banner70
07 Aralık 2016 Çarşamba

Sokak Dili ve Edebiyatı

Güney Güneyan’ın röportajı için tıklayınız...

13 Ekim 2016 Perşembe 16:56
Bu haber 7578 kez okundu
Sokak Dili ve Edebiyatı
Röportaj: Güney Güneyan

Bugün Yener Çevik ile birlikteydik. Çalıştığı yere gittim. Beyoğlu'nda bir yerde. Elbette neresi olduğunu söylemeyeceğim. Sonra bir güzel kulaklarım çınlar. Ne gerek var? Burada boğaz manzarası, martı ve gemi sesleri karşıladı beni. Sonrasında Yener ağabey göründü ileriden. Sohbet anında en başından bu yana hiç çekinmedim, hiç sıkılmadım. Kahve geldi, çay gitti. Sanki aynı evde büyümüş gibiydik. Sanki bir anlık kızmış da şöyle okkalı bir tokat patlatmış, sonra da dayanamayıp 'gel ulan buraya!' diyen bir ağabey gibi samimi, pek bir sıcak karşıladı. Uzun zamandır tanıyordum. Az sonra da sizde onu tüm yönleri ile tanıma fırsatı yakalayacaksınız. Tabii, henüz tanımıyorsanız ne yazık ki buna çok üzüldüm. Fakat bu kesinlikle dünyanın sonu değil. Haydi öyleyse, Yener Çevik'i tanıyalım!

Uzun yıllardır bu müziğin emekçisi ve savaşçısı bir müzisyen olan Yener Çevik kimdir? Neler yapar?


1979'da İzmir'in kenar mahallesinde, bir gecekondu muhitinde doğdum. Uzun yıllar işportacılık yaptım. Sonrasında İstanbul'da 'simitçilik' diyorlar, ama o yaptığım işe 'gevrekçilik' diyorum. Gevrekçilik yaptım. İnşaat ve yeri geldi ağır sanayide de çalıştım. Şu an ise bilişim sektöründe çalışıyorum.

İzmir'den İstanbul'a uzanan bir yolculuk. Bunun sebebi sadece iş hayatınızdaki olumsuzluklar mıydı?


Evet. İşsiz kaldığım için buraya geldim. Orada fabrikada çalışıyorduk. Kapandığı gibi iş, güç yapamaz hale geldik. O süreçten de bu güne doğru uzanan bir sürece yürümüş olduk.

Ne zaman kendini bu kültürün içinde buldun? Nasıl oldu bu süreç? Bu akım sende nasıl başladı?  


1989'da TRT'de 'Fat Boys' adında üç siyahinin oynadığı bir dizi vardı. Çocukluk hevesi ile onlara sarıyor insan. Ağabeyime 'bana bunların kasetinin al.' dedim. Gidiyor, onları bulamıyor, ama yine üç siyahinin içerisinde bulunduğu Run-DMC kasetini getiriyor. Böylece bu müziği dinlemeye başladım. Onun ardına ağabeyim 'madem bu müziği dinliyorsun, bu kitabı oku!' diyerek Malcom X'in yaşam mücadelesini anlatan kitabı verdi. 'Başka çevrelerde de bizim yaşadığımız sorunları yaşayan, düşünen insanlar varmış. Demek ki bu doğru müzik imiş!' dedim ve bu müziği icra etmeye başladım. Takip ettik. Ve sonra içerisine girdiğimiz vakit çıkamıyorsunuz. Çıkmak da istemiyorsunuz. Çünkü çok güzel bir sanat bu.

2012 Ağustos'unda bir kaza geçirdin. Tekrar geçmiş olsun. Ve bir süre durulma süreci yaşadın. Ve on iki yıllık bir aranın ardından 'Sokak Dili ve Edebiyatı' adlı albümü yayınladın. Pekiyi, bunun sebebi ne idi? Neden bu kadar bekledik?


