17 Mayıs 2012 Perşembe

Değişen dünya ekonomi haritası

Yaşanan küresel kargaşa aslında 3. Dünya Savaşı

11 Ocak 2012 Çarşamba 17:10
Bu haber 2518 kez okundu
Değişen dünya ekonomi haritası
Foto galeriye git “DEĞİŞEN DÜNYA EKONOMİ HARİTASI”

EKONOMİ PENCERESİNDEN BAKARAK KÜRESEL ÇAPTA YAŞANMAKTA OLAN  GELİŞMELERİ, JEOPOLİTİKTEN PSİKOLOJİYE, HATTA PARAPSİKOLOJİYE UZANAN ENTELEKTÜEL BİRİKİMLE GENİŞ BİR YELPAZEDE DEĞERLENDİREN BİR  YORUMCUYU DİNLEMEK, HER ZAMAN YAKALANABİLECEK BİR FIRSAT DEĞİLDİR. O NEDENLE ÖMER ÖZKAYA GİBİ AYDINLARIMIZIN KONFERANSLARI, TELEVİZYON PROGRAMLARI İLGİ İLE İZLENİYOR.

Ekonomi penceresinden bakarak, küresel çapta yaşanmakta olan siyasi ve ekonomik gelişmeleri jeopolitikten psikolojiye, hatta parapsikolojiye uzanan entelektüel birikimle, geniş bir yelpazede değerlendiren bir yorumcuyu dinlemek, her zaman yakalanabilecek bir fırsat değildir. O nedenle Ömer Özkaya gibi aydınlarımızın konferansları, televizyon programları ilgi ile izleniyor.
Ömer Özkaya geçtiğimiz Cumartesi günü Avrasya Bir Vakfı'nda "Değişen Dünya Ekonomi Haritası" konulu bir konferans verdi. Hava muhalefetine rağmen ilgi ile izlendi.
Oturum başkanlığını Prof. Dr. Ahmet İncekara'nın yaptığı konferansta Ömer Özkaya, küresel çapta yaşanan ve daha çok ekonomik görünümüyle gündemimizi işgal eden gelişmelerin arka planlarını, gerçek nedenlerini anlattı. Yüzyıllık periyotlar dikkate alındığında, yaşanmakta olan küresel kargaşanın, aslında Üçüncü Dünya Savaşı olarak anılması gerektiğinin altını çizdi. Ortadoğu merkezli yaşanan küresel değişimden, dünya düzeni yeniden dizayn edilirken yaşanma olasılığı yüksek olasılıklardan söz etti.
Ömer Özkaya’nın “Değişen Dünya Ekonomi Haritası” başlıklı konferansı ile, Avrasya Bir Vakfı’nın geleneksel hafta sonu fikir şölenleri dizisine çok önemli bir halkanın eklendiğini belirten oturum Başkanı Prof. Dr. Ahmet İncekara, “Dar boğaz” söyleminin insanlarımıza yıllarca kabuslar yaşattığını söyledi ve “Şu anda dünya ekonomik bir darboğazdan geçiyor. 2008 yılında Amerikan finans piyasalarında başlayan ve ekonominin bütün alanlarını kapsayacak şekilde olumsuz etkileyen bir küresel bunalım yaşıyoruz. Bu bunalım bizi de etkiliyor. Biran önce bitse de rahat bir nefes alsak diyoruz” diyerek konferansın ana hatlarını ortaya koydu.

