"Titreyen Göl"

GÜNEŞ GÜLLER GÜNAY'ın yazısı için tıklayınız...

"Titreyen Göl"

GÜNEŞ GÜLLER GÜNAY'ın yazısı için tıklayınız...

20 Kasım 2017 Pazartesi 14:39
340 Okunma
"Titreyen Göl"

Titreyen Göl titriyor mu? Düğmeli evlerin düğmeleri nerede? 

Manavgat’da güne aydın dedikten sonra Titreyen Göl gerçekten titriyor mu diye bakmaya gittik :)

Aman o ne rüzgar, biz o kadar titredik göl nasıl titremesin. Kocaman dalgalar olmaması şaşırtıcı. İyi gene bu soğukta garibim sadece titremekle yetiniyor !!
Bu kadar üşüdükten sonra kahvaltıyı sıcacık bir çorbayla yapalım da titrememiz geçsin dedik. Niyette ayak paça çorbası var. Çünkü ne hikmetse paça çorbası deyince heryerde kelle paça çorbası geliyor. Ama paça dediğin ayakta olur  Ama içeride ayakpaçadan bile daha cazip bir seçenek karşıladı bizi “kaynatma çorbası” . Manavgat’a giderseniz yemeden dönmeyin derim ben.
Çorbadan sonra “düğme evleri” görmeye gidiyoruz. Expo 2016 yı gezerken maketini görüp kendilerini çok merak etmiştik. Haydi bakalım yolumuz yüksek. Giderken de yolda bir çeşme gördük suyu buz gibi. Ama buz derken gerçekten etrafında buz tutmuş yerler vardı. Depomuzu bu sudan dolduralım derken ellerim öyle üşüdü ki ısıtmam bayağı bir zaman aldı. Ama nasıl lezzetli bir dağ suyu anlatamam. 

Ürünlü köyü düğmeli evlerin en çok bulunduğu alan. Bu evler sedir veya katran ağacından yapılmış iskeletlerin arasına harç kullanmadan taş yığılarak yapılmışlar. Bölge 1000 mt civarında bir yüksekliğe sahip olduğundan soğuğa karşı koyabilmek amacıyla çok geniş duvarlara sahipler. Andız ağacından dikine taşları tutması için atılan desteklerin uçları evlerin iç ve dışlarında düğme gibi çıkıntı yaptığından, yöre halkı bu evlere düğmeli evler demiş. Bir dönem üstleri sıvanıp tahrip edilseler de artık önemi anlaşıldığından koruma altına alınmışlar. Şimdilerde restorasyonları yapılıp otele çevrilenleri de varmış. 

Ürünlü’de bir de Altın Beşik mağarası tabelası gördük. Yolunun başına kadar gittik ama kilitli, demir bir kapı ileriye geçmemize izin  vermedi. Geri dönüp muhtara sorunca biraz ilerideki İbradı'ya gidersek anahtarın orada olduğu ve açabilecekleri söylendi. E bu kadar gelmişiz hadi gidelim dedik. 
Şans bu ya anahtarın sorumlusu gelen giden yok diye vurmuş kilidi kapıya gitmiş, ulaşamadılar. Turizm tanıtım ofisinden Ercan Bey bize çok yardımcı oldu ama elinden çok da birşey gelmedi. Sonunda gelen haber, yarın sabah mağarayı bizim için açacakları olunca, kalalım burada dedik. Ercan'ın bize tavsiye ettiği esnaf lokantasında ev yemeği yedik, arkasından bir düğmeli ev örneği olan köy kahvesinde çayımızı içtik. Burası aynı zamanda köyün muhtarına ait. Muhtar sağolsun bize burada kalabilirsiniz dedi ama rahatsızlık vermek istemedik.
Ercan'ın ofisinde, onun bize karınca gibi evden taşıdığı yemişleri yiyerek çok hoş sohbet ettik. Sonra da artık uyusak dedik. 
Biz yol kenarında uyuma niyetindeydik ama neyse ki bize çocuk parkının içinde hiç rüzgar almayan bir yer gösterdi, buralar gece soğuk olur diye. Aşağıda neredeyse denize girecektik ama burası buz. Muhtarın teklifini kabul etmediğimize bin pişmanız ama bu saatte faydası yok artık. Gece -5 e düştü sıcaklık. Yorganımız yetmiyor. Üstüste giyindik olmadı. Gece 03.00 gibi kalkıp arabayı çalıştırdık biraz ısıttık içeriyi ama yarım saat çalışan arabanın motoru bile ancak 30-40 dereceye ulaştı. Verdiği sıcaklık ne olacak ki? Ama yine de -5 den iyiydi, motoru durdurduktan sonra neredeyse anında o da uçtu gitti. Sabaha kadar çalıştırsak iyi olacak ama köyün sessizliğinde zaten motor sesi çok fazla duyuluyor, ısınsın diye gaz verdiğimizden egsoz gazı çevreyi kirletiyor.  Sarındık, sarıldık yarı uyur yarı uyanık sabahı ettik. Ama biz daha gezmeyi düşünüyoruz bu böyle olmaz, soğuklara dayanılmaz ki. Neyse bulacağız bir çare. 
Sabah fırından sıcak simitlerimizi, arabamızdan peynir zeytinimizi alıp, kahvede aldık soluğu. Muhtar sobayı yakmış, çayı demlemiş bile. Çay sıcak, simit sıcak, ortam sıcak oh dedik. Sonra kötü haber geldi. Mağara yoluna kaya düşmüş, araba geçemezmiş. Yürüyerek gidelim dedik, ya yürürken de düşerse dediler ona da izin vermediler. (Ne yalan söyleyelim içimizden inanmak gelmedi kaya düştü olayına.) Sen bu tabelayı koy oraya, ağzımızın suyunu akıt, sonra bin dereden su getir.