Evet, 2012 yılında büyük bir kaza geçirdim. Şükürler olsun, Allah bana yürümeyi ve ayakta kalabilmeyi nasip etti. Tüm cümle alemi beterinden saklasın. Dört yıllık bir süre, geçti tabii. Bir yıl kadar yatalak kaldım. İkinci yıl fizik tedaviler ile geçti. Üçüncü yıl ortopedik baston ve Walker ile geçti. Dördüncü yılın içerisindeyiz. Şu an tekli baston ile yürüyorum. Şükür, iyiyim tabiî. Sevenlerin duası da arkamızda. Allah hepsinden razı olsun. İkinci konuya gelecek olur isek; 'Sokak Dili ve Edebiyatı' adlı albüm öncesinde 'Yeraltı Operasyonu' adlı albümde bulundum. Onun ardına 'Sus' adlı albümüm çıktı. 1999 yılında hazırdı, ama 2004 yılında raflarda yerini almıştı. Yine aynı yıl 'İşporta Rap' çıktı. O albümü elden sattım. Sonrasında tam on iki yıl sonra 'Sokak Dili ve Edebiyatı' adlı albümü çıkardık. Çıkarmayabilirdim, ama sürekli 'ne zaman çıkacak?' diye soruluyordu. Ve bu albüm çıkana dek, yani on iki yıl boyunca yaptığım tüm şarkıları birer birer internet üzerinden yayınladım.

Kimler var son albümün mutfak ekibinde?


ILS Vision etiketi ile piyasaya sürdük. Tüm prodüksiyon işlerini Melihcan Çetinkaya üstlendi. Altyapılar Nasihat, skretch'te DJ Flash yer aldı.

O albüm ile kafasını etrafa çeviren, sorunların üzerine yürüyen, melankolik bir hava hakim. Bu bilinçli bir seçim miydi, yoksa o anki ruh hali ile mi alakalı?


Bilinçli bir seçimden öte, o sıralar ne yaşıyor iseniz onu yansıtıyorsun. Ya da o ana dek ne yaşadıysanız onu. Şu güne dek o andan itibaren geçmişten günümüze ne yaşadı isek, onu yazdık. Zaten sanatçılar ya da biraz daha bu tanımı özümüze çevirir isek; rap müzisyenleri bir bakıma da sosyologtur aslında. Kısacası; yaşadığımız her şeyin tümüdür bu albüm. Çevremizde yaşanan şeyleri gözlemlemek asıl işimiz gibi.

Sokak yanını yansıtan bu müzik türünün gerekliliği nedir? Olmazsa olmazı ve 'şu olmaz ise eksik kalır!' diyebileceğimiz bir yanı var mı?

 
Bunun adı arabesk. Doğup, büyüdüğümüz topraklarda ne kadar ötelense de, ne kadar fişlense de 'arabesk' denen bir gerçek var. İnsanlar arabeske her ne kadar 'tü, kaka!' deseler de, arabesk var. Ve hatta herkesin damarında mevcut. Sadece bir takım elitistler tarafından fişlenmiş olduğu için bu müziğe yanlış gözler ile bakılıyor. Bizler de zaten ötelenmiş mahallelerin çocuklarıyız. Biz de ötelendiğimiz günden bu güne dek arabeskiz.

Bu müziğin dayandığı temel değerler nedir? İçinde bulunduğunuz bu kültürü nasıl özetleyelim?


'Ritmic Amerikan Poet' diye geçiyor, ama bunun aslı 'Ritmic African Poet' biliyorsun. Bu müzik Afrika'dan zincirler ile kölelik için Amerika'ya getirilmiş insanların yaşadığı duyguları ritimsel şekilde dünyaya haykırmalarıdır. Fakat Amerika sömürgeciliğini yaptığı için oradaki şiiri de sömürüp, tüm dünyaya Amerikan şiiri olarak tanıtsa da aslı Afrika şiiridir.

Teoman Karadeniz'in 'Rap Amerikan Kültürü Değildir!' adlı kitabı geldi aklıma. Olsa da okusak tekrar. Bilmem mesaj yerine gitti mi? Öhöm, pekiyi bu kültürü kendi ülkemiz içerisine nasıl aşılayabiliriz?