ÖMER ÖZKAYA: “ÖNÜMÜZE POSTEKİ KOYUP KILLARINI SAYDIRMAK İSTİYORLAR”
Ömer Özkaya konuşmasına ilginç bir benzetmeyle başladı: “Osmanlı döneminde akıl hastanesine yatırılan bir hastanın tam olarak iyileşip iyileşmediğini anlamak için önüne bir posteki konulur, ‘bunun kıllarını sayarsan seni serbest bırakacağız’ denilirdi. O hasta kılları saymaya kalkarsa ebediyen orada kalırdı.”
Küresel düzenin önümüze bir post attığını söyleyen Ömer Özkaya, Türkiye’ye, “Bu kılları doğru sayarsan seni AB’ye alacağım, seni BM’de Güvenlik Konseyi üyeliğine alacağım” denildiğini ve ‘Fransa’nın onayladığı son yasa tasarısı da küresel sistemin önümüze attığı bir post’ olduğunu savundu.
“Bütün arşivleri açalım, bütün hocalar çalışsın” gibi bir çaba içinde olduğumuzu, fakat bu çabamızın karşılık görmediğini belirten Özkaya, “Onlar bunu reddediyorlar, çünkü karar siyasi. Arşivleri açmak bir yana, mezardaki Ermenileri kaldırıp konuştursak bile onlar yine inanmayacaklar” dedi ve talebin siyasi olduğu bir durumda, ona ilmi ya da arşiv değeri olan belgelerle cevap vermeye kalkışmanın bir yarar sağlamayacağını ifade etti
Benzer durumu PKK meselesinde gördüğümüzü belirten Ömer Özkaya, konuşmasına şöyle devam etti:
“Yine kültürel haklar, siyasi haklar talepleri var. Yasalar bu topraklar üzerinde yaşayan herkes için geçerli. Yasalarımız Kürt, Türk, Çerkes, Türkmen diye ayırmıyor ki.. Avantajı varsa birlikte yararlanıyoruz, sıkıntı varsa, insan olarak birlikte çekiyoruz. Malum parti Meclis’te hak ettikleri temsil oranına kavuşamadıklarını söylüyorlar. Oysa, Güneydoğu’da milletvekili seçilebilmeniz için 12 bin oy almanız yetiyor. Buna karşılık batı bölgelerimizde milletvekili seçilebilmeniz için 120 bin oy almanız gerekiyor. Aslında  bölgesel bir adaletsizlik söz konusu.”

PKK’YA HER TÜRLÜ DESTEĞİ VERİYORLAR, AMA…
PKK’ya 30 yıldır ekonomik, askeri, istihbarat desteği verenlerin ve 30 yıldır karşımızda tutanların, terör örgütüne her şeyi verdiklerini, fakat helikopterlere ve uçaklara karşı kullanabilecekleri silah sistemleri vermediklerini vurgulayan Ömer Özkaya, “Bir terör örgütüne helikopterlere ve uçaklara karşı kullanılacak sistemler verilmiyor ise, bu örgütün üzerinden başka siyasi amaçlar güdülüyor demektir. Bunu PKK’nın tepe yöneticileri biliyor, ama alt kadrolar bilmiyor ve kendi davasına hizmet ettiğini zannediyor. Bu çok ciddi bir  durum” dedi. Ömer Özkaya, PKK meselesinin perde arkasını merak edenlere de, “PKK’ya bugüne kadar destek verenler PKK’ya neden helikopter ve uçaklara karşı kullanılabilecek sistemleri vermiyorlar, PKK meselesinin perde arkası bu sorunun cevabında yatıyor” diyor.
“… Geçen yıl Türkiye BM Güvenlik Konseyi Geçici Üyeliği için olağanüstü çabalar sarfetti. Okyanusta kuş pisliği kadar yer tutmayan bir yer var: Kribati. Nüfusu 150 bin. Bu150 binlik ülkenin BM’deki oy hakkı 1.5 milyarlık Çin ile aynı. Kribati, uluslar arası sistemin önümüze attığı bir post. (…) Şunu söylemek istiyorum, Fransa’nın Ermeni soykırım yasası, PKK’nın sözde kültürel ve insani hak talepleri ve bizim BM Güvenlik Konseyi Geçici Üyeliği için Kribati’nin peşinden koşmamız.. Bütün bunlar, küresel sistemin önümüze attığı postlardır. Biz bu postların peşinden koşarak bir yere varamayız.”

