Chicago’da Prof. Dr. Arif Bilgin ile

15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü

Uluslarası ilişkiler okurken 21. Yüzyıl’da artık topla tüfekle  darbe olmaz diye hep konuşurduk. 15 Temmuz 2016’da Boğaziçi Köprüsü askerler tarafında kesildi ve kimse darbe olacak diye düşünmedi. Bomba ihbarı var ondan dolayı bir önlem olarak yorumladık. Televizyon açık haberleri seyrederken Başbakan Binali Yıldırım telefon ile bağlandı ve askeriyede hareketlilik var, darbe girişimi olduğunu açıkladı. O anı ömrüm hayatım boyunca unutmam, asla unutamam... Maalesef böyle bir darbe girişimi yaşadık. Bu darbeyi önleyen önce Allah sonra ise yüce Türk halkının azmi, mücadelesi ve güzel yüreğidir. 15 Temmuz şehitlerimizi saygı ve Fatiha ile anıyoruz. Allah onlardan razı olsun. ABD’de 15 Temmuz herkes ile konuşulmaz. Alanında uzman Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Arif Bilgin Chicago’da Governers State Üniversitesi’nden araştırmalar yapmak üzere görevli bulunduğu için 15 Temmuz’un seneyi devriyesinde çok özel bir röportaj gerçekleştirdik...

- Arif Hocam 15 Temmuz dersem sizin ilk aklınıza gelen ve hissettikleriniz nelerdir?

- Temmuz söz konusu olduğunda akademisyen gibi değil, doğal olarak darbe girişimine maruz kalmış bir ülkenin vatandaşı olarak bakıyorsunuz meseleye. O nedenle, sorunuzun cevabını verirken meseleye biraz duygusal yaklaşmama izin verin. 15 Temmuz’un gündüzüne ilişkin neredeyse hiçbir şey hatırlamıyorum ama gecesi için çok şey söyleyebilirim: Endişe, belirsizlik, gece karanlığı, sala, cesaret, mücadele ve sabahın ilk ışıkları!

Askeri birliklerin yolları ve özellikle de İstanbul’da köprüleri tutması ve uçakların insanları son derece rahatsız edecek şekilde alçaktan ve sonic patlama yapacak hızda uçmaları, olayın henüz ne olduğunu anlayamayan toplumu endişeye sevk etmişti. Hiç kimse bu olağanüstü hareketliliğin sebebini bilmiyordu. Darbe olduğuna yönelik ilk bilgiler yurtdışından geldi. Bir yakınım, yurtdışındaki yabancı arkadaşlarından Türkiye’de darbe olduğuna ilişkin aldığı haberleri benimle paylaştığında, Twitter’da Ankara ve İstanbul’da bazı askeri birliklerde hareketlilik olduğuna ilişkin birkaç bilgi dışında hiçbir şey yoktu. Bunun bir darbe girişimi olduğu, bir buçuk saat kadar sonra netleşti. Süreç şunu gösteriyor: Bu girişim Fetö mensuplarına önceden haber verilmiş ve kendilerinden gerekli algı operasyonlarını gerçekleştirmeleri istenmiş. Yurtdışındakiler faaliyetlerine biraz erkenden başlamışlar anlaşılan. Daha askeri gruplar birliklerinden ayrılırken darbe girişimi olduğunu ilan etmişler çünkü.

Buradaki belirsizlik, insanların bir müddet olayın ne olduğunu anlamaları için evlerinde kalmalarına neden oldu. Ancak bunun bir darbe girişimi olduğu anlaşılınca, insanlar hızlı bir biçimde sokağa aktı.

 Cumhurbaşkanımızın çağrısıyla birlikte bu hareketlilik oldukça yoğunlaştı. Sokağa çıkan insanların ortak özelliği, oldukça sakin ve sağduyulu fakat çok cesur davranmalarıdır. Türk toplumunun bu girişimi pasif, sivil fakat kararlı bir direnişti ve bu nedenle çabuk sonuç verdi. 

- Uluslararası İlişkiler okudum, okul zamanı 21. yüzyılda darbe artık tank ile olmaz artık darbe olmaz bu yüzyılda diyordum ben. Ne diyorsunuz maalsef girişimi oldu?

- Ben de sizinle aynı kanaatteydim. “Bu dönemde darbe olması için herhangi bir sebep yok, ayrıca sivil-asker hiyerarşisi darbe yapılmasının önünü alacak şekilde değişmiştir” diye düşünüyordum. Ancak böyle bir girişim yapıldı. Aslına bakarsanız, bu girişim 90’ların sonunda veya 2000’lerin başında yapılsaydı başarılı olmaması için hiçbir sebep yoktu. O yıllarda siyasete güven %35’lere düşmüştü, özgürlükler konusunda ciddi sorunlar yaşanıyor ve ekonomik sıkıntılar had safhadaydı. 2016’da ise, eksiklikler olsa bile geçmiş dönemle karşılaştırılmayacak kadar insanlar özgürdü, kişi başına düşen gelir 2500 dolarlardan 10000 dolarlara doğru yükselmişti, toplumun siyasete olan güveni oldukça artmıştı. Ancak general ve amirallerin yarısına yakın kısmının ve alttaki subayların da büyük bölümümün örgütle ilişkili olabileceğini kim tahmin edebilirdi ki?