Bizimkisini de 'Ritmik Anadolu Şiiri' olarak nitelendiriyorum. Çünkü bizimkisi ne Amerika, ne de Afrika şiiri değil. Biz de buna 'Ritmik Anadolu ya da Ritmik Türk Şiiri' diyelim. Çünkü özüne bakıldığında bu topraklarda âşık edebiyatı denen bir gerçek var. Âşık edebiyatı da aynı ölçülerde. Hatta herhangi bir HipHop kültürüne ait bir müziğin üzerine ritim ile bir Yunus Emre'dir, bir Hacı Bektaş-ı Veli'dir, velev bir Pir Sultan Abdal'a ait birkaç kuble şey koyup, okuduğunuzda rap müziğe dönüşebiliyor.

Diskografinize baktığımda dolu dolu bir müzik arşivi görüyoruz. Daha çok teklikler göze çarpıyor. Bu daha fazla emek demek. Bu tempoya nasıl ayak uyduruyorsun? Kendini nasıl sarj ediyorsun?

Nakarat yazacak isem, Neşet Ertaş ve Müslüm Gürses dinliyorum. Nakarat öncesi mutlaka iki ustayı dinlerim. Çok fazla müzik dinliyorum, kulak faşisti olmaya gerek yok. Güzel olan her şeyi seviyorum. Fakat 'ne tür dinlersin genelde?' diye soracak olur isen, arabesk dinliyorum. Bir de altyapıları kendim seçmeyi yeğliyorum. Sonrasında Nasihat'a yolluyorum. O da dünya harikası bir şekilde onu hazırlayıp, bana ulaştırıyor ve işe koyuluyorum.

'Hüznü Hecem' adlı şarkıya tematik de bir klip çektiniz. Sanırım şarkının bir hikayesi var. Doğru mu?


Twitter'da bir anket yaptık. 'Hangisine klip çekelim?' diye sorduk. En çok ilgi gören Hüznü Hecem idi. Ona klip çektik. Bir cumartesi günü sokağa çıktığımda bire bir yaşadığım bir anın ta kendisidir. Koskoca bu şehirde yalnız kalmayı becerebilen milyonlarca insan var. Aslında tüm o insanların şarkı sözü idi: 'Bu yalnızlık bir yerlerde denk geliyor. Tesbih tanesi gibi ard arda sıralanıyor.' dediğim Hüznü Hecem.

Dinleyici kitlenin belirli, şemasal bir profili var mı? Bunu sorma gerekliliği hissettim. Çünkü şüphesiz aranızda çok samimi bir bağ var. Pekiyi, bu bağ nasıl oluştu?


Öncelik ile yolunda ve çizgisinde yer almaya çalıştığım iki insan var. Biri rahmetli Neşet Ertaş'tır, biri de rahmetli Müslüm Gürses. İkisinin duruşu ve hayat felsefesi hayatıma adapte etmek istediğim duruştur. Ve kendim içinde 'hayran' diye bir şey kabul etmiyorum. Hayranlık yalnızca Allah'a olur. Benim sadece güzel kardeşlerim var. Hayranlık bizde yalnızca Allah'a. Şunu da belirtelim; Twitter'da elimden geldiğince cevap vermeye çalışıyorum. Facebook, Instagram kullanmıyorum. Kullanmayacağım da. Buradan da iletmiş olalım insanlara. Ve gerçek sevgi ile de yazılan yazılara cevap vermeye çabalıyorum. Dinleyici kitlesi kemik bir şekilde. Yani onlar yaptığımız işi kendi işleri gibi görüp, benimseyen insanlar. Zaten kaç kişinin de dinlediği önemli değil aslında. Ki bu müzik kimi dinleyenlere değil, anlayanlara özel.

Sektöre dair bir öz eleştiri yapmak gerekir ise; bu müzik piyasasında can sıkan ne gibi şeyler var?


Talep o kadar popüler kültüre yatkın ise, yönelme de o tarafta. Çünkü alıcısı var. Bizim müziğimizin pek de alıcısı olmaması o kadar da üzücü değil. Çünkü altının değerini sarraf verir. Fakat bizim rap müzik sektörünün bir sorunu yok. Çünkü şuan en iyi durumdayız. Ciddi anlamda zirvede diyebiliriz. Bizim on yaşında dinleyicimiz de var, kırk yaşında dinleyicimizde. Bu kültürün en büyük sorunu anlaşılamamaktı. Fakat artık bu sorun ortadan kalktı.