YÜZYILLIK PERİYOTLARA DİKKAT!
Ömer Özkaya, konferansının bu bölümünde, Maya kehanetlerini bir tarafa bırakmamızı, fakat yüzyıllık ilginç periyotlara dikkat etmemizi öğütlüyordu:
 “…Geriye doğru 400 yıl geçmişe baktığımızda, sanki Allah 100 yıllık bir salınım düzeni koşmuş ve 100 yılda bir yeni bir dünya kuruluyor. 1699 Karlofça Anlaşması Osmanlı’nın geri adımı. 17002lerde İspanya İmparatorluğu çok büyümüş, dünyanın her tarafında sömürgeleri var. Fakat, Allah İspanya Kralına bir erkek evlat vermemiş. 1710 gibi, İspanya kralı öldüğünde, imparatorluğun varisi yok.. Bunun üzerine büyük Avrupa güçleri İspanya’yı bölüşmek için aralarında 5-6 yıl süren bir savaşa giriştiler. Uzun savaşlar sonrasında herkes alacağını aldı. 1715’te İspanya Veraset Savaşları Anlaşması imzalandı. Bu anlaşma, yeni bir dünyanın kuruluşuydu.
Bu dünyanın üzerinden yüzyıl geçti, 1815’e geldik: Viyana Kongresi. 1715 kurulan dünya yıkıldı, 1815’te yeni bir dünya kuruldu. Bu dünya da yüzyıl geldi; 1815-1915. 1. Dünya Savaşı’nı yaşadık. 1915-2015; üç yıl kaldı.. Adı ne olursa olsun şu sıralar yaşadığımız bütün gelişmeler kurulmakta olan yeni dünyaya ilişkin kavganın görüntüleri. Önümüzdeki üç-dört yıl içinde yeni bir dünya kurulacak. Türkiye de bu yeni kurulan dünyada masanın başında olmak istiyor. Hakkında karar verilen değil, karar alan devletlerden birisi olmak istiyor. 2012’yle ilgili Maya kehanetleri gibi filmler, astrolog öngörüleri var; “2012 Kıyamet Yılı.” İşin astroloji ve sinema kısmı bir yana, ama bir gerçeklik yanı var.”

2012 BİZİM İÇİN SIKINTILI BİR YIL
“Önümüzdeki yıl dört devlette devlet başkanı seçimi var: Amerika, Rusya, Çin ve Fransa’da. Bu dünya için bir dönüm yılı. Bizim açımızdan anlamı şu: Türkiye Rum, Ermeni ve Musevilerle yaşadığımız bu sıkıntılardan dolayı 2012’nin bizim için sıkıntılı geçeceğini öngörebiliriz. Devlet başkanı seçimi yapılacak bu dört devlette de Rum, Ermeni ve Musevi lobileri çok güçlü. Tribünler oynamak isteyen liderler, Rum, Ermeni ve Musevi oylarını yanlarına alabilmek için onlarla beraber hareket etmek durumunda kalacaklar. Bu da, doğal olarak, bazı taleplerin bize geleceğini gösteriyor. Bizim temel olarak şunu yapmamız lazım; ne yazık ki bazı ülkelerde Türk ve Türk düşmanlığı prim yapıyor. Bu ülkelerde ve tüm dünyada Türk düşmanlığının politik prim yapıyor olmaktan çıkarmamız lazım. Bu durum devletin yapması gereken büyük bir operasyonu gerektiriyor.

BİR OLUŞUMUN BAŞARIYA ULAŞABİLMESİ İÇİN ÜÇ ŞEYE İHTİYACI VARDIR
Daha önce de söyledim, bir oluşumun başarılı olabilmesi için üç şeye ihtiyacı vardır: 1)deliye, 2) veliye, 3) paraya.. Bir hareketin bu üç ayağı yere basıyorsa, o hareket başarıya ulaşır.
Veli, siyasi akıl merkezidir. Siyasi akıl merkezinin vizyonu ne kadar emperyal olursa, etki sahası o kadar güçlü olur. Deliye ihtiyacı vardır; yani o siyasi akıl merkezinin emperyal vizyonu için ölmeye hazır delilere, bugünkü anlamıyla silahlı kuvvetlere ihtiyacı vardır. Paraya, ekonomiye ihtiyacı vardır.
Bunu İslamiyet’in yaygınlaşmasına modellersek, Peygamberimiz var: siyasi akıl merkezi, Hazreti Ömer Müslüman oluncaya kadar tebliği gizli. Hz. Ömer’den sonra tebliğ açıkça yapılmaya başlanıyor. Hz. Ömer bugünün ordusu demektir. Hareketin bütün finansmanını da Hz. Ebubekir karşılıyor. Bir hareketin başarılı olup olamayacağını görebilmek için şuna bakmamız gerekiyor; Hz. Ömer ve Hz. Ebubekir yanında mı değil mi? Yani ordu ve iş dünyası onunla birlikte hareket ediyor mu, etmiyor mu?
Osmanlı bu üçgeni şöyle kurmuştu: tepede ulema sınıfı, yeniçeriler ve esnaf.. Yeniçerileri devre dışı bırakmak suretiyle Osmanlı, dünya siyaset sahnesinden tasfiye oldu. Şu anda Türkiye bu üç ayağının yere basması için bir çaba içinde..
Dikkat edin, dünyada 200 civarında devlet var, bu 200 devletin 195’ini bir kenara itin, 4-5 devletin dışındaki bu devletlerin tamamının bir ayağı eksiktir. Siyasi aklı vardır, ekonomisi güçlüdür, ama operasyon yapacak bir ordusu yoktur. Ordusu vardır, aklı vardır, parası yoktur. Parası vardır, ordusu vardır, siyasi vizyonu yoktur. Mutlaka üç ayağının birisini eksik tutarlar. Türkiye üç ayağını yere basması için çaba gösterirken bir “eksen kayması” tartışması yaşıyoruz. Bu noktada sormak isterim, Türkiye’nin ekseni mi kayıyor, yoksa Türkiye’yi Pazar olarak gören distribütörlerin ayağının altındaki zemin mi kayıyor? Burada hem Türkiye hem de tüm dünya için şu soruyu sormalıyız; “Büyük sermayeye müdahale ne zaman yapılacak?” Büyük sermaye zapturapt altına alınmadan yeni bir Türkiye ve yeni bir dünya mümkün değildir; kendimizi kandırmayalım.”
Burada bir karikatür gösteren Ömer Özkaya, “Türk devlet aygıtı büyük sermaye’nin menfaatlerini beklemekten ne zaman çıkarılacak?” sorusunu sordu.

