17 Mayıs 2012 Perşembe

‘Kanlı Noel’i unutmayalım, unutturmayalım

Kıbrıs’ta neler yaşadı, bundan sonra Kıbrıs konusunda ne gibi gelişmeler yaşanabilir?

11 Ocak 2012 Çarşamba 00:10
Bu haber 2453 kez okundu
‘Kanlı Noel’i unutmayalım, unutturmayalım
Foto galeriye git M.KEMAL SALLI

Küresel emperyallerin yeni bir dünya düzeni kurma çalışmaları bütün hızıyla devam ederken, "Arap Baharı" sonrasında oluşan tablo bölgede Türkiye'yi her zamankinden fazla ön plana çıkarırken, küresel krizin yaralarını sarma bağlamındaki bütün bu gelişmelerin bir yönüyle enerji savaşları olduğunu gözden kaçırmamamız gerekir.
 Napolyon o günün başarı koşullarını sıralarken, "para, para, para" demiş. Günümüz ekonomilerinin varlıklarını sürdürebilmelerinin ana koşulu da enerji, enerji, enerji..
 Gerek barındırdığı hidrokarbon yatakları, gerekse enerji dağıtım yolları konusundaki stratejik konumu nedeniyle Akdeniz’in, bir Batı Gölü”ne dönüştürme çalışmalarının yoğunlaştığı bir dönemde, Kıbrıs sorunumuzu gündeme taşıyıp, Kıbrıs ve Anadolu Türklerinin çıkarları doğrultusunda bir sonuca bağlamamızın tam zamanıdır.
Tarihi ve kültürel bağlarımız nedeniyle Kıbrıs, kolayca gözardı edemeyeceğimiz bir konudur; tamam.
Stratejik konumuyla Kıbrıs, kesinlikle gündemimizin ilk sıralarında olması gereken bir konudur; o da tamam.
Fakat, dünyanın derinden derine bir küresel savaşı göze aldığı bir dönemde, çevresinde keşfedilen zengin hidrokarbon yatakları nedeniyle Kıbrıs, bu yıl içinde, daha fazla aktörün olaya el atmasına meydan vermeden çözüme kavuşturmamız gereken bir konudur. Uluslararası hukuka ve AB Anayasası'na aykırı olarak Avrupa Birliği üyesi yapılan Rum Kesimi'nin suları daha da bulandırmadan önünün kesilmesi, Türkiye’nin ve Kıbrıs Türkü'nün BM onaylı anlaşmalardan doğan haklarının teslim edilmesi için, uluslararası arenada elden ne geliyorsa yapılmalıdır.
Kıbrıs'ın 12. Parselinde varlığı saptanan 340 milyar metreküplük doğalgaz rezervinin işletme hakkının Amerikan Noble şirketine verilmesi nedeniyle konu o derece karmaşık hale geldi ki, Münhasır Ekonomik Bölge konusundan AB müzakerelerine uzanan geniş bir yelpazede ciddi sıkıntılar yaşayacağımızdan söz ediliyor. Peki, ama Irak, Suriye, terör, cari açık konuları daha mı az sıkıntılı? Konu ne kadar önemliyse, ne kadar hayati ise, o oranda sıkıntı doğuracaktır. Umutsuzluğa kapılmayalım; kullanmasını bilirsek, uluslar arası enerji savaşlarının yaşandığı bir dönemde küresel konjonktür, sesimizi, haklı taleplerimizi duyurmak açısından bir fırsattır.