Eskiden daha sert bir dil hâkim iken, şimdilerde daha optimist şeylerden mi bahsediliyor?


Herkes en baştada dediğim gibi, yaşadığını yazıyor. Aksini yapan ise taklitçilik yapıyor. Tabii bu çirkin bir durum. Bence herkes kurgudan ziyade yaşadığı ve yaşıyor olduğu durumları işlemeli sanatına. An ile yaşıyoruz. Ve bu an yaşıyor isek onu yazıyor olmamız da çok önemli bir biyografi aslında. Bu olay bu kadar basit.

'Amerikanvari bir rol modeli benimseniyor!' deniyor büyük bir kitle tarafından. Buna ne diyorsun?


Şahsım adıma bunu kabul etmiyorum, çünkü benimseniyorum. Çünkü bizimkisi Türk HipHop kültürü. Bu kültür dünyanın her yanına yayıldı mı, yayıldı. Ve o Amerika'da söylenen lafları Türkiye'de söyler iseniz, çok büyük olaylar çıkabilir. O yüzden herkes kendince bu kültürü yaşıyor.

Pekiyi, bu müziğin genetiğini bozuldu mu?


Genetiği bozulmadı. Bozulmayacak da. Çünkü kendine has bir coğrafyası var. Bu müziği her ritim ile anlatabilirsiniz. Yeni popülist akımlar ile belki soundlar değişecek, ama tilkinin dönüp, dolaşacağı yeri hepimiz biliyoruz.

Dilin yumuşama hali, o bilinen sivri ve sokak kültürünün yansıması görevi gören bu lirikal kimlik değişimine sebebiyet verdi mi?


Hayır, sadece zaman geçtikçe yağılan işler profesyonelleşmeye başlıyor. Sonrasında aba altında sopa gösterir bir duruma geliyorsunuz. Küfür etmeden de anlatılabilir, ifade edilebilir çünkü. Ve benim tavsiyem bol bol okuma yapmaları!

Gelecek zaman diliminde bizi neler bekliyor diyeyim o halde.


Yedi şarkılık bir albüm hazırlığımız var. Adı henüz belli değil. Fakat ikinci bir haber ise şu; bir teklik hazırlıyoruz. Onun adı konuldu: Bugün Bu Halim. Klibi de hazır. Eren Yıldız tarafından çekildi. Kendisi Türkiye'nin en önemli görüntü yönetmenlerinden birisidir. Aranjörlüğünü Melihcan Çetinkaya üstleniyor. Ve tekrar ILS Vision Music etiketi ile çıkacak. 'Sokak Dili ve Edebiyatı' albüm içerisinde yer alan iki şarkıya daha klip çekebiliriz. O henüz netleşmedi. Çekemeyebiliriz de. Bakalım. Fırsat bulur isek, yapılacak iş çok.

Eklemek istediğin bir şey var mı?


Herkes ülkesini, ailesini ve yârini sevsin. Selam, sevgi ve barış!

AA

YORUM YAZ

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

      Yorumlar
      Toplam 2 yorum mevcut

    • Orhan Tamaç 2 ay önce yorumlandı

      Selamlar ve sevgiler.

    • Ibrahim demirel 2 ay önce yorumlandı

      Abi Allah nasip ederse istanbula seni görmeye gelecegim eger seninde iznin olursa tabi Allahina kurban yener abim benim abim yok ama sen benim ailemden sin ve abimsin Allah yolunu hic kapatmasin abim selam sevgi. Baris

    Resmi ilan arşivimize ulaşmak için tıklayınız. Detaylı bilgi için tıklayınız. Detaylı bilgi için tıklayınız. Detaylı bilgi için tıklayınız.
    Semt pazarları kaldırılmalı mı?

    e-gazete
    • Önce Vatan | Günlük Ulusal Gazete - 06 Aralık 2016 Manşeti
    KARİKATÜR
    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    Ziyaretçi Defteri
    ARŞİV
    Detaylı bilgi için tıklayınız. Detaylı bilgi için tıklayınız.