AFRİKA’DA İSTİKRARIN BOZULMASINI KİMLER İSTİYOR?
“Amerika’nın Afrika Komutanlığı’nın 2007 Stratejik Belgesi’nde deniyor ki, ‘Afrika’da istikrarın bozulması menfaatimize değildir’. Öyleyse, Afrika’da istikrarın olması kimin menfaatine? Çok net, Amerika’nın menfaatine.. Bizim çok hızlı bir şekilde, Türk devlet aygıtını küresel sermayenin onların buradaki distribütörlerinin menfaatlerini bekleyen bir aygıt olmaktan çıkarmamız gerekiyor. Ve artık literatürümüze ‘ekopnomik suçlar’ kavramının girmesi gerekiyor.
…Osmanlı İmparatorluğunu incelediğimiz zaman, görüyoruz ki, bütün bölücü hareketlerin merkezi Selanik’ti. Çünkü Selanik’in etnik yapısı, dini yapısı vesair durumu Osmanlı karşıtı bölücü hareketleri beslemeye uygundu. Bu yüzden Selanik bilinçli olarak seçilmişti. 80 yıldır Türkiye, üç tarafı denizlerle dört tarafı da düşmanlarla çevrili bir ülkeydi. Bulgaristan’la problem, Yunanistan’la problem, Güney Kıbrıs’la Suriye ile problem, İran’la, Irak’la Gürcistan’la problem, Ermenistan’la problem.. Bu düşman komşularla Türkiye’yi çevreleme stratejisiydi. Son zamanlarda, ‘sıfır sorun’ politikasıyla bu çember yarılmaya çalışılıyor, fakat, burada bir şeyi sağlamalıyız. Çevre ülkelerin ekonomik temel ihtiyaçlarını eğer biz üretmez isek, onlar, Selanik’in Osmanlı’nın yıkılmasında oynadığı rol gibi, onlar bizi kuşatma ve bizi zayıflatmada Selanik rolünü oynamaya devam edebilirler. Bu nedenle bizim etrafımızdaki ülkelerle ekonomik bir entegrasyona gitmemiz gerekiyor. Yani çevremizdeki ülkelerin bazı temel ihtiyaçlarını biz üretmeliyiz ki, ‘Türkiye istikrasızlaşırsa ben de istikrarsızlaşırım’ noktasına gelsinler. Ve Türkiye karşıtı hareketlere ev sahipliği yapmasınlar.”