HRİSTOFYAS CUMHURBAŞKANI EROĞLU’NU NEDEN ŞİKAYET EDİYOR?
Yılın ilk günlerinde Kıbrıs’tan seslenmek ihtiyacını duyan Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Eroğlu’nu şikayet etti. Başbakan Erdoğan’ın yanlış bilgilendirildiğini savunarak Boğaz’da baş başa bir görüşme yapma teklifinde bulundu.
Hristofyas’ın şikayeti özetle şöyle: "Talat’la iki bölgeli, iki toplumlu, iki toplumun siyasieşitliğini güvence altına alan bir çözümü hedefliyorduk. Tek egemenliği, tek uluslararası kimliği, tek vatandaşlığı olan bir devlete ulaşmak için; bir merkezi yönetim ve iki federal birimden oluşacak eşit bir çözüme ulaşmayı hedefliyorduk.
Sayın Eroğlu sürekli olarak merkezi yönetimin yetkilerinin azaltılmasını, bu yetkilerin federasyonu oluşturan birimlere aktarılmasını istiyor. Ve bu da, ne yazık ki, bir devlet yerine iki ayrı devlet anlamına geliyor.” Yani Hristofyas, “Eroğlu Kıbrıs Türkü’nün kaderini niye Rumlara teslim etmiyor?” diyor. Biz, 21 Aralık 1963’te yaşanan “Kanlı Noel”i unutamayız; unutmamalıyız. O acıların yeniden yaşanmaması için o günleri unutmamalı ve unutturmamalıyız. Yapılmak istenen bellidir; Türkiye’nin uluslar arası anlaşmalardan doğan garantörlük haklarını sulandırmak, adadaki Türk askerini çıkarmak ve Kıbrıs Türkü’nü Rumların insafına terk etmek.. Böyle bir sonuç, Kıbrıs Türkü’nün felaketi olur. Kıbrıs Türkü’nün sözde ortak devlet çatısı altında çektiği sıkıntıları, “Kanlı Noel”leri yaşayanlar henüz hayattadır. Geçtiğimiz günlerde TESUD’un geleneksel olarak düzenlediği “Kanlı Noel” etkinliklerinde Kıbrıs davamızın geçmişi ve geleceğini kapsayan çok iyi hazırlanmış, çok kapsamlı bir konferans veren Prof. Dr. Ata Atun da dünyaya gözünü açtığı günden itibaren o acıları yaşamış bir Kıbrıslı aydınımızdır.
 
TESUD’UN GELENEKSEL KANLI NOEL ETKİNLİĞİ
Kıbrıs’ta neler yaşadı, bundan sonra Kıbrıs konusunda ne gibi gelişmeler yaşanabilir?
Bu konuları, Türkiye Emekli Subaylar Derneği (TESUD) İstanbul Rasimpaşa Şubesi’nin Caddebostan Kültür Merkezi’nde her yıl geleneksel olarak düzenlediği “Kanlı Noel: 21 Aralık 1963” etkinliğinde, çocukluğundan  itibaren Kıbrıs davasının acılarıyla yoğrulmuş, gençliğinde elde tüfekle, olgunluk çağında elde kalemle davasını savunmuş ve savunmakta olan bir kıdemli mücahitten, KKTC Cumhurbaşkanı Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ata Atun’dan dinledik.
Prof. Dr. Ata Atun Kıbrıs davamızın aydın mücahitlerinden. Onu yalnızca Türkiye’de değil, dünyanın her köşesinde düzenlenen etkinliklerde Kıbrıs davamızın yılmaz savunucusu olarak görüyoruz. KKTC Cumhurbaşkanı Danışma Kurulu Üyesi Ata Hocamızı, önümüzdeki yıllarda, Kıbrıs davamızın kaptan köşkünde, mücadelesini bir başka boyutta sürdürürken göreceğimize inancımız tamdır.
 Ata Hoca’nın konferansı öncesinde bir konuşma yapan TESUD İstanbul Şubesi Başkanı ve Kıbrıs Gazisi E.Tümgeneral Cumhur Evcil, 21 Aralık 1963 gecesi Rumlar tarafından Kıbrıs Türküne Yapılan saldırı ile Akritas Planı’nın uygulamaya konulduğunu ve 20 Temmuz 1974 Mutlu Barış Harekatı yapılana kadar ada Türklerinin soykırıma varan katliamlarla yok edilmeye çalışıldığını anlattı. Evcil Paşa, o dönemde, Rumların Kıbrıs Türküne bebek maması satışının bile yasaklanmış olduğunu hiçbir zaman unutmamamız gerektiğini söyledi.
Daha sonra söz alan Kıbrıs Türk Kültür Derneği Başkanı Zehra Bilge Eray, o günleri yaşamış biri olarak anılarını anlatırken salonda duygusal anlar yaşandı. Zehra Eray, “21 Aralık 1963 acılarını bir daha yaşamamak için, ‘Kanlı Noel’ soykırımını unutmamalı ve unutturmamalıyız” dedi.

