururuna yedirememiş ve bileklerini keserek intihar etmişti. Ancak bu ölüm hayli kuşkuluydu ve hızla yayılan söylentiye göre eski padişah öldürülmüştü.

İngiliz elçiliğinden gelen bir doktor eski padişahın bileklerinde görülen kesikleri kendi kendine yapmasının mümkün olmadığını söylemişti. Bundan 10 gün sonra ise Serasker Hüseyin Avni Paşa ve Dışişleri Bakanı Raşit Paşa'nın ölümüne yol açan ikinci bir olay daha meydana geldi. Abdülaziz'in en sevdiği karısı olan Nesrin Sultan doğum yaparken ölünce daha önce sarayda görev yapmış olan ağabeyi Çerkez Hasan 14 Haziran’da nazırların toplantı halinde oldukları salona dalmış ve silahıyla rasgele ateş açarak bu iki paşayı öldürmüştü. Hemen yakalanarak idama mahkûm edilen Çerkez Hasan'ın cesedi ibret olması için dört gün boyunca asılı kalmıştı.

Bu iki olay zaten pek iyi durumda olmayan sultanın dengesini iyice alt üst edecekti. Yine söylendiğine göre amcası Abdülaziz'in ölümünü öğrendiğinde bir buçuk gün boyunca kusan V. Murat'ın içine ölüm korkusu düşmüştü ve kendisinden beklenenleri yapamayacağını o da, onu tahta çıkaranlar da yakında anlayacaklardı. Ölüm korkusuyla bunalıma sürüklenen bir padişaha uzun süre tahammül edilebilecek bir zaman değildi; Osmanlı Devleti Sırbistan ve Karadağ ile savaş halindeydi ve meşrutiyetçi paşaların da acelesi vardı. Nihayet akli dengesinin ülkeyi yönetmeye uygun olmadığına ilişkin olarak; “doktorların verdiği bir raporla” tahttan indirildi ve yerine meşrutiyet ilan etmeye söz veren kardeşi II. Abdülhamit geçirildi.

Osmanlı hanedanının en kısa süre tahtta kalan üyesi Dolmabahçe Sarayı'ndan çıkarak hemen yan taraftaki Çırağan Sarayı'nın yolunu tuttu, sıkı bir gözetim altında da olsa daha 28 yıl yaşadı. Daha sonrasında Abdülhamit'in yaptıklarını görünce Murat'ı tahttan indirenler pişman oldular mı, bilinmez. Ama ona bağlı olanlar vardı. Tahttan indirildiği yıl "kafes içinde" yaşadığı Çırağan'dan onu Avrupa'ya kaçırmaya çalıştılar ama beceremediler. İki yıl sonra, Mayıs 1878'de bu kez de Ali Suavi, Çırağan'ı basarak onu tekrar tahta çıkarmaya çalıştı ama bu girişim de başarılı olamadı. 

Kısacası; Osmanlı tarihinde ilk defa bir padişah sonu çok acı olmayan sonuçla yani raporla değişim tahttan feragat ettirilmiştir. Ama V. Murat yine de çok şanslıydı çünkü II. Abdülhamit(kardeşi) gibi merhametin ve şefkatin timsali olan padişahın himayesinde; 29 Ağustos 1904'e kadar İstanbul Boğazı’nın kıyısındaki sarayda kendi hayatını ve kendi hayal kırıklıklarını yaşamaya devam etti.  En güzel olanı ise Batılı devletler oynadıkları bu oyunun sonunu görmekten çok zorlanmışlardır. Çünkü devletin başında bulunan II. Abdülhamit gibi “kurt politikacı” onları 33 yıl oyalayacaktı!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.