ÜRETELİM, AMA NE ÜRETELİM?
Türkiye’nin üretim modelinin de hatalı olduğunu belirten Ömer Özkaya bu konuda şunları söyledi:
“Üretelim, ama ne üretelim? …Türkiye 423 ton demir karşılığında yalnızca 1 ton ilaç alıyor. 2612 tır çimento karşılığında sadece 1 tır bilgisayar alabiliyor. 1 tır domates karşılığında sadece 7 kilo domates tohumu alıyor.
Bildiğiniz gibi, Almanya’nın nüfusu 80 milyon. Çin’in nüfusu ise 1.3 milyar. Almanya’nın bir yıllık toplam ihracatı 1.5 triyon dolar, Çin’in ise 1.3 trilyon dolar. …Yani 80 milyonluk Almanya, 1.3 milyarlık Çin kadar üretim yapabiliyor. Cidden bir mucizedir. Yani 2 bin tır çimento üretmek yerine yongalar üretmeliyiz. Otomobil üretmek yerine robot üretmeliyiz. F-16 yerine insansız hava araçları üretmeliyiz ki, Türkiye’ye bir kurbağa sıçraması yaşatabilelim.
…İran bu noktada çok ciddi bir örnektir. ‘Ben kesinlikle bir F-16 ya da bir Fantom üretemem, ama başak bir şey üretebilirim’ dedi ve oturdu, 2500-3000 kilometre menzilli füzeler üretti.
Biz 80 yıldır Avrupa’nın pazarıyız ve ekonomimiz distribitörlerin etrafında şekilleniyor. Dolayısıyla Türkiye, üretim + ihracat modelli bir ekonomi modeline geçerken, karşımızda derin Avrupa’nın distribütörlerinin olduğunu bilmeliyiz. Şu anda hükümet, var olan bu ekonomik yapılara karşı o deli-veli ve para üçgeninin iş dünyası ayağını oluşturmaya çalışıyor. Bu ‘eksen kayması’ tartışması da kesinlikle distribütörlerin ve onların merkezi yapılarının altından kayan zemin. Yoksa Türkiye’nin ekseni kaymıyor. Burada Türkiye bir denge oyunu oynamaya çalışıyor. Çünkü kolay değil; bugün Türkiye’deki sermaye ‘derin Avrupa’ bağlantılı. Büyük sermayeyi kontrol etmeliyiz diyoruz, ama bu o kadar basit bir şey değil. Bir anda para çekilirse her şey tepetaklak olabilir. Türkiye bazı Türk Cumhuriyetlerinden ve Körfez Ülkelerinden arka kapılardan paralar getirerek o döneme bir hazırlık yapmak istiyor.”

MAVİŞ MARMARA, AB’NİN GELECEĞİ, İSRAİL,AKDENİZ…

EKONOMİ PENCERESİNDEN BAKARAK KÜRESEL ÇAPTA YAŞANMAKTA OLAN  GELİŞMELERİ, JEOPOLİTİKTEN PSİKOLOJİYE, HATTA PARAPSİKOLOJİYE UZANAN BİR ENTELEKTÜEL BİRİKİMLE GENİŞ BİR YELPAZEDE DEĞERLENDİREN BİR  YORUMCUYU DİNLEMEK, HER ZAMAN YAKALANABİLECEK BİR FIRSAT DEĞİLDİR. O NEDENLE ÖMER ÖZKAYA GİBİ AYDINLARIMIZIN KONFERANSLARI, TELEVİZYON PROGRAMLARI İLGİ İLE İZLENİYOR.

Ömer Özkaya geçtiğimiz Cumartesi günü Avrasya Bir Vakfı'nda "Değişen Dünya Ekonomi Haritası" konulu bir konferans verdi. Hava muhalefetine rağmen ilgi ile izlendi.
Oturum başkanlığını Prof. Dr. Ahmet İncekara'nın yaptığı konferansta Ömer Özkaya, küresel çapta yaşanan ve bizleri daha çok ekonomik görünümüyle gündemimizi işgal eden gelişmelerin arka planlarını, gerçek nedenlerini anlattı. Yaşanmakta olan küresel kargaşanın aslında Üçüncü Dünya Savaşı olarak anılması gerektiğinin altını çizdi. Ortadoğu merkezli yaşanan küresel değişimin, dönüşümün dünya düzenini yeniden dizayn ederken yaşanma olasılığı yüksek olan olasılıklardan söz etti.

