MANİSA TARZANI AHMET BEDEVİ ANISINA

Hasret Dilek Delier'in yazısı için tıklayınız...

MANİSA TARZANI AHMET BEDEVİ ANISINA

Hasret Dilek Delier'in yazısı için tıklayınız...

15 Kasım 2017 Çarşamba 13:39
216 Okunma
MANİSA TARZANI AHMET BEDEVİ ANISINA

Rahmetli Manisa Tarzanı ''Ahmet Bedevi'nin'' hayatını, ilkokul yıllarımda rahmetli anneannem anlatırdı. Bana da masal gibi gelirdi ve uyurdum dinlerken. Büyüdüğün zaman mezarını ziyaret et, benim mezarıma gelirken derdi. Çocuktum pek anlamazdım tanımadığım birinin mezarını ziyaret etmeyi. Fakat yıllar geçtikçe araştırmaya ve anlamaya başladım. Herkes biliyor sanıyordum. Manisa Tarzanı filmi bile çekilmişti. Sinema oyuncusu Talat Bulut canlandırmıştı.
Obasya Kooperatif Başkanı Mustafa Pala, Manisa Tarzanı'nı 1958 yılında gören biri olarak Manisa Tarzanı üzerine yaptığı araştırma ile yaşamının filme alınması gerektiğine inanarak film yapımcısı olan Cengiz Ergün'ü aradı. Yapımcının da ilgisini çekti ve bu vesileyle ödüller alan Manisa Tarzanı filmi çekilmiş oldu.
Manisa dışından birkaç arkadaşım ve okuyucularım sen gördün mü? Manisa Tarzanı nasıl biri? Dediklerinde şaşırdım. Daha ben doğmadan vefat etmiş görmedim ama hikâyesini dinledim ve araştırdım dedim. Aklımda kalanları anlattım. Manisa dışında tüm Türkiye ve dünya biliyor sanmakla hata yapmışım. Ben de biraz araştırmalarla, birazda anneannemin Tarzanı tanıyan biri olması ve vasiyetiymiş gibi kendimi sorumlu hissederek, bana anlattıklarından da yola çıkarak ve bilmeyenler içinde kaleme almak istedim.
Ahmeddin Carlak ya da kendi ifadesi ile ‘’Ahmet Bedevi.’’ Halk için ise Manisa Tarzanı lakabını almıştı. O bir kahramandı. Gerek savaşlarda, gerek hayat hikayesi, doğa aşığı, çevreci olması ve yaşamıyla.. Manisa Alaybey'in çıkışındaki Çatal mezarlığının yanından geçerseniz lütfen bu güzel insanın mezarını ziyaret edin ve Fatiha okuyun..


Ağaçları tek tek elleriyle dikti. Hayatı boyunca onları büyüttü, korudu. Türkiye'nin ilk çevrecisi ve doğa aşığı güzel bir insandı. İnsanların onu anlaması için uzun yıllar gerekti. Bugün Manisa’da adına düzenlenen çevre etkinlikleri ölüm gününden başlayıp 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne bağlanarak kutlanıyor. Ayakları çıplak, üzerinde esvap niyetine atlet ve şort, bir garip çelebi yürüyerek girer Manisa’ya. Sonraki yıllarda Azeri aksanıyla konuşan bu ilginç adamla ilgili anılarını anlatanlar, onu ilk kez 1923 yılında gördüklerini söyleyeceklerdir.
O günlerde savaş yorgunudur kent. 19.Yüzyıl gezginlerinin seyahatnamelerinden öve öve bitiremediği yeşil Manisa, savaş sırasında çıkan yangınlar nedeniyle çoraklaşmıştır. Kenti eski görünümüne kavuşmasında bu garip yabancı başrol oynayacaktır. Spil Dağı’nda yaşayan ve Manisa sokaklarında üzerinde sadece şort ile dolaşan Ahmeddin Carlak’a halk 1934 yapımı Tarzan filmi Manisa sinemalarında gösterime girdikten sonra yaşamını bu filmle özdeşleştirerek Manisa Tarzanı adını takmıştır.
Yersiz yurtsuz olduğu anlaşılan adamın görünüşü, kim olduğuna dair bir ipucu vermez. Önceleri meczup zanneder ahali onu, sonradan derviş kıvamında biri olduğunu anlayacak “hacı” lakabını takacaklardır. Zamanla Manisa Tarzanı olarak ünlenecektir. O kadar ki adının Ahmeddin Carlak olduğunu pek az insan bilir; kendisine sorulduğunda adının Ahmet Bedevi olduğunu söyler. Hayatının sonuna dek Manisa’da yaşar. 31 Mayıs 1963 yılında göçüp gittiğinde çoktan bir efsane halini almıştır. Çünkü ilginç bir kişiliği vardır.
Yaşadığı toplumdaki kimseye benzemez. Manisa’ya geldiğinde üzerinde olan atleti de bir süre sonra çıkarır. Siyah bir şorttan başka bir şey giymez. Kente tepeden bakan Spil  Dağı eteklerindeki Topkale tepesine derme çatma tek göz bir kulübe yapıp yerleşir. Bulduğu her her şeyi okur, dünyada olup biteni yakından takip eder. Derviş tabiatlıdır, parayla pulla işi olmaz. 1933’te belediyede işe girer ama geçim kaygısından değil.


Manisa Tarzanı, resmî kayıtlara göre Ahmeddin Carlak ya da kendi ifadesi ile Ahmet Bedevi (d. 1899 Samarra, Osmanlı İmparatorluğu – ö. 31 Mayıs 1963 Manisa, Türkiye) Kerkük kökenli bir Türkmen. Kurtuluş Savaş’ında savaştığı için İstiklal Madalyası sahibidir. Görev tanımı bahçıvan yardımcılığıdır. Ağaç diker, büyütür ve korur. Öldüğü güne kadar başına buyruk bir belediye görevlisi olarak kalır.
Ağaçlara, yeşile tutku derecesinde bağlılığıyla etrafındakilerden belirgin bir biçimde ayrılır. Gerçek bir çevrecidir, israfı sevmez. Şöyle der: “Yaşayışım gayet basittir. Yaz kış Topkale’de ki kulübemde ve mağaramda yaşarım. Evim meyve ağaçlarıyla, çiçeklerle çevrilmiş cennet gibidir. Yazın yaş, kışın kuru meyve yerim. Günde üç kez buz gibi suyla yıkanırım. Vücudumu korumak için kendi yaptığım bitkisel yağı sürünürüm. Eski ve yeni yazı bilirim. Türk müziğine hayranım. Sinemanın tutkunuyum. Zaten, dertle gamı bunlarla unutuyorum. Gazete, dergi elimden düşmez, hepsini alır okurum.”
Ahali bu garip adamı çabuk kabullenir; ona hacı derler. Bir süre sonra, her gün saat 12’de kulübesinin yakınlarına yerleştirdiği eski bir topu ateşlemeye başlar. Bunu görev bilmiştir kendine. Bu nedenle ona “Topçu Hacı” denmeye başlanır. Ne yapıp eder, görevini aksatmaz. Hatta sağlığı bozulduğunda, arkadaşları hastanede kısa bir süre yatmaya ikna etmek için onun yerine topu bir başkasının ateşleyeceğine, Manisalının bunu bilmeyeceğine dair söz verir.
Tarzan lakabını ise 1934’te Johnny Weissmuller’in oynadığı “Tarzan” filmi Manisa’da gösterime girdiğinde alır. Filmi seyreden herkes Tarzan ile Topçu Hacı arasındaki benzerliği hemen fark etmiştir. Ahmet Bedevi bir sinema aşığıdır. Bu lakabı o da uygun görmüş olacak ki, hiç itiraz etmez. Bu lakapla efsaneleşir, ülke çapında tanınan bir sima olur.


Daha yaşarken efsane haline gelişi, hakkında anlatılan türlü öykülerle de beslenir. Prof.Cemal Anadol, Tarzan’ın yurdundan ayrılıp neden yollara düştüğünü şöyle aktarıyor: “Kerkük Türklerindendi. Irak’ta Dicle ile Fırat’ın birleştiği yerde dünyaya gelmişti. Gençliğinde bir eğlence sırasında, iri siyah gözlü, güzeller güzeli bir kıza rastlayıp aşık oldu. Bu kız Türkmen aşiret reisi Şeyh Tahir’ın kızı Meral’di. Usulünce kızı babasından istedi. Düğün hazırlıkları başlamak üzereyken Birinci Dünya Savaşı çıktı. Manisa Tarzanı askere yazıldı ve cepheye koştu. Savaş kaybedilince çok üzüldü ve Hindistan’a geçti. İnsan görmemiş ormanlarda yaşadı bir süre. Sonra İran’a geçip Meral’in aşiretini aramaya başladı. Sora sora İran’ın doğusunda bir yaylada Meral’i yeniden buldu. Düğün hazırlıklarına başlandı ama bu sefer de kurtuluş mücadelesine başlandığı haberi geldi. Savaşa katılmak üzere gönüllülerle yola çıktı. Bu kez Meral’i de yanına almıştı. Sarp bir kayalıktan geçerlerken, kızın ayağı kaydı ve uçuruma yuvarlandı. Manisa Tarzanı kollarının arasında son nefesini veren sevgilisinin acısı yüreğinde savaşa koştu.”
Yaşamıyla iyi bir spor adamı ve gençlere iyi bir modeldi. Manisa Dağcılık Kulübü'nün kurulmasında yardımcı olmuştur. Ağrı, Cilo ve Demirkazık Dağlarına tırmandı. Sinema tutkunu, okumayı seven, yeniliklere açık biriydi.
1973-1977 yılları arasında Manisa belediye başkanlığı yapan 2016 yılında vefat eden rahmetli Ertuğrul Dayıoğlu, onun yakın arkadaşlarından biriydi. Bir gün Tarzan’ın kendisine şöyle dediğini hatırlatıyor. ”Söylediklerimin bazıları yalan. İnsanlar sorularıyla  beni bunaltıyor, her şeyimi merak ediyorlar. Onları hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum. Sıradan hayat hikayeleri onları üzecektir.”


