banner70
03 Aralık 2016 Cumartesi

Adana'da özel öğrenci yurdunda yangın

"Geleceği varsa göreceği de var"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Şimdi onu da konuşuyorlar. İşte 30 bin kişiyle Haşdi Şabi geliyor. Kaç bin kişiyle gelirse gelsin, geleceği varsa göreceği de var." dedi.

18 Ekim 2016 Salı 15:48
Bu haber 765 kez okundu
 Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Görünüşte demokratik olan rektörlük seçimleri üniversitelerde gruplaşmaları, hizipleşmeleri, kırgınlıkları artıran bir işleve bürünmüştür. Üniversite içinde zaten çok yıkıcı bir şekilde yaşanan bu süreç YÖK'ün ve cumhurbaşkanının takdiriyle daha da sıkıntılı bir boyut almaktadır. Bunun için rektör atamalarındaki mevcut usulden vazgeçilmesi, üniversitelerimizin de ülkemizin de yararına olacaktır diye düşünüyorum." dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe Kültür ve Kongre Merkezi'nde düzenlenen 2016-2017 Yükseköğretim Akademik Yılı Açılış Töreni'ne katıldı.

5 üniversitenin pilot üniversite olarak belirlendiğine işaret eden Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

"2006'da kurulan 40 üniversitemiz arasından seçilen 5 yükseköğretim kurumumuz bölgesel kalkınma için ihtiyaç duyulan alanlarda özel olarak teşvik edilecek ve desteklenecek. Burada 5 üniversitemizi ve desteklenecekleri alanları açıklıyorum. Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi hayvancılık alanında, Düzce Üniversitesi sağlık ve çevre alanında, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi tarım ve jeotermal alanında, Bingöl Üniversitesi tarım havza bazlı kalkınma alanında, Uşak Üniversitesi tekstil, dericilik, seramik alanında Bölgesel Kalkınma Odaklı Misyon Farklılaşması Projesi'nin pilot yükseköğretim kurumları olarak belirlenmiştir. Üniversite ve şehirlerimize hayırlı olmasını diliyorum. Bu demek değildir ki 40 üniversite bu 5 ile bitti. Hayır, bu devam edecek. Bundan sonra da bu sürece girebilecek üniversitelerimiz olabilir." 

Rektör seçimleri

Yaşanan tecrübelerin yükseköğretim sistemini hem üniversite hem de YÖK bakımından yeniden bir yapılandırmaya ihtiyaç olduğunu gösterdiğine dikkati çeken Erdoğan, şunları söyledi:

"Üniversitelerimiz halen var olan, rektör adaylarının öğretim elemanlarının oylarıyla tespit edildiği sistemin kendisi bir sorun haline dönüşmüştür. Görünüşte demokratik olan rektörlük seçimleri üniversitelerde gruplaşmaları, hizipleşmeleri, kırgınlıkları artıran bir işleve bürünmüştür. Üniversite içinde zaten çok yıkıcı bir şekilde yaşanan bu süreç YÖK'ün ve cumhurbaşkanının takdiriyle daha da sıkıntılı bir boyut almaktadır. Bunun için rektör atamalarındaki mevcut usulden vazgeçilmesi, üniversitelerimizin de ülkemizin de yararına olacaktır diye düşünüyorum. Aynı şekilde genel olarak yüseköğretim sisteminin ciddi bir yeniden yapılandırılmaya tabi tutulması gerekiyor."

Erdoğan, yükseköğretimde yatay büyümede hedeflere ulaşıldığını, artık dikkatleri dikey büyümeye çevirmek gerektiğini, bu konuda kontenjanların gözden geçirilmesinden belli alanlarda taban puan uygulamasına kadar pek çok çalışma yapıldığını ifade etti.

"İstiklal Marşı'nın tamamını ezbere bilmeyen evladımız kalmamalı"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sanat ve spor alanlarında okulların çok farklı bir konuma gelmesi gerektiğine değinerek, şu görüşlere yer verdi:

"Mesela baskette şu anda biz dünyada finalleri zorlayacak bir ülke konumuna geldik. Aslında finallerin değişmezi olabilecek potansiyele Türkiye sahiptir. 80 milyon nüfusumuz var. Eskiden İstanbul Teknik Üniversitesinin filan bu tür basket takımları vardı ama şimdi neredeyse hiç kalmadı. Ben buradan tüm rektörlerimize sesleniyorum; gelin hepiniz lütfen üniversitelerinizde basket takımlarınızı, voleybol takımlarınızı, masa tenisi takımlarınız imkanlarınız varsa yüzme sporuna yönelik olarak bütün öğrencilerimizi buna teşvik edelim ve gençlerimiz sporla beraber ilmi tahsil etsin. Bu onlara çok şey katacaktır diye inanıyorum. Batı dünyasının şu anda spor, sanat, ilim, bunları bir arada yürüttüğünü düşündüğümüzde burada büyük bir açığımızın olduğunu açık ve net görürüz. Çünkü fiziki mekanlarımız bu kadar güzel yapılırken projelerin de bunlara yönelik yapılması halinde bu açığımızı giderebiliriz. Altyapı meselesinde bunu projelendirmek önem arz ediyor. Cumhuriyet tarihinin en büyük atılımlarını gerçekleştirdik ama içerikte maalesef aynı mesafeyi katedemedik yani insan meselesi. İnsana yönelik bu adımların atılması meselesi. Bana göre artık bizim, belki ileriye gidiyorum ama anaokulu dahil, ilkokullarımızda, ortaokullarımızda mesela İstiklal Marşı'nın tamamını ezbere bilmeyen, bu marşın ifade ettiği o ruh halini tüm hücrelerine kadar hissetmeyen tek evladımız bile kalmamalıdır. Bunu başarmalıyız."

"Hem arazide olacağız hem de masada olacağız"

Suriye ve Irak'ta yaşananlara değinen Erdoğan, bu iki ülkede yaşananları gören yeni neslin "Acaba Misak-ı Milli nedir?" sorusunun yanıtını çok iyi bilmesini istedi.

Misak-ı Milli'nin kavranması ve anlaşılması halinde Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki sorumluluğunun ne olduğunun anlaşılacağını belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

"Ama bunu bilmezsek ne Suriye'deki sorumluluğumuzun ne olduğunu anlarız ne de Irak'taki sorumluluğumuzun ne olduğunu anlarız. Eğer bugün Musul üzerinde bizim sorumluluğumuz var, onun için 'hem masada olacağız hem de arazide dolacağız' diyorsak bunun bir sebebi var. Bunu durup dururken söylemiyoruz, 'dostlar alışverişte görsün' diye de söylemiyoruz. Onbinlerce kilometre mesafeden çıkıp geleceksin, o senin için bir hak olacak, neymiş, Bağdat çağırıyormuş. Tamam da bu benim 350 kilometre sınırım, her an tehdit var. Benim burada tarihi sorumluluğum, mesuliyetim var ve biz burada olacağız. Hem arazide olacağız hem de masada olacağız. Bütün diplomatik görüşmeler, şunlar bunlar bir taraftan yürüyor, yapılıyor. Diğer taraftan da da araziye yönelik hazırlıklar da devam ediyor."

"Şimdi El Bab'a doğru yürüyoruz, oraya da ineceğiz"

Türkiye'nin Suriye'den gelen tehditlere karşı sabırlı davrandığını, bu sabrın Gaziantep'teki bir düğüne düzenlenen canlı bomba saldırısının ardından tükendiğini vurgulayan Erdoğan, şöyle konuştu:

"14 yaşında bir çocuğun üzerine bombayı bağladılar, Gaziantep'te bir kına merasimine çocuğu gönderdiler ve çocuğu canlı bomba olarak patlattılar. 56 vatandaşımız, kardeşimiz şehit oldu. Bunların hepsi de akraba. 100'e yakın vatandaşımız da yaralandı. Hastaneye ziyarete gittiğimde 6 yaşında çocuk ayağının koptuğunun hala farkında değil. Dedik 'artık bitti bu iş, artık gireceğiz.' Hazırlıklarımız vardı, Özgür Suriye Ordusuyla beraber Cerablus'a topraklarımızdan soktuk, arkasından da kendi özel kuvvetlerimizi Cerablus'a soktuk ve DEAŞ'ı süratle Cerablus'tan attık. Arkasından Rai'ye girdik, oradan da DEAŞ'ı böylece kovmuş olduk. Yerine kendi vatandaşlarımızı oraya sokmadık, ya, Cerablus halkını Cerablus'a yerleştirdik. Rai halkını Rai'ye yerleştirdik. Şimdi de malum örgüt DEAŞ, Dabık ile ilgili çok değişik şeyler söylüyor. Tabii Dabık, bizim tarihimizde de farklı bir konumda, malum Mercidabık. Biz, 'Dabık'a ineceğiz' dedik ve indik. DEAŞ orada dayanmaya gayret etti, çok fazla dayanamadı ve orayı da terk edip gitti, şimdi El Bab'a doğru yürüyoruz, oraya da ineceğiz."

"Yeter ki kimsenin bizim vatan topraklarımızda gözü olmasın"

Erdoğan, Türkiye olarak koalisyon güçlerine Münbiç konusunda "Orada PYD ve YPG gibi terör örgütleri olmayacak." dediklerini belirterek, şu bilgileri verdi:

"Çünkü orası yüzde 95 itibariyle Araplarındır. Dolayısıyla PYD ve YPG doğuya gidecek, Münbiç'i boşaltacak. Dün itibarıyla Amerikalı dostlar, dediler ki 'tamam siz de bize yardımcı olun.' Biz baştan beri söylüyoruz. Yeter ki siz bizim bu tekliflerimize 'evet' deyin. Çünkü bu işi biz biliriz, bu bölgede. Sizler buraya yabancısınız, sizler bilmezsiniz. Buranın tarihini de her şeyini de biz iyi biliriz. Şu anda burada da mutabıkız. 'Rakka'da ne yapacağız' dediler. Gelin beraber, eğer burada da bir operasyon yapacağız diyorsanız, ki Rakka DEAŞ'ın merkezidir, biz Rakka'da da sizlerle beraber bu operasyonu yaparız. Gerekirse oradan da bu DEAŞ boşaltılıp gider. Şimdi bunun da görüşmeleri yapılıyor. Biz dürüst hareket ediyoruz, samimi hareket ediyoruz. Bizim ne Suriye'nin ne Irak'ın topraklarında gözümüz yok. Bize 780 bin kilometrekarelik bu vatan topraklarımız evvelallah yeter. Yeter ki kimsenin bizim vatan topraklarımızda gözü olmasın. Şunu da söyleyeyim bu arada, Irak'ta biz şu anda yürütülmekte olan bu mezhep çatışmalarına kesinlikle taraf olmak istemiyoruz ama oradaki Sünni Arap kardeşlerimizi, Türkmen kardeşlerimizi de birilerine yedirtmek istemiyoruz."

"Biz bu tezgaha gelemeyiz"

Musul'a operasyonun başladığını anımsatan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bizim bu operasyon konusunda en başından beri itirazımız şunadır, hep bunu söyledik, Musul, Arap ve Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı, ağırlıklı olarak Sünnilerden oluşan bir bölgedir. Şimdi ne diyorlar bize biliyor musunuz? Diyorlar ki 'Burada bir Şia-Sünni savaşı olmaması lazım.' Peki, güzel. Senin 'Bağdat, Bağdat' dediğin nedir? Senin 'Bağdat' dediğin tamamen Şia'dan oluşan bir ordunun yönetmenidir. Biz onlarla mı konuşacağız? Eğer biz kalkıp da Musul'un kaderini onlarla paylaşmaya yönelirsek, şunu kabullenmemiz gerekir ki yarın burada Şia-Sünni ile bu mücadelesini verecek ve ardından da burayı Haşdi Şabi'ye terk edecek. Şimdi onu da konuşuyorlar. İşte 30 bin kişiyle Haşdi Şabi geliyor. Kaç bin kişiyle gelirse gelsin, geleceği varsa göreceği de var. 

Musul'da 2 milyon Sünni Arap, Türkmen var. Biz bunların bir kısmını eğittik, yetiştirdik, belli bir noktaya getirdik. Nerede? Başika Kampı'nda. Biz orada Peşmerge de eğittik, hala eğitiyoruz. Aynı şekilde Musullu Arap, Türkmen kardeşlerimizi, onları da eğittik, yetiştirdik, hala devam ediyoruz. Bunları yaparken bize talep nereden geldi? Irak'ın merkezi yönetiminden geldi. Şimdi ne oldu bu merkezi yönetime? Hava değişti. Dert başka. Onun için biz Amerikalı dostlarımıza, koalisyon güçlerine bunu söylüyoruz, bakın buradaki tezgaha bizi getiremezsiniz, biz bu tezgaha gelemeyiz."

"Tabanındaki ibadet de artık zedelenmeye başladı"

Terör konusuna da değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: 

"Her kim PKK'yı Kürt kardeşlerimizin haklarını savunan bir örgüt olarak görüyorsa onun aklından, izanından şüphe ederim. Her kim FETÖ'yü 'kendi halinde insanların oluşturduğu bir hizmet hareketi' olarak değerlendiriyorsa onun sadece izanından değil niyetinden de şüphe ederim. İyi niyetliydim, diyordum ki 'tabanı ibadet, ortası ticaret, tavanı ihanet' diyordum ama tabanındaki ibadet de artık zedelenmeye başladı, artık onu da söyleyemiyorum. Niye? Bu kadar gerçekler olduktan sonra o taban hesap soramıyorsa kusura bakmasınlar. 

Her kim DEAŞ'ı bölgenin kendi dinamiklerinin ürünü olarak ifade ediyorsa ya hiçbir şey bilmiyor ya da derdi başka. Suriye krizi başladığından beri özellikle 2013'ten beri ne zaman şöyle müşahhas bir adım atmaya kalksak karşımıza başka bir engel çıktı. Geldiğimiz noktada anlıyoruz ki aslında bunların hepsi aynı gayeye yönelik olarak kullanılan farklı araçlarmış."


AA

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    Resmi ilan arşivimize ulaşmak için tıklayınız. Detaylı bilgi için tıklayınız. Detaylı bilgi için tıklayınız. Detaylı bilgi için tıklayınız.
    Semt pazarları kaldırılmalı mı?

    e-gazete
    • Önce Vatan | Günlük Ulusal Gazete - 03 Aralık 2016 Manşeti
    KARİKATÜR
    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    Ziyaretçi Defteri
    ARŞİV
    Detaylı bilgi için tıklayınız. Detaylı bilgi için tıklayınız.