“TÜRKİYE’NİN DENGE OYUNU KOLAY İŞ DEĞİL”
…Bizim bu noktaya gelinceye kadar büyük güçler arasında bir denge oyunu oynayıp mili iş dünyamızı ve milli ordumuzu oluşturmamız gerekiyor. Fakat bizi, bu çatışma noktasına çekmek için, zaman zaman bazı provokatif olaylar olacaktır.
Mavi Marmara bunun bir örneğidir. Türkiye, o oyun masasında, silah çekilmeden milli iş dünyasını ve milli ordusunu oluşturmak zorunda. Bunu için de Türkiye, şu anda, bir denge oyunu oynamaya çalışıyor. Mesela hızlı tren projesinin, birçok demiryolu projelerimizin ve Tuz Gölü’nün altına inşa edilecek ve yaklaşık 7-8 milyar dolara mal olacak olan doğalgaz depolama projesinin finansmanını Çin karşılıyor. Ve ilk istihbarat uydumuzu, bir ay içinde, uzaya Çin gönderecek.
NATO’ya üyesiniz, AB’ye girmek istiyorsunuz, enerjide yüzde 67 Rusya’ya bağımlısınız, ama istihbarat uydunuzu Çin’e fırlattırıyorsunuz. Türkiye’nin denge oyunu kolay bir şey değil. Özellikle bizim o içerdeki distribütör sermayesine çok dikkat etmemiz gerekiyor.”
Türkiye’nin 80 milyonluk ve çoğunluğu gençlerden oluşan bir nüfusa sahip olmasından dolayı, bizi 80 yıldır pazar olarak kullanan büyük sermayeye de kızmaya hakkımız olmadığını belirten Ömer Özkaya, buna karşı birçok temel ihtiyaçlarını üretemeyen bir ülke olmamızın geleceğimiz açısından tehlikeli olduğunu söylüyor:
“Otomobilin yok, bilgisayar üretemiyorsun, cep telefonu üretemiyorsun, kimyevi madde üretemiyorsun sonra da ağlıyorsun; tabii ki kullanacak adam seni.. O devlet olmanın gereğini yapıyor. Sen çokiyi bir pazarsın. Yani bizim, insanımızın ve hinterlandımızın temel ihtiyaçlarını üretebilir hale gelmemiz gerekiyor.”

AVRUPA’NIN GELECEĞİ YOK
Ömer Özkaya Türkiye’nin AB ile olan ilişkilerini değerlendirirken de, devletin dört konuda bağımlı olan Avrupa’nın geleceği olmadığını gördüğünü bu nedenle de Avrupa Birliği ile olan ilişkilerini artık birinci gündem maddesi olmaktan çıkardığını, altıncı, yedinci sıralara kaydırdığını söylüyor:
“Avrupa küçük bir bölge. Bütün dünyanın her türlü ihtiyacını üretiyor, fakat o çarkların bir kez daha dönebilmesi için lazım olan enerji kendi bölgesinde yok. Fakat enerji bölgelerindeki siyasi kontrol gücünü giderek kaybediyor. ‘Arap Baharı’nı biraz da böyle değerlendirmek gerekiyor. Yaşanan olaylar İngiliz, Fransız bölgelerinde yaşanıyor. Diğer taraftan Avrupa hammadde temin ettiği bölgelerdeki siyasi gücünü de kaybediyor.
Ayrıca Avrupa’daki çarkların bir kez daha dönebilmesi için ürettiğinin satılması gerekiyor. Avrupa pazarına girişler var; Avrupa pazarını da kaybediyor. En temel olanı, bunu sık sık söylüyorum; Mercedes dünyanın en iyi arabasını üretiyor, ama çocuk üretemiyor. Nüfus giderek yaşlanırken yabancı düşmanlığı da artıyor. Yani ihtiyacınız olan kalifiye göçmen gelmeyecek; bu sizin ölümünüz demektir.”
 “Avrupa’nın ekonomisi ihracata bağımlı. Hammaddeye, enerjiye ve pazarına bağımlı. Bu dört alanda kaybettiği için ve geleceği olmadığı için, Türk devleti Avrupa’ya sırtını döndü, yüzünü Asya’ya ve Afrika’ya çevirdi. Ülkede yaşadığımız bazı provakatif olayların sebebi bu. Avrupa bize, ‘Yüzünü Afrika ve Asya’ya çevirip sırtını bana döndün, bu son kararın mı, bir kez daha düşün’ diyor. Olaylar bir kez daha yaşanıyor. O nedenle bu son provakatif olayları Avrupa ile birlikte düşünmek lazım.
… Avrupa’daki ırkçı saldırılar Avrupa’ya hizmet etmiyor. Tersine Avrupa’nın ölümünü ve yaşlılığını hızlandırıyor.”

