İşte o harita!

BM kasasına kilitlenen o haritayı, yazarımız Prof. Dr. Ata Atun 11 Kasım 2014’te yayınlamıştı.

İşte o harita!

BM kasasına kilitlenen o haritayı, yazarımız Prof. Dr. Ata Atun 11 Kasım 2014’te yayınlamıştı.

12 Ocak 2017 Perşembe 14:37
3899 Okunma
İşte o harita!

Cenevre’de tarafların “büyük bir gizlilik içinde” BM yetkililerine verdikleri haritalar çelik kasalara kilitlendi.

Rumlar, “Hayır” dedikleri Anan Planı’ndaki haritanın bir benzerini, kendi haritaları olarak BM yetkililerine sundular. Rum tarafının büyük bir gizlilik içinde” sunduğu harita bizim için sır değil. İlk gençlik çağlarından beri hem mücahit hem de bilim adamı olarak Kıbrıs davamızı savunmakta olan Prof. Dr. ATA ATUN, 11 Kasım 2014 tarihli “Rumların Aklındaki Harita” başlıklı yazısı eşliğinde bu haritayı yayınlamıştı. 

Rum tarafının sunduğu haritanın Türkleri azınlık durumuna düşürmeyi ve Rum toplumu içinde eritmeyi, KKTC’yi tarihe gömmeyi hedeflediğini biliyoruz. Bilmek istediğimiz, Türk tarafının BM yetkililerine verdiği haritada, Rum dayatmalarına ne ölçüde ödün verildiğidir.. 

M. KEMAL SALLI

Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, Kıbrıs Rum Kesimi temsilcileriyle KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı arasında Cenevre’de sürdürülen esrarengiz görüşmelerde son aşamaya gelinmiş. Görüşmelerin gidişatı konusunda bilgi veren BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide, "Pek çok konu çözüme kavuştu. Çözüme yakınız" demiş. Tarafların verdikleri haritalar BM yetkilileri tarafından teslim alınmış ve çelik kasalara kilitlenmiş.

Cenevre’de sürdürülen toplumlar arası görüşmelere karartma uygulandığından, tarafların, hangi konularda nasıl bir anlaşmaya vardıklarını ve BM kasalarına kilitlendiği söylenen haritaların sınırlarını bilemiyoruz. Bildiğimiz bir şey var, Rum tarafının büyük bir karatma uyguladıkları, kimselere göstermek istemedikleri haritaları bizim için sır değil. Rumların Kıbrıs Türkü’nü her bakımdan azınlık duruma düşürmeyi hedefledikleri o harita, 1977’den bu yana toplumlar arası görüşmelerde hep masada oldu. KIBRIS Türkü’nün yılmaz asenalarından Emete Gözügüzelli’nin belirttiği gibi, Rum tarafının BM kasalarına kilitlendiği söylenen harita 1977’deki Viyana 6. Tur Görüşmelerinden bu yana hep masada oldu ve her defasında Türk tarafının aleyhine genişletildi. 

Prof. Dr. ATA ATUN BM KASASINDAKİ HARİTATI 11 KASIM 2014’TE YAYINLAMIŞTI 

Cenevre’de tarafların “büyük bir gizlilik içinde” BM yetkililerine verdikleri haritalar çelik kasalara kilitlendi. Rumlar, “Hayır” dedikleri Anan Planı’ndaki haritanın bir benzerini, kendi haritaları olarak BM yetkililerine sundular. Rum tarafının büyük bir gizlilik içinde” sunduğu harita bizim için sır değil. İlk gençlik çağlarından beri hem mücahit hem de bilim adamı olarak Kıbrıs davamızı savunmakta olan Prof. Dr. ATA ATUN, 11 Kasım 2014 tarihli “Rumların Aklındaki Harita” başlıklı yazısı eşliğinde bu haritayı yayınlamıştı. 

Rum tarafının sunduğu haritanın Türkleri azınlık durumuna düşürmeyi ve Rum toplumu içinde eritmeyi, KKTC’yi tarihe gömmeyi hedeflediğini biliyoruz. Bilmek istediğimiz, Türk tarafının BM yetkililerine verdiği haritada, Rum dayatmalarına ne ölçüde ödün verildiğidir.. 

AB Anayasası’na aykırı olarak, Ada’nın tamamını temsilen AB üyesi yapılan Rumların en büyük hedefleri, görüşmelerde ve görüşmeler sonrasında varılacak anlaşmada, Kıbrıs Türkü’nü azınlık statüsüne düşürmek, KKTC’yi tarihe gömmek, bunun için de, BM, AB ve ABD’nin desteğini alarak Türkiye’nin garantörlük haklarını sulandırmaktır.  

Cennetmekan Rauf Denktaş, engin deneyimi ile bu günleri görmüş ve ömrünün son demlerinde Hasan Erçakıca’yla yaptığı bir söyleşide, “Bundan sonra gelecek olan ilk öneri; Annan Planı’nı Rumların da evet diyebileceği bir şekilde, revize etmek olacaktır. Tabii bu girişim, bizim tarafa, orada verilen hakların kısıtlanmasını getirecektir. Buna dikkat edin!” demişti. Uyarıları kendisini rahmet ve saygıyla anmamıza vesile oldu. 

RUMLAR KIBRIS SORUNUNU ULUSLAR ARASI ARENAYA TAŞIMAK İSTİYORLAR

Rumlar, Cenevre’deki görüşmelere BM VE AB’nin yanı sıra Yunanistan, İngiltere ve Türkiye’nin de masaya oturmasında ısrarcı olmuştur. Prof. ATUN 10 Aralık 2016 tarihli “Müzakere Döneminde Hedef Şaşırtma Oyunları” ve 13 Aralık 2016 tarihli “Beşli- Çoklu Toplantı Tuzakları” başlıklı yazılarında AB üyeliğinin kazandırdığı avantajların verdiği rahatlıkla, Rumların Türk tarafına ne gibi tuzaklar kurmak istediklerini ayrıntılarıyla anlatmıştı. 

Tarafların büyük bir gizlilik içinde verdikleri haritaların BM kasasına konulup kilitlendiği gün, Rum Kesimi Sözcüsü Nikos Hristodulidis görüşmelerin ‘tehlikelere gebe’ olduğu uyarısında bulundu. Hristodulidis’in sözünü ettiği tehlikelerin neler olduğunu bilmiyoruz, ama kendi toplumuna yaptığı sağduyu çağrısında “basına sızdırmaların” bir an önce son bulması gerektiğini vurguladığına göre, görüşmelerin gidişatı ve haritalar konusunda duyulmaması gereken bir durum mu var? 

Görüşmelerde varılan sonuç halkın oyuna sunulacağına göre, anlaşmalarda hangi konuda nasıl bir anlaşmaya varıldığı, tarafların BM ‘ye sundukları haritaların ayrıntıları kimden, neden gizleniyor? 

Kıbrıs Türkü’nün güvenliği, geleceği Türkiye’nin sorumluluğundadır. Kıbrıs Türkü’nü koruyup kollamak Türkiye’nin namus borcudur. Bunların yanı sıra, Kıbrıs konusu yalnızca Kıbrıslı kardeşlerimizi ilgilendiren bir konu değildir. Kıbrıs adası, stratejik konumu nedeniyle Türkiye’nin güvenliği açısından da çok önemlidir. 

BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ VE KIBRIS

Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrasında Küresel liderliğini Ortadoğu enerji kaynakları üzerinden sürdürme çabasında olan ABD’nin hedefi, İsrail’i bölgenin enerji terminaline dönüştürmek, Irak ve Suriye’nin kuzey parsellerinden Akdeniz’e uzanan bir “Kürt Koridoru” görünümlü bir ABD/İsrail Koridoru oluşturmak ve Akdeniz’i bir “Batı Gölü”ne dönüştürmektir. 1991’deki Körfez Savaşı’yla uygulamaya konulan ve bölgedeki 22 ülkenin sınırlarını değiştirmeyi hedefleyen Büyük Ortadoğu Projesi’nin ABD’nin bu hedeflerini hayata geçirmek üzere planlandığı netleşince, Doğu Akdeniz’in uçak gemisi  Kıbrıs’ın önemi bir kat daha arttı. Kıbrıs adasının güneyindeki 12. Afrodit Parseli’nde doğalgaz, Karpaz ile Türkiye arasındaki alanda da petrol bulunduğu keşfedilince, Kıbrıs tüm dünyanın sevgilisi oluverdi.

Kıbrıs’ın Ortadoğu’da sürmekte olan enerji merkezli bir paylaşım kavgasının önemli merkezlerinden biri haline gelmesi, Kıbrıs sorununun küreselleşmesine neden oldu. Kıbrıs’ta toplumlar arasında sürdürülmekte olan görüşmelerde küresel aktörlerin rolü öne çıkmaya başladı. ABD Başkan Yardımcısı J. Biden, toplumlar arasında 43 yıldır sürdürülmekte olan görüşmelerin sonlandırılması için kolları sıvadı; “Ya bitecek, ya bitecek” diyor. 

J. Biden, toplumlar arası görüşmelerin en kısa bitirilmesini istiyor, çünkü, ABD’li Noble şirketi Kıbrıs’ın güneyindeki 12. Afrodit Parseli’ndeki doğalgazı çıkarmak için sabırsızlanıyor. Bu, ABD açısından da çok önemli, Çünkü Kıbrıs’ın güneyinden çıkarılacak doğalgaz Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştırıldığında, AB ülkelerinin Rusya doğalgazına olan bağımlılıkları sona ermiş olacak. Bu konuda çok ciddi hazırlıklar var. 

Türkiye’nin Rusya ile Türk Akımı boru hattı anlaşmasını imzalamasının hemen ardından, İsrail Enerji Bakanı’nın koşar adım İstanbul’a gelerek benzer bir anlaşma dayatmasının nedenini şimdi daha iyi anlıyoruz. O günlerde bu trafik, “Mavi Marmara olayının tatlıya bağlanması, Türkiye-İsrail ilişkilerinin normalleşme sürecine girmesi” olarak yorumlanmıştı, ama perde arkasındaki kavga çok başkaydı. Rusya, “petrol ve doğalgaz tedarikçisi” konumundan çıkarılmak, Ortadoğu denklemi dışına savrulmak isteniyordu. 

TÜRKİYE TERÖRE ODAKLANMIŞKEN…

Ortadoğu’da, özellikle Suriye parselinde, ABD ile Rusya arasında yaşanmakta olan enerji merkezli paylaşım savaşı, aynen Kıbrıs’ta da yaşanmaktadır. Biz, ülkemizi  güney sınırlarımız boyunca kuşatmakta olan terör kuşağının ürettiği sorunlara yoğunlaştığımızdan, hem Kıbrıs Türkü’nün hem ülkemizin güvenliği ve geleceği açısından çok önemli bir konu olan toplular arası görüşmelere, çok tehlikeli bir şekilde  yabancı kaldık. 2004’te Kıbrıs Türkü’nü “Yes be annem” pankartlarıyla “evet” demeye çağırdığımız Anan Planı’nın nasıl tuzaklar içerdiğini açıkça görmüş olmamıza rağmen, Anan Planı’na benzer yeni bir tuzak hazırlandığının farkında olmadık. 

Tarihi ve kültürel bağlarımızın sırtımıza yüklediği sorumluluklar ve stratejik konumu nedeniyle,  Kıbrıs’ı unutmamızın bedeli çok ağır olur. Bütün bölgesel ve küresel aktörlerin söz sahibi olmaya çalıştıkları Kıbrıs’ta, hem haklarımız hem de sorumluluklarımız var. Yarınlarda “Kanlı Noel”ler gibi yürek yangınları, Anadolu yaylasına hapsolmak gibi pişmanlıklar yaşamak istemiyorsak, Kıbrıs’taki kazanımlarımıza sahip çıkmak zorundayız. Ortadoğu’da yaşanmakta olan küresel kapışma bağlamında, etrafımızı sarmakta olan tehlikenin farkında olmak zorundayız.