PROF. DR. ATA ATUN NELER ANLATTI?
Yakındoğu Üniversitesi Öğretim Üyesi ve KKTC Cumhurbaşkanı Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. Atun, konferansının birinci bölümünde Doğu Akdeniz Gaz ve Petrol Aramaları, Münhasır Ekonomik Bölge ve Kıbrıslı Türklerin Doğu Akdeniz’de bulunabilecek hidrokarbon yatakları üzerindeki yasal hakları konusunda ayrıntılı bilgiler verdi:

“KKTC’DE PETROL KUYUSU”
“20 Temmuz 1974 Mutlu Barış Harekatı öncesindeki yıllarda, ünlü bir petrol firması Kıbrıs’ın kara kabuğu üzerinde araştırmalar yapmış ve Barış Harekatından kısa bir zaman önce de tanınmış bir otelde verdiği resepsiyonda da, yakın bir zamanda petrol kuyuları açacağını açıklamıştı.
Yunanistan’daki Albaylar Cuntasının Makarios’u devirmek ve Kıbrıs adasını Yunanistan’a ilhak etmek için 15 Temmuz 1974 tarihinde gerçekleştirdiği darbe ve sonrasında Türkiye’nin gerçekleştirdiği Mutlu Barış Harekatı bizlerin adadan silinip atılmamızı önlerken, bizlere özgürlüğümüzü ve devletimizi kazandırmıştı.
Göçlerin yaşandığı, göz yaşlarının silindiği, yepyeni bir devletin kurulumu için canla başla çalışmaların sürdürüldüğü o dönemde, petrol konusu önceliklerini kaybetmiş ve zaman içinde de unutularak uygun bir zaman da açılmak üzere rafa kaldırılmıştı.
O ünlü petrol firmasının, o dönemde açmaya karar verdiği kuyular, Geçitkale- Alaniçi-Yıldırım-Akova köyleri arasındaki bölgedeydi.  
Daha darbe olmadan adada nelerin yaşanacağının kokusunu almış olmalı ki, kuyuları darbeden çok önce kapattı ve gitti.
Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin Doğu Akdeniz’de Hidrokarbon yatakları araştırmasına girmesi ile petrol konusu tekrar gündeme geldi ve o ünlü petrol şirketinin kapattığı kuyularla ilgili dosyalar da tozlu raflardan indirildi.
‘Ünlü petrol şirketi buralarda petrol arayıp tespitlerde bulunmuştu, bizde bir bakalım’ dendi ve çalışmalar başladı.
İlk etapta Türkiye Cumhuriyeti ile KKTC arasında uluslararası kurallara uygun olarak ‘Kıta Sahanlığı Sınırlandırması Anlaşması’ yapıldı ve bu anlaşma 21 Eylül 2011 tarihinde Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından imzalandı.
Ardından 2 Kasım 2011 tarihinde TPAO Genel Müdürlüğü ile KKTC ‘deki ilgili Bakanlık arasında, KKTC'nin kara ve deniz alanlarında sahip olduğu ruhsat alanlarını kapsayan bir ‘Petrol Sahası Hizmetleri ve Üretim Paylaşımı Sözleşmesi’ imzalandı.
Bu sözleşme 23 Kasım 2011 tarihli KKTC Resmi Gazetesi'nde yer alan Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanarak yasallık kazandı.
Sözleşmeye göre, 6'sı deniz ve 1 tanesi de kara alanlarında olmak üzere toplam 7 tane ruhsat TPAO'ya tahsis edildi ve bu faaliyetlerin tüm masraflarının da TPAO tarafından karşılanması konusunda anlaşıldı.
Koca Piri Reis gemisinin sismik araştırma verileri,  KKTC ile Türkiye arasında,- özellikle de Karpaz Burnu İskenderun Körfezi ve Koruçam Burnu  Antalya Körfezi arasında  Nil Deltası içinde yer alan ve altında petrolün bulunduğu volkanik tepelerin aynısının bu bölgelerde yer almasından dolayı- petrolün bulunduğu doğrultusunda.
Deniz her zaman hırçın ve zorlu olduğundan, araştırmalara iki koldan devam edilmesi kararı alındı. TPAO’da elindeki güçlü veriler doğrultusunda önceliği karaya verince KKTC kara alanlarında sahip olunan ruhsat sahasında açılması planlanan Türk Yurdu-1 arama kuyusu için düğmeye basıldı.
Petrol kuyusu açmak için gerekli olan tüm aksamlar, TIR’lara ve konteynerlere yüklenmeye başlandı. Yaklaşık 300 TIR ve Konteyner dolusu malzeme gelecek KKTC’ye sırf 1 adet Petrol kuyusunu açabilmek için.
Tabii bir o kadar da mühendis, teknisyen ve kalifiye eleman gelecek, kıymetini asla biçemeyeceğimiz ‘Now How’ yani ‘Petrol Kuyusu Açma Teknolojisi’ ile birlikte.    
Bu bölgede petrol var mı?
Evet var.
Eldeki bilgiler, araştırma sonuçları çok detaylı ve spesifik, yani kesin.
Açılacak kuyunun nerede olacağı ise herkesin merak ettiği konu.
Söylentiler Geçitkale bölgesinde olduğu doğrultusunda ama kuyu orada değil.
Kuyunu açılacağı yer, Sınırüstü Göletinin güneyindeki, Boğaziçi ile Sınırüstü köylerinin arasında yer alan ve kuzeyinden Lefkoşa-İskele yolunun geçtiği tepenin batı yamaçları.”
Prof. Dr. Ata Atun, konferansının ikinci bölümünde, KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile GKRY Başkanı Dimitris Hristofyas arasında sürdürülmekte olan Kıbrıs müzakerelerinin geçmişini, gelişme safhalarını, oynanan oyunları ve görüşmelerin günümüzde hangi aşamaya geldiğini ve gelecekte Kıbrıs konusundaki olası gelişmeleri ayrıntılarıyla anlattı:  

“RUMLAR MÜZAKEREDEN KAÇIYOR”
“Gerçekte yıllardır Rumlar, 1968 yılından beri sürdürülmekte olan müzakereleri bilinçli bir şekilde baltalıyorlar.
Ne vakit müzakereler kendi istekleri doğrultusundan çıkmaya meyletse hemen bir bahane buluyorlar ve müzakereleri çıkmaza sokuyorlar.
Nasıl olsa kaybedecekleri bir şey yok.
Tanınan hükümet kendileri.
Kıbrıslı Türkleri de ‘Ortak’ olarak mevcut devlete kabul etmek ve yönetimi paylaşmak istemiyorlar.
İstedikleri bir şey, saptadıkları tek bir hedef var.
Türkiye’nin ada üzerindeki garantörlüğünü hukuki yollardan ortadan kaldırmak, adanın tümüne 1974 Mutlu barış Harekatı öncesinde olduğu gibi mutlak hakim olmak ve Kıbrıslı Türkleri de azınlık statüsünde yönetmek.
Bu hedefe gitmeyen her yola ‘felik’ yani takoz koyuyorlar.
Şimdi gene müzakereler aynı aşamaya geldi.
Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun müzakerelerde sağlam duruşu, konulara hakim olması, BM tarafından da kabul edilen çözüme yönelik öneriler yapmasına ilaveten Türkiye’nin adaya barış gelmesini istediğini devamlı vurgulaması ve en önemlisi bölgenin politik/ekonomik lideri konumuna gelmesi müzakerelerin istikametini iyice belirginleştirdi.
Uluslararası kurallar ve koşullar haklının hakkı olduğu yönde değil, güçlünün istediği yönde geliştiğinden müzakerelerden 47 yıldır bir sonuç alınamadı. Ne var ki artık gidişat, -son 47 yıldır sürdürülen müzakereler Rumların bütün çabalarına ve Güvenlik Konseyi Daimi Üyelerini devreye sokmalarına rağmen- hiçte Rumların istedikleri yönde değil.
Avrupa Birliğine girme nedenleri, Avrupa ülkelerini arkalarına alıp Türkiye’ye baskı yapmak, bir şekilde adadan Türk askerini atmak ve adaya tümden hakim olmak içindi. Bunları Kıbrıs Rum Cumhuriyetinin 4. Başkanı Glafkos Klerides, anılarını toparladığı kitabında açık ve net olarak dile getirmekte.
Hristofyas’ın şimdi en büyük korkusu ‘Çok Taraflı Toplantı.’
Bu ‘Çok Taraflı Toplantı’da;
Kıbrıslı Türkler Kıbrıslı Rumlarla eşit statüde masaya oturacaklar.
Masada (1960) Kıbrıs Cumhuriyeti olmayacak Onun yerine Kıbrıs Türk Halkı ile Kıbrıs Rum halkının liderleri ve müzakere heyetleri olacak veya Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanları ve Müzakere heyetleri yer alacak.
Rumlar isteseler de istemeseler de, Kıbrıslı Türklerle ya ortak bir devlet kurmak zorunda kalacaklar ya da adadaki mevcut iki halkın anlaşamayacağı kanaati oluşacak ve adadaki iki ayrı devletin varlığı resmen kabul görecek.
Hristofyas başına gelecekleri artık az çok görmeye başladı.
New York’un Long Island bölgesinde yer alan Green Tree çiftliğinde yapılacak görüşmeden sonraki aşamada ‘Çok taraflı Toplantı’ çağrısı yapılacak ve bu toplantıda da, Rum tarafı görüşmeci değil, ne yapması gerektiğinin kendisine söylendiği taraf olacak. İtirazları oylamada azınlık sayısında kaldığı müddetçe, kabul edilen her kararı uygulamak zorunda kalacak.
Bu kararları uyguladığında da Rum Cumhurbaşkanı Demetris Hristofyas, Helen tarihine yani Yunan tarihine ‘Kıbrıs adasını kaybeden başarısız lider’ tanımıyla geçeceğinden, Green Tree toplantısından nasıl kaçabileceğinin ve bu süreci nasıl durdurabileceğinin hesaplarını yapmakta.
Ancak Hristofyas tıpış tıpış Green Tree zirvesine gitmek zorunda.
İstese de gidecek, istemese de...
Tarih bunun örnekleri ile doludur.
Makarios da 1 Ocak 1964 sabahı 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nı iptal ettiğini açıklamıştı. Herhalde dalgadaydı veya da Bizans kurnazlığı yapıp ortaya bir zarf atmıştı.
Ama tutmadı. O denli ağır bir tepki aldı ki. Yanlış anlaşıldığını söyleyerek sözlerini geri aldı.
Hristofyas’da aynısını yaptı dün. Zarf attı ama tutmadı.
İllaki gidecek. Kaçarı yok.”

“SON EL – END GAME”
 Ata Hoca, liderlerin 9 Ocak görüşmelerinin ardından 22-24 Ocak’ta New York’ta BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon gözetiminde yapılacak görüşmelerin önemini vurgularken şunları söyledi:
“1968 yılından beri sürmekte olan Kıbrıs Müzakerelerine son nokta 22-23-24 Ocak tarihinde New York’un Long Island bölgesindeki Greentree çiftliğinde konacak.
BM Genel sekreteri ban Ki Moon’un deyimiyle bu görüşmenin tanımı ‘End Game’, benim çevirime göre de Türkçesi ‘Son El.’
Bundan sonra başka bir müzakere olmayacak.
Gidişat bundan sonra ‘Çok Taraflı Toplantı’nın yapılacağı ve üzerinde herhangi bir mutabakata varılmamış tüm 6 başlığa da bir çözüm bulunmaya çalışılacak.
Çözüm bulundu bulundu, bulunmadı müzakereler tekrar başlayacak değil.
1964’den beri oluşan BM müktesebatı bir kenara konacak ve adaya kalıcı barışı getirecek başka bir çözüm yolu aranacak.
Bu ‘Çok Taraflı Toplantı’ kavramını  Rum tarafı farklı, Türk tarafı farklı algılamakta.
Rumlar ‘Çok Taraflı Toplantı’ masasında taraf olarak, Kıbrıs Rum Yönetiminin, AB’nin, BM Güvenlik Konseyi Daimi Üyelerinin, Garantör devletler olan Türkiye, Yunanistan ve İngiltere ile Kıbrıs Rum ve Türk Cemaatlerinin oturmasını istemekteler.
Bu düzenlemede Rumların masada biri Kıbrıs Rum Yönetiminden, biri Kıbrıs Rum Cemaatinden biri de Avrupa Birliği üyesi Kıbrıs (Rum) Cumhuriyetinden oluşacak 3 temsiliyeti, 3 söz hakkı ve 3 oyu olacakken Kıbrıslı Türklerin ise sadece Cemaat düzeyinde 1 temsiliyeti, 1 söz hakkı ve 1 oyu olacak.
Bu tam bir Bizans taktiği, içi kalleşlik ve adaletsizlik kokan bir tuzak.
Türk tarafı ise, adada kalıcı bir çözümün sağlanabileceği adilane temsiliyet arzulamakta ‘Çok Taraflı Toplantı’da.
Türk tarafı masada Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’nin eşit temsiliyetine ilaveten garantör devletler olan Türkiye ve Yunanistan ile isterse İngiltere’nin de bulunmasını ve konuyu enine boyuna tartışarak bir sonuca varılmasını istiyor.
Türk tarafı müzakerelerin yıllarca daha sürmesini istemediğinden, artık bir sonuca gidilebilmesi için uzlaşı yolunda gayret göstermekte ve Rumları, özellikle de Hristofyas’ı zorlamakta.
Hristofyas ve Rum Müzakere heyeti bu zorlamadan kurtulmak için Türk tarafının müzakerelerde olumsuz davrandığı iddiasını öne sürmeğe çalışıyor.
Köşeye sıkıştıkları için başka çareleri de yok zaten.
Gambari ile başlayan son etap müzakerelerde, konular 6 başlığa ayrılmıştı ve teknik komiteler kurulmuştu.
