Dürüstlüğün bu kadar konuşuluyor olunması size de biraz tuhaf gelmiyor mu? Herkesin özlemle andığı yokluğundan şikayetçi olduğu var olmasını beklediği, duygularımız arasında  dürüstlük olmazsa olmazlarımızdan dediğimiz sevdiğimiz ve benimsediğimiz bu duygumuz için  neden bu kadar problem yaşıyoruz?

Dürüstlük konusu gereklilikten çok bir meziyetten bahseder gibi bahsediyoruz. Birilerine bir başkasından  bahsederken...  '' O çok dürüst bir insandır'',  '' Ahmet uzun boylu, yakışıklı ve dürüst bir çocuktur''  diye tarif ederiz... 

Dürüstlük duygusu aslında doğuştan var olan bir duygudur. Doğuştan dürüst olmaya programlanmışızdır. Dürüst olunduğu zaman  insan  beyni daha verimli daha coşkulu ve yaratıcı çalışıyor.Fakat böyle bir potansiyelle doğmuş olmamıza rağmen;  kişi içinde bulunduğu ailede, yakınlarında  veya toplumda bunu geliştirme ve tadına varma imkanını  bulabiliyor mu?  

Çocukların keşfetmesine izin verin...

Kişiler arasında ki farklı, değişik  bakış açıları ve yetiştirilme tarzından dolayı oluşan duygu durumları vardır.  Bu duygu durumları, Sen bilinci.... Ben bilinci... Biz bilinci... Sevgi saygı kültürü... Korku  kültürü... dür. Bunların her biri kişilerin bakış açısında ayrı bir etken yaratır. ... Çocuklar  yetiştirilirken, ebeveynlerin kendi gelenek göreneklerine  göre yetiştirmek istemleri yüzünden çocuğun kendisini keşfetmesine pek izin verilmez.  Ebeveynler sürekli çocukları ikaz ederler... ''sakın elleme kırılır''... '' sakın dokunma uff olursun''... gibi söylemlerle  keşfetmesine izin verilmemesi, toplum içinde konuşmak istediğinde '' sen sus çocuklar böyle konuşmaz''... '' sus.. ayıp öyle söylenmez''... gibi durumlarda  çocuğun kendisini dürüstçe ifade edememesi korku kültürüyle yetiştirilmesi bir süre sonra o  çocuk  da değersizlik hissi doğurur  ve  çocuk ...''ben kendim değerli değilim'' kanaatine varır. Değerli olabilmek ve herkes tarafından sevilmek için nereye yalakalık yapmak gerekiyorsa o yalakalığı yapmaya başlar. 

Çünkü kendini önce ailenin gözünde, daha sonra büyünce arkadaşlarının, öğretmeninin gözünde ve  iş hayatında müdürünün gözünde... değerli görmek ister.Kendini sevdirmek için kabaca özünü kaybetmiş satılık meta haline gelir.  Kim işine yarıyorsa ona yalakalık yapar. Bunun adını da hiç çekinmeden dürüstlük koyar.  Burada müdafaa ettiğin şeyi, döner diğer tarafta başka türlü müdafaa eder. Karşı taraf bu yalakalığı farketse bile yalakalık edenin ondan yana olması hoşuna gider.Fakat yalakalık yapan kişinin yüzüne güler ve arkasını dönünce '' bu adama güvenilmez yalakanın teki der''  ve bu durum zincirleme devam eder. Böylece birbirine güvenmeyen, birbirinin suratına bakıp gülen, arkasından  konuşan bir toplum oluşmaya başlar. Şu an toplum olarak yaşadığımız da bu değilmi zaten...Kimsenin kimseye güveni kalmadı!..

Kendine saygı duyan kişi dürüst olur...

Kişi dürüst olarak davrandığın da kazandığı bir şey vardır. Dürüst olanın kazandığı kendine olan saygısıdır. Fakat dürüst davranmayan kişi gelişirken kendine olan saygısı korunmamışsa, ''ben kimim'' konusunda beslenip gelişememişse o zaman zaten kaybediceği bir şeyi yoktur. Sadece öfkelidir... ve öfkeli olan insanın arkasın da yatan sebepde dürüst olma fırsatı elinden alınmış kişilerdir.

Dürüst olmak şartmıdır?

Dürüst olunmadığı zaman, nörobiyolojik olarak bakıldığında beyin tıkanma hali yaşıyor. Stres oluyor, yaratıcı olamıyor, kafası karışıyor büyük risk bilincini geliştiremiyor. hayatında yavaş yavaş anlam, coşku kaybolmaya başlıyor. İnsanın hayatında anlamın, coşkunun kaybolması  gönül fakirliği yaşamasına sebep veriyor. 

Her Gerçeği Konuşmak Dürüstlük müdür?

Davranışsal Psikolog Dan Ariely 10 yıl boyunca bu konuyu araştırdı. Araştırmacı bu durumu çok ilginç buluyor çünkü dürüst olamama halinin, beraberinde bencillik ve diğer insanlara karşı tehdit içeren davranışları da getirdiğini söylüyor. Ariely’ye göre tüm bunlar bir paket gibi geliyor ve sebebi de mantıklı düşüncenin abartılıyor oluşu: “Dürüst olamama durumu, birbirinden farklı birçok sebeple ortaya çıkıyor. Ancak yetiştiğimiz sosyal çevre ve sahip olduğumuz aile kültürü bunda kilit rol oynamaktadır.” diyor.

Aile ve sosyal çevremizde, neyin kabullenilebilir olduğu, neyin olmadığı konusunda belirli yargılar bulunuyor. Hepimiz çocukluk yıllarımızda bir deneme-yanılma eğitiminin içinden geçiyoruz. Genelde, kabul edilemeyen durumlar için beyaz yalanlar kullanmamız tavsiye ediliyor çünkü toplum bizden bunu talep ediyor. 

Dürüstlükle patavatsızlığı karıştırmayalım?

Sevdiğin bir insana toplum içerisinde nefesin kokuyor, dişlerin kirli demek gerçeği söylemektir ama doğru değildir. Bu durumda niyet ve nezaket etkenlerini sorgulamak gerekir. Niyeti o kişiyi incitmekse doğru konuşması dürüstçe değildir. Niyeti o kişiyi incitmek değilse nezaketsizlik, görgüsüzlük göstermiştir. Yöntemi dürüstçe değildir.

Bir kadına eşinin aldattığını söyleyerek ilişkilerini bozmak gerçek ama yanlış bir harekettir. Diğer taraftan ilişkilerini onararak bir şeyler yapabilmek için bu bilgiyi saklamak doğru bir harekettir. Burada kişilerin iç dürüstlüğü yani ahlaki vicdanı belirleyici rol oynar...

Neden dürüst olmalıyız...

Dürüstlük erdemli insanların davranışlarıdır. Her insan üzerine düşen dürüstlük, doğruluğu düzgün şekilde yerine getirmesi gerekmektedir. Toplum içinde güvenilir insanların sayısı oldukça azdır. Sahip olunan değerlerin sonraki nesillere taşınması önemlidir. Dürüst olduğumuz sürece toplum içindekilerin saygısını kazanmamız kaçınmaz olur.

Öncelikle dürüstlüğün bize anlatacağı samimiyet, doğruluk, haklıdan yana olmakla  gelecektir.

Bir ülkede yalakalığın getirisi, dürüstlüğün getirisinden daha fazla ise, o ülke batar..!

Montesquieu

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.