- Darbe girişiminin başarısız olma nedenleri nelerdir?

- Girişimin başarısız olmasının bir sürü nedeni var. Onlardan ilkinin “yakın tarihe ilişkin hafıza” olduğunu düşünüyorum şahsen ben. Türk halkı, son yarım asırı aşkın bir sürede 3 fiili darbe, sonuncusu 15 Temmuz’da olan birkaç darbe girişimi, 1 de postmodern darbe yaşadı. Özellikle 80 darbesi ve 28 Şubat süreci genç nesil hariç tüm toplum kesimlerinin hafızasında oldukça taze. Bunun ötesinde 15 Temmuz girişimine karşı direnenler arasında yaşlı sayılabilecek insanlar da küçümsenmeyecek miktardaydı. Onların, yaşlarına rağmen bu direnişe katılmaları, -yapılan açıklamalardan hareketle söylüyorum- aynı nedene dayanıyor; Adnan Menderes asılırken bir şey yapamamanın pişmanlığı.. O nedenle “Bu sefer asla” diyenler arasındaydılar.

Şahsen ben ve arkadaşlarım da, 12 Eylül’ü çocukluğumuzda, 28 Şubat’ı da çalışma hayatına başladığımız ilk yıllarda yaşamış bireyler olarak darbeye maruz bir ülkede yaşamaktansa özgür bir ülkede yaşamayı tercih ettiğimiz için sokağa çıktık.

Diğer taraftan Türk halkı, siyaset kurumuna -herhangi bir partiyi kastetmiyorum- 28 Şubat dönemindekinden daha fazla kıymet vermeye başladı son yıllarda. Bunu seçimlere katılma oranlarından izleyebilirsiniz. Halk, siyaset kurumu dışındaki belirleyiciliklerinin dolaylı olduğunu biliyor artık. Ne askerler, ne yargı organları ne de diğer kurum mensupları halkı temsil edebilir. Halka hesap verecek yegane kurum siyaset kurumu. O nedenle buranın kesinlikle takviye edilmesi gerekir diye düşündü Türk halkı. Çünkü ülkedeki bütün istenmeyen dönemler, siyaset kurumunun zayıflatılmasından, ona yönelik güvenin minimize edilmesinden sonra gelmiştir. 

İkinci önemli neden, Fetö grubunun şimdiye kadar ülkede böbürlenerek yaptığı adalet dışı girişimlerdir. Adam kayırma, sınav sorusu çalma, rant elde etme gibi faaliyetler, toplumun çok farklı kesimlerinde olumsuz etki doğuruyor fakat networkten ürküldüğü için yoğun tepki gösterilemiyordu. 

Diğer bir neden de, mağruriyet kaynaklıdır. Biliyorsunuz, 17 ve 25 Aralık yargı ve emniyetin birlikte çalıştığı bir girişimdi. Askerin katkısına ihtiyaç duymadan hükumeti düşürme operasyonunun gerçekleşebileceğini varsaymıştı örgüt. Kendilerinden bu kadar emindiler. İyi ki de öyle oldu. O dönemde 3 kurumun da desteğini alarak işe girişmiş olsalardı sonuç çok farklı olabilirdi.

15 Temmuz’da darbeyi askerlerle yapmak istediler. Bu sefer “kesin tamam” diye düşündüler. Eşzamanlı olarak yargıyı ve emniyetteki kriptolarını (açık Fetöcü olanlar tasfiye edilmişti) harekete geçirme ihtiyacı bile hissetmediler. Bu, örgütün ne kadar kendinden emin ve mağrur bir bakışa sahip olduğunu gösteriyor. Doğrusu haksız da değilmişler; general ve amirallerin neredeyse yarısına yakını, alt rütbedekilerin ise çoğu örgütle irtibatlı veya iltisaklı imiş. Fakat yanlış hesap ettikleri tek şey, toplumun bu girişime yönelik tepkisi olmuş. Darbe girişimi öncesinde ve sonrasında yapılan açıklamalardan bu tepkiyi hiç öngörmediklerini veya oldukça küçümsediklerini görüyüroz.

Darbe girişiminin başarısız olmasındaki en önemli nedenlerden biri de, halkın gösterdiği bu tepkidir. Türk halkı, 2003-2016 yılları arasında elde ettiği kazanımları ve bunları sayesinde edindiği demokrasiyi kaybetmek istemedi. 

17 Aralık’tan itibaren Fetö’ye yönelik alınan tedbirler, bazı askerlerin girişime destek vermemesi, darbe saatinin değiştirilmesi, kimi kurumların darbeciler aleyhine çalışması ve diğer bazı nedenleri de sayabiliriz. Ancak baştaki vurguladığım ilk dört nedenin daha belirleyici olduğunu düşünmekteyim.

- Halkın direnişi ve Dirilişi var. 15 Temmuz için mücadele veren Türkiye halkı ile neler söylemek istersiniz?

- Valla Türk halkı 15 Temmuz’da hakikaten takdire şayan bir duruş sergiledi. Ben yakın vakte kadar, “necip millet”,  “kahraman Türk milleti” gibi ifadeleri en azından Kurtuluş Savaşı sonrası dