Acının, direnişin simgesi hayran olduğum kadın! 

Kendisiyle aynı zamanda yaşayıp tanışmayı çok isterdim. Başına gelmedik kalmayan Meksikalı ressam, geçirdiği tren kazasından sonra sakat kalmış ve yataktan kalkamamış, annesi yatağın tepesine aynalar yerleştirmiş. Bu nedenle her zaman oto portre yaparmış. Diego onu kardeşiyle aldatmış ve bunun gibi birçok acılar yaşamış kadın. Ölmeden önceki son sözleri şöyledir: ''Çıkış yolunun güzel olacağını ve asla geri dönmeyeceğimi umarım. Ben aşkın, acının ve devrimin kadınıyım.” 

“Hayatta başıma iki korkunç kaza geldi, biri geçirdiğim otobüs kazası, diğeri de Diego” diyen genç bir kızken geçirdiği trajik trafik kazasından omurgasında ve bacağında ağır hasarla kurtulan Frida Kahlo, ömrü boyunca fiziksel ve ruhsal acılar çekerek yaşamıştır.  “Tek kaş” olarak simgelemiş kendini. Genelde kendi alnına koyuvermiş kocası diego’yu. Frida ve sevgiliye yazdığı içimi sızlatan mektubu…

Diego Rivera’ma diye başlayan mektubu  

Seni sevmeye başlayalı çok uzun zaman oldu. Küçük bir kız çocuğu idim, seni sevmeye başladığımda. Şimdi ise bedeni çürümeye başlayan yaşlı bir kadınım. Bütün bedenler çürüyor aslında Diego’m. Eskiyor bütün bedenler.

Ama acı çeken yüreği var ise bir bedenin, daha hızlı çürüyor o beden.

Benim acı çeken bir yüreğim var Diego. Seni sevmeye başladığım o günden beri, acı çeken bir yüreğim var.

Beni anlamadın demeyeceğim. Beni anladın. Zaten en dayanılmaz acı buydu. Sen beni anladın. Anladığın halde canımı yaktın Diego…

Ben de seni anlamak istedim. Tüm hayatımı, hayatımın her bir zerresini seni anlamaya adadım. Sen nereye gittiysen, ben de gittim. Sen neye güldüysen ona güldüm. Sen kimi sevdiysen onu sevdim. Hangi kadınla seviştiysen o kadınla seviştim. Bende bulamadığın ve başka kadınlarda aradığın şeyi keşfetmek için, senin öptüğün kadınları öptüm. Dokunduğun kadınlara dokundum…

Senin sevmediklerini de sevdim ben Diego. Neden sevmediğini anlamak için, onları… sevdim !!! Ya da sevmeye çalıştım… İçimdeki, sana dair olan öfkeyi dindirmek için yaptım belki. Öfkem dinmedi Diego.

Her defasında körkütük aşık olarak, sana döndüm. Ya da aslında senden hiç gitmemiştim.

Seninle Amerika’ya gelmemi istediğinde, benim olduğunu sandım. En büyük yanılgım oldu bu belki de. Sen ne benim ne de başka bir kadının olamazdın. Kimseye ait olamazdın sen ! Ruhun buna izin vermezdi. Oysa ki ben, sana ait oldum hep. Yattığım tüm adamlar ile sana ait olarak yattım Diego. Acı çekerek seviştim onlarla…

Bir tek senin çocuğunu doğurmak istedim. Ah Diego’m. Bu paramparça rahmimden nefret ettim, bebeğimizi tutamayınca. Söküp atmak istedim rahmimi. Sana çocuk doğurmayı beceremeyen bir organı taşımak yük oldu bana.

Kanlar içinde kaldığımda beyaz çarşaflar üzerinde, bana nasıl acıyarak baktığını gördüm. Nasıl korktuğunu, ölmemden. Sırf bundan ölmedim ben Diegom. sen acı çekme diye. ve beni terk ettiğinde, o kanlar içinde kaldığım günkü acı dolu bakışlarına sığınarak, acılı mektuplar yazdım sana. Çaresizlik kokan, kadınlık onurumu ayaklar altına aldığım mektuplar yazdım. Bana acı ve geri dön istedim. Buna bile razıydım sevgilim.

Senin çirkin olduğunu söyleyen annemden nefret ettim. Sana benim gibi bakamayan herkesten. Senin güzelliğini görememelerini anlayamadım hiç…

Kurbağa sevgilim, Diego’m… Bana dünyanın en büyük acısını yaşattın sen. Gün be gün öldüm seni sevmeye başladığım ilk andan itibaren.

Ama sevgilim, bir daha gelseydim dünyaya yine seni severdim… Canlı canlı çürüyeceğimi bilerek!

Geçirdiği kazadan sonra "Başıma gelen en iyi şey acı çekmeye alışmaya başlamam" diyerek olanca anlamsızlığı tattığı yaşama devam etmeye karar vermiştir. Canım Frida'm, saçlarına taktığı çiçeklerle hafızamda. Her saçıma çiçek taktığımda Frida’ya gider ruhum…

Diego’dan Frida’ya sevgilerle…

Sevgili Frida’m, bir nilüfer açar açmaz başlıyorum seni sevmeye. İçimin derin kuyularına kadar çekiyorum kokunu. Kucaklaşıyoruz, ülkeden ülkeye geçiyor terimiz. Ömrümüz yer değiştiren bir sokak, baştan sona yürüyoruz aşk kalarak. Seni düşündüğüm her yerde bir incelik ve güzellik anıtı. Yeryüzü çayırları ve dağlar, mavi bir kıpırtıyla uyanıyor her sabah. Senin göğüslerindeki süt, gözlerindeki tuz; yeni yeni ağaçlar büyütüyor. Sevmek de böyle bir şey Frida. Bizi bekleyen anılara yürürken, bir kadın da kuşları süpürüyor arkamızdan. Ah Frida’m! Dudağımı dudağınla ıslatıyorum, bir çivi daha düşüyor çarmıhtan…

Senin bu ellerin diyorum, sevimli bir kır çocuğu ve serin çarşaflara sinmiş beyaz uyku. Unutmak bir kalp ağrısı değilse eğer, senin ellerin ten bilgisi Frida.

Sevgili Frida’m, gülümsüyorsun ya, güneş biraz daha yaklaşıyor dünyaya. İki şehir birden seviniyor. Hep bekledik, bazı yaralar geç iyileşiyor Frida. Aşk ki, eski defterleri karıştırma hevesidir ve biz bu gürültüler içinde arıyoruz kişiliğimizi. Ahşaba oyulmuş mektup gibi yüzümüzden başlıyor bir uçurumun derinliği. Özlüyoruz Frida, sesin sesimdeki pası silecek kadar incelikli. Nasıl olsa alışıyor insan, masumiyet gizli bir kötülükmüş. Yalnızlığın tarihi de böyle bir şey Frida. Fısıltıyla öpüşür bütün çiçekler ve tam zamanında gelir ölüm. Geç kalmamak için hiçbir şeye, haydi bir daha gülümse… Senin bu ellerin diyorum, esmer bir şarkıya benziyor. Sabır, dilenmenin tersten okunuşu değilse eğer, senin ellerin kusursuz deli Frida.

“Hiç hayalleri boyamadım; resmettiğim tek şey benim kendi gerçeğimdi." der,Frida Kahlo

Pera'daki  üst katta sergisine gidebildiğim ressam.

Öyküsü anlatılan resimler çok hoştu, çizgileri kararlı ve daha sert, tek beğendiğim resmi "Ayçiçekleri", orada da kendisini ayçiçeklerinin arkasına saklamıştı. Resimlerinde her şeyin bir anlamı vardır. Frida Kahlo'nun acılarını yansıtan etkilendiğim eserlerinden birisi de Yaralı Geyik Tablosudur. Yaralı geyik de Frida'nın acılarını yansıtan eserlerinden biridir. Kendisini geyik figürüyle özdeşleştirip ifade ettiği tablosunda; eşi diego tarafından aldatılmışlığını, çektiği acılarını, aldığı yaralarını, Diegoya olan aşkını ve daha çok kendi gerçeğini cesurca resmettiği için pek çok kişiyi kendisine hayran bırakan, kadın.

Yapraksız, dalsız, kalın ağaç gövdeleri arasında kapana kısılmış olan geyik, gövdesinden oklarla yaralanmış. Ormanın geri planında umut dolu mavi deniz ve gökyüzü vardır. 

Geyik figürünün resimde kullanılması Frida Kahlo'nun köklerine dayanıyormuş. Aztek kökenli bir Meksikalı olan Kahlo, Aztek mitolojisi'nde sağ ayağı temsil eden geyik imgesini kullanmış. Eserde Frida kendi portresini geyiğin başına yerleştirip yaralı geyikle bütünleşerek yaşadığı sıkıntıları sembolize etmiş ve geyiğin vücuduna saplanmış oklar Frida'nın sıkıntılı yaşamındaki sorunları temsil edİyormuş. 

Çevredeki kuru ve yaşlı ağaçlar Frida'nın zorlu yaşamında kapıldığı karamsar durumlar ve kurtulamadığı karanlık kaderini simgelerken, yerde duran kırılmış yapraklı taze ağaç dalı ise Frida'nın parçalanmış gençliğine bir göndermedir. Geyik, yaralarına rağmen hızla kaçma eğilimindedir; tıpkı Frida'nın hayatındaki sorunlardan kaçıp uzaklaşmak istemesi gibi.

Frida her şeyden önce bir felsefedir benim için. Acılarla yüzleştiğimde kendime, “ Frida olsa ne yapardı?”  Sorusunu sorarım. Acısına, duruşuna sonsuz saygı duyuyorum. Hayatındaki tüm zorluklarla mücadele etmeyi başarmış, asi ruhlu kadına hayranım. Efsane kadının filmi de film müziği de harikadır. Kahloism diye bir sanat akımı ve moda akımı vardır. Frida Kahlo yıllarca pek çok modacı tarafından stil ikonu olarak gösterilmiş. Frida'nın doğduğu ev "blue house" ise Meksikalıların özel simgesi olmuş. En kısa zamanda Frida’nın Mavi Ev Müzesini ziyaret etmek umuduyla…

Esen kalın

Mektuplar alıntıdır. 

Kaynak: https://mervegursen.blogspot.com.tr/2015/02/resim-frida-kahlo-yarali-geyik-frida.html

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.