2. Cumhurbaşkanı M. A. Talat ile başlayan ve 2010 yılında da 3. Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu’nun devraldığı müzakerelerde şimdiye dek üzerinde mutabakata varılmış, içeriğindeki tüm maddelerde de ayırımsız olarak anlaşılmış herhangi bir ana başlık yok.
Kıbrıs Türk tarafı adaya barışın ve çözümün biran evvel gelmesi için yaptığı çalışmalar, masaya koyduğu yapıcı öneriler ve esneklik nedeni ile ‘Ekonomi ve AB’, ‘Vatandaşlık’, ‘Yönetim ve Güç Paylaşımı’ başlıklarının bazı alt bölümlerinde ilerleme kaydedilebildi.
‘Mülkiyet’te ise, Türk tarafının önerileri ile BM’nin de desteklediği ve arkasında durduğu yapıcı adımlar atılabildi.
1 Ocak 2012 tarihinde AB Dönem  Başkanlığını devralacak olan Danimarka’nın Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasının (AGSP) bir parçası olmadığı gerekçesiyle başkanlığın bu konuyla ilgili sorumluluklarını üstlenmeyeceğini açıklaması sonrasında bu görevin bir sonraki AB Dönem Başkanı ülke tarafından yani Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından yapılması tartışmalarının başlaması, Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir sorunlu dönemin daha başlayacağının işaretini veriyor.
Rum Dışişleri Bakanı Dimitris Eliadesin Savunma Bakanlığı ve Ulusal Muhafızların, 1 Ocak itibariyle söz konusu sorumlulukları ve görevlerini üstlenmeye hazır olduğunu belirtmesi ile Güney Kıbrıs Rum Kesiminin AB Dönem Başkanlığını devralacağı 1 Temmuz 2012den itibaren Brüksel ile ilişkileri donduracağını açıklayan Türkiye’yi,   yeni adımlar atmaya ve belki de bu tarihi 6 ay öne çekmeye zorlayacak.   
Bunun ucu da ‘Çok Taraflı Toplantı’ya kadar uzanacak.”
Ata Hoca’nın ayrıntılı olarak anlattığı gibi, 2012, Kıbrıs açısından çok önemli bir yıl olacak. BM Genel Sekreteri 24 Ocak’ta yapılacak görüşmeler için “Son şans” diyor. Kıbrıs davamızı, yoğun gündem maddelerinin ilk sıralarında tutmamız gereken günler yaşıyoruz.


Haber Kaynağı: Önce Vatan

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

    GAZETE MANŞETLERİ

    HAVA DURUMU

    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    ANKET Sonuçlar Tümü

    ?4+4+4=12 yıllık eğitim kesintili mi olmalı?

    NAMAZ VAKİTLERİ

    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    SPOR TOTO SÜPER LİG

    Tür seçiniz:

    e-gazete

    KARİKATÜR

    SEN DE YAZ

    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    ARŞİV