 Rahmetli Denktaş, benzer bir oyunla elimizden kayıp gitmesinden dolayı, Girit’i örnek gösterir, “Kıbrıs Girit olması” derdi. Kırım ve Kerkük gibi yüzlerce yıllık Türk yerleşim birimlerinin demografik yapılarının, referandum oyunlarıyla statülerinin nasıl değiştirildiğini görseydi kim bilir nasıl kahrolurdu. 

Dönemin dışişleri bakanı Fuat Köprülü, “Bizim Kıbrıs diye bir davamız yoktu” diyecek kadar umutsuzdu, ama kendisinden sonra görevi devralan Fatin Rüştü Zorlu’nun küresel konjonktürden yararlanarak kazandığı başarılar sonucunda, Başbakan Menderes’le birlikte imzalamayı başardıkları Zürih ve Londra anlaşmaları, bize Kıbrıs’ta garantörlük hakkı kazandırmıştı. BM onaylı bu anlaşmalar, Kıbrıs Türkü için de Anadolu Türkü için de vazgeçilemez önemde belgelerdir. 

CENEVRE’DEN NE SONUÇ ÇIKABİLİR?

Ata Atun, “Beşli-Çoklu Toplantı Tuzakları” başlıklı yazısında,  Cenevre görüşmelerinden olumlu bir sonuç çıkmayacağını savunuyor.

 “Benim görüşüme göre, 12 Ocak'ta yapılması konusunda mutabakat sağlanmış olan ‘Beşli’ veya ‘Çoklu’ toplantı, Rumların ‘sadece Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti katılsın, Kıbrıs Türk tarafı (KKTC adını belirtmeden) Kıbrıs Cumhuriyeti içinde yer alsın’ girişimleri ile krize girecek ve toplanamama tehlikesi ortaya çıkacak.

9-10-11 Ocak toplantısında halen açık olan 6 başlık ve bu başlıklar içindeki üzerinde mutabakata varılmamış 50 konu tartışılacak. Bu üç gün içerisinde söz konusu 50 konu üzerinde mutabakata varılması çok zor; 48 yılda varılamayan mutabakata 3 gün içinde varılmak istenmekte.

Deneyimlerime göre benim tahminim Beşli Konferans'ın Rumların KKTC ile aynı statüde masaya oturmak istemeyecekleri nedeni ile toplanamama tehlikesi atlatacağı, bir şekilde ara yol bulunup toplansa bile, tam ve Kıbrıs sorunun kesin çözümüne yönelik bir sonucun alınamayacağı yönünde.
        
Bu toplantıda Türkiye'yi zorlayacak herhangi bir karar çıkamaz. Bilinenin ve Batı basınında Rumların elinde koz olduğu ve güçlü pozisyonda bulunduğu şeklinde yansıtılan bilgilerin aksine bu masada ve Kıbrıs konusunda eli güçlü olanın Türkiye olduğu ortaya çıkacaktır. Kıbrıs konusu da Türkiye'nin istediği gibi çözülecek veya da tamamen ‘Çözülemedi’ olarak kapanacak ve KKTC ile Türkiye yeni bir yol haritası belirleyecektir.”

İlk gençlik yıllarından bu yana Kıbrıs davamızın her aşamasında, her platformda yer almış olan Ata Hocamız, engin deneyimlerine dayanarak yaptığı yorumda yüreğimize su serpmiş olsa da, görüşmelere uygulanan karatma nedeniyle ve özellikle Cumhurbaşkanı Akıncı’nın “Garantörlük haklarımızı “çağdışı” olarak yorumlayan Rumlara gereken yanıtı, gereken netlikte vermemiş olmasından kaynaklanan kaygılarımız sürmektedir. 

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
murat 2017-01-13 07:33:02

Yahu arkadaşlar bunların soydaşlarımızı tanimalarinin ne anlami var .Bu hainlere bir karış toprak verilmemelidir