ULUSLAR ARASI HUKUKA GÜVENEBİLİR MİYİZ?     
Türkiye’nin yeni yol arayışlarının, kaçınılmaz olarak, riskleri de beraberinde getirdiğini söyleyen Ömer Özkaya, “Biz Avrupa’ya sırtımızı dönüp yüzümüzü Afrika ve Asya’ya dönünce ve büyümeye başlayınca, beraberinde bazı riskler de geliyor. Büyümek demek, daha fazla enerji demek. Büyümek demek daha fazla hammadde demek. Büyümek demek daha fazla Pazar demek. Ama bu coğrafyada zaten büyük güçler var. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde bu büyük güçlerle daha fazla karşı karşıya geleceğiz” diyor.
Bu noktada Asya’da, Afrika’da, Ortadoğu’da bu büyük güçlerle mücadele ederken uluslar arası hukukun önemine dikkat çeken Özkaya, uluslar arası hukuka ne kadar güvenebileceğimizi de yaşanmış çok önemli bir olayla, Mavi Marmara baskının perde arkasında yaşananlarla anlatıyor:
“…Bizim Mavi Marmara’ya yapılan saldırının perde arkasını anlatmaya çalışacağım. Şunu bilmemiz gerekir; şu anda bütün mücadele, ‘geleceğin süper güçlerine Asya’nın enerjisi nereden, kimin kontrolünde gidecek?’ sorusu çerçevesinde yaşanıyor.
Geleceğin süper güçlerini kontrol altına almak için yapılan büyük bir mücadelenin içindeyiz. İsrail’le yaşanan restleşmeye kadar hesap şöyleydi: Rusya’dan Samsun’a, Samsun’dan Ceyhan’a enerji gelecek, Türkmenistan ve Azerbaycan’dan da Ceyhan’a gelecek, kuzey Irak’ın petrolü de Ceyhan’a akacak, buradan İsrail’in Hayfa limanına, oradan da boru hattıyla Kızıl Deniz’e, oradan da geleceğin süper güçleri olan Hindistan ve Çin’e doğru gidecekti. Geleceğin süper güçlerinin vanası İsrail’in kontrolünde olacaktı. Fakat, restleşmeden sonra, Türkiye kendi projesi Ceyhan’ı, İsrail de kendi projesi Hayfa’yı ayrı ayrı çalışmaya başladılar.
İsrail’in Mavi Marmara’ya saldırmasının nedeni orada 9 Türk’ü öldürmek istemesi değildi. İsrail Türkiye’ye, ‘Sen beni Hayfa’yı devre dışı bırakır Ceyhan’ı enerji merkezi yapar isen ve bir Japon, bir Endonezyalı gemi gelir senden yakıt alır ise vururum; işte Akdeniz’de senin gemini vurduğum gibi’ dedi.
Şu sıralar Akdeniz’de Hayfa ile Akdeniz’ hakim olmak isteyenler arasında kıyasıya bir mücadelenin yaşandığına dikkat çeken Özkaya, uluslararası sularda insani yardım taşıyan, bulgur taşıyan, salça taşıyan bir gemiye İsrail’in müdahale hakkı olmadığını, çünkü olayın uluslar arası sularda yaşandığını ve bu nedenle uluslar arası bir karar gerektiğini, ayrıca orada insanlığı tehdit eden bir durumun olmadığını savunuyor:
 “İsrail’in bu müdahalesi korsanlıktan başka bir şey değildi. Ama aradan 1.5-2 yıl geçti, uluslar arası hukuk hiçbir şey yapmadı.
…Uluslararası  hukuk büyüklerin menfaatini bekleyen bir yapıda. Dolayısıyla biz, Asya’da ve Afrika’da mücadele ederken uluslararası hukuka fazla güvenemeyiz.
Bakın Somali’de Türkiye Büyükelçiliği önünde burs almak için bekleyen öğrencilere sözde bir terörist grup ateş açtı ve 50’ye yakın masum öğrenci öldü. Yine Somali’de Türk Büyükelçiliği önünde birkaç ton patlayıcı madde ile gelen bir kamyonet patlaması yaşandı. Bunlar gösteriyor ki, önümüzdeki dönem mücadele biraz kanlı olacak.”