Kulübesinin kentten uzakta olması, zamanın çoğunu dağlarda geçirmesine karşın asosyal biri olmaz hiç. İnsanlarla bir araya gelmekten, sohbet etmekten hoşlanır. Manisa Dağcılık Kulübünün üyelerindendir. Genç dağcılarla birçok zirve tırmanışı gerçekleştirir. Ağaçların korucusudur. Konu yeşillik olunca sözü emir yerine geçecek kadar saygınlığı vardır. Manisa’ya gelen tüm vali ve belediye başkanları onun bu statüsünü kabullenmek zorunda kalır.
Hayatını Manisa’yı tüm Türkiye’ye örnek olacak şekilde ağaçlandırmaya adamış ve yaşadığı süre boyunca binlerce ağaç dikmiştir. Manisa gelişmeye başlamıştır. Yeni mahalleler kurulur, yeni yollar açılır. Manisa Tarzanı’nın diktiği ağaçlar hedef haline gelir. Bulvar yapımı için yol genişletme çalışması onun dağcılık kulübünden gençlerle 1957’de çıktığı yurt gezisinde olduğu günlere denk getirilir.
Yakın arkadaşlarından Enver Gediz geri döndüğünde gördüğü manzara karşısında “Gitti evlatlarım” diye ağıt yaktığını anlatıyor. Sağlığının bozulmaya başlaması o günlerden sonra hızlanıyor. Son büyük darbe elleriyle dikip büyüttüğü çam fıstığı ağaçları 1963’te kesilince gerçekleşiyor. Enver Gediz aktarıyor yine: ”Ağaçlara vurulan balta seslerini dağdan duyarak şehre iniyor. Benzin istasyonu kurmak için onun çam fıstığı yetiştirdiği yeri düşünmüşler. Yanıma geldi ve ağaçlarım gidiyor gardaş dedi. Ben o araya gidiyorum elimden bir kaza çıkarsa beni kurtarırsın. Çamlığa gittik, işçiler ağaçları kesiyor. Tarzan bir nara attı. Bağırdı, çağırdı. Baltacılar çil yavrusu gibi dağıldı. Kesik ağaçların başında ağlamaya başladı. Ağzından ilk kez kötü bir söz duydum: O iki katlı binada oturan haşlağa gidip pencereden kedi yavrusu gibi aşağıya atacağım. En ağır hakareti haşlaktı. İki katlı bina ise belediyeydi onun lügatinde.”
Ağaçları kesildikçe “Dayanamayacağım, ben de ölüyorum” der. İlk kalp krizini o gün geçirir. Arkadaşlarının ısrarıyla hastaneye yatar ama iki günden fazla tutamazlar onu. Hastaneden çıktığı günün gecesi kalbi daha fazla dayanamaz.
1963 yılında hayatını kaybedince Manisa halkınca bir efsaneye dönüştürülmüş, ilde birçok heykeli dikilmiştir. Her yıl ölüm yıldönümü olan 31 Mayıs gününde Manisa’da hatırası için törenler düzenlenir.

Son günlerde ziyaretine gelen gençlere şöyle demiştir: ”Ahmet Bedevi bir çıplak garip adamdır. Amma ölünce ağaç sevgisi sembolü olacak, hangi idareci ağacı kestirirse rüyasına girecek, boğazına sarılacağım. Bu memleketin yeşile yeşilliğe, ağaca, çiçeğe ihtiyacı var.''

Ağaçları tek tek elleriyle dikti, hayatı boyunca onları büyüttü, korudu. Türkiye’nin ilk çevrecisiydi, insanların onu anlaması için uzun yıllar gerekti. Bugün Manisa’da adına düzenlenen çevre etkinlikleri ölüm gününden başlayıp 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne bağlanarak kutlanıyor.

Önce Vatan Gazetesi

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.