Ercan sağolsun bizim üzgün halimize dayanamadı, madem mağarayı göremediniz ben size çevreyi gezdireyim dedi. 
Önce tarihi "Arapastık" ağacını görmeye gittik. Bu ağaç efendisine kızıp konağı ve beraberinde İbradı'yı büyük ölçüde yakan arap cariye Zeynep Hanımın idam edildiği ve 550 yaşında olduğu tahmin edilen kestane ağacı. Kadı Mustafa efendinin konağında çıkan yangın öylesine büyükmüş ki haberi imparatorlukta bile duyulup kayıtlara detaylı bir şekilde işlenmiş.  Bu ağaç bize İbradı'da sadece konaklara adını veren efendilerin değil, kim bilir nerelerden getirilip, yaşadığı yeri yakacak kadar, hayata küstürülen köle cariye Zeynep'lerin de varlığını hatırlattı.

Ağacın ardından eğer anahtarını bulabilirsek size bölgenin hâlâ yaşayan bir düğmeli evinin içini göstereyim dedi yeni arkadaşımız, buldu da. İçinde aile bireylerinden devamlı ikamet eden bir tek emektar öğretmen kalmış ama eski de olsa evin eşyaları hala duruyor. Evin diğer fertlerinin odaları, arada bir geldiklerinden, hala muhafaza ediliyor. Anneannemin çocukluğumdaki evi canlandı gözümde. 
Burası zamanının büyük ve zengin konaklarındanmış. Kilerde hala o zamanların kullanılan küpleri, ekmek tekneleri duruyor. Bu büyük mutfakta çok yemekler pişer, çok konuklar ağırlanırmış bir zamanlar. 
Aslında çok fotoğraf çektik ama sonuçta yaşayan bir ev olduğundan özellerini çok da ifşa etmek istemiyorum. Artık modern evlerin yanında bu evi ayakta tutmaya çalışmak çok zor. Ev bakım istiyor, gezerken sallanmaya başlamış, ısıtmak zor, yıkanmak zor, mutfak işleri zor. Ne kadar daha dayanırlar belli değil. Bizce destek verilmeli yaşamalı bu tarih. Etkili yetkililere duyurulur…

Teşekkürler Ercan bize bu güzellikleri gösterdiğin için. Umarım gene gelir ve mağarayı da görebiliriz.
Ercan son bir güzellik yapıp ilçenin derneğine de götürdü bizi. Düğme evler şeklinde bir  kağıtlık ve yörenin bir sanatçısının doldurduğu gene buralara ait türkülerden oluşan bir "CD" de hediye ettiler bize.
Biz de müziklerimizi dinleyip  güle oynaya düştük yollara. Bu sefer Oymapınar Barajı tarafından geçelim onu da görelim dedik ama bizi Amerika yollarından döndüren "OHAL" burada da karşımıza çıktı. Barajlar "OHAL" nedeniyle ziyarete kapatılmış??

   

Ama oraya rızkını bekleyen, açlıktan kemikleri çıkmış bir köpekçik için gönderilmişiz meğerse. Kocaman bir ekmeği dilim dilim yedikten ve karnı doyduktan sonra taşıyabildiği kadar daha ekmeği zorla ağzına sıkıştırıp bizim de aklımızı onda bırakarak uzaklaştı gitti.
Barajın üstüne çıkamadık ama baraj gölünün dibine kadar gidebildik. Çok heybetli görünüyordu.
İbradı’da oranın köyü olan Ormana’da yapılan butik otellerde kalma imkanı varmış,  güzelmiş de ama biz gidip görmedik.
Yöresel yemekleri de güzel yaptıkları ve fiyatların uygun olduğu söylendi bize. Gidip kalmak isteyenler deneyimleyebilir. Onlar da bu şekilde bir paylaşımda bulunmak, bu türden deneyimlerini paylaşmak isterler belki de… 

Önce Vatan Gazetesi

Anahtar Kelimeler:
ManavgatTitreyen Göl
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.