BİR GÜÇ BİR ÜLKEYİ ELE GEÇİRMEK İSTERSE
Günümüzde, yeni bir dünya düzeni kurma bağlamında yaşanmakta olan post-modern işgallere de dikkat çeken Özkaya, bunun sanıldığı kadar da zor olmadığını söylüyor:
“Bir güç bir ülkeyi ele geçirmek istediğinde onun ekonomisine sızar, onun üzerinden basınını ele geçirir ya da kendi basınını kurar, sonra iş dünyası ve basın beraberce Meclis’e gidecek kadroları belirler. Ve o ülke ele geçirilmiştir artık..
…Öyle bir düzen kurulur ki, devlet aygıtı büyük sermayenin bekçisi haline getirilir.
Mevsim yağışlı gider, göldeki su kabarır, etraftaki karınca ve böceklerin yuvasını yıkar. Böceklerle karıncalar suyun içinde kalır, balıklara yem olurlar. Mevsim kurak gider, sular çekilir, balıklar açıkta kalır. Bu sefer de karıncalar gider balıkları yerler. Böcek mi balığı yiyecek, balık mı karıncayı yiyecek, ona karar veren ne böcektir, ne de balıktır. Dolayısıyla biz her dönem adil olmak zorundayız.”
Ömer Özkaya’nın olayların hiç de sahnede görüldüğü gibi olmadığını, perde arkasında başka niyetlerin, başka hesapların bulunduğunu ortaya koyduğunu belirten oturum Başkanı Prof. Dr. Ahmet İncekara, Türkiye’nin Doğu ile Batı, Güney ile Kuzey arasında bir köprü olduğunu olduğunu söyledi ve, “Güçlü olmazsanız, köprüye sahip olmazsanız, sizi çiğneyip ezer geçerler” dedi. Prof. Dr. Ahmet İncekara oturumu kapatırken önemli gördüğü bazı konu başlıklarına da değindi:
“Teknoloji üretebiliyor musunuz, robot üretebiliyor musunuz?
Sermayeniz, bankalarınız kimin?
Altyapınızı kimler yapıyor?
Dünyada ekonomik alanda da, siyasi alanda da bir nüfus savaşı yaşanıyor. Oynanan oyunların arkasında nüfus savaşları var.
Türkiye kendisi olmalıdır. Türkiye midesiyle, beyniyle başkasına bağlı insanların yönettiği bir ülke olmamalıdır.”
Konferansın soru-cevap bölümünde, Avrasya Bir Vakfı Başkanı Şaban Gülbahar’ın Türkiye’nin ekonomik ve siyasi tablosuna ilişkin değindiği konu başlıkları, ayrı bir yazı konusu.  Başkan Gülbahar, kendisiyle, değindiği konular çerçevesinde bir söyleşi yapmamamızı zorunlu kılan önemli sorunlara dikkat çekti. 

ÖMER ÖZKAYA
Araştırmacı-Yazar.
1972Tokat doğumlu. Üniversite öğretimi devam ediyor.
İncil,Tevrat ve Kur'an üzerine özel ders aldı. ATV, Show Tv ve NTV'de haber programları yaptı. Yazılı basında çalıştı, istihbarat şefliği ve habermüdürlüğü yaptı. Dünya Gündemi gazetesinin kurucusu ve eski ortağı. Dünyaca ünlü Fransız Le Monde Diplomatique gazetesinin Türkçe versiyonunu yayınladı.
İki kitap çalışması var.
1-CIA Belgeleriyle Zihin Kontrol Operasyonları
Bu kitapta, bir süreliğine de olsa insan ve toplumların davranışlarını ve kararalma süreçlerini etkilemek üzere yapılan kimyasal, eletromanyetik ve psikolojik çalışmalar ve sonuçları ele alınıyor. Kitap, Kara Kuvvetleri Komutanlığıİstihbarat ve İstihbarata Karşı Koyma Dairesi'nce "faydalı eser"olarak kabul edilmiştir.
2-Pentagon'un İran Operasyon
Bu kitapta, 1953 yılında, İran petrollerini millileştirmesi üzerine ABD veİngiltere tarafından askeri bir darbeyle devrilen İran Başbakan'ı Muhammed Musaddık'ın devrilmesinin öyküsü ele alınıyor.
Yazar halen, 2. Dünya Savaşı yıllarında Türkiye-Almanyave Türkiye-Japonya İlişkileri üzerine araştırmalaryapmakta.
Yazar ayrıca, Amerikan Stratfor, İngiliz Chathamhouse, Fransız IPRI, Japon Japanfocus, Kanada'lı Globalresearch ve Rus Globalaffairs düşünce kuruluşlarının analizleriyle hazırlanan Turquie Diplomatique gazetesinin GenelYayın Yönetmeni'dir.
İletişim bilgileri: Cep: 0537 245 45 40   e-mail: lmdturk@gmail.com

Haber Kaynağı: Önce Vatan

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

    GAZETE MANŞETLERİ

    HAVA DURUMU

    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    ANKET Sonuçlar Tümü

    ?4+4+4=12 yıllık eğitim kesintili mi olmalı?

    NAMAZ VAKİTLERİ

    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    SPOR TOTO SÜPER LİG

    Tür seçiniz:

    e-gazete

    KARİKATÜR

    SEN DE YAZ

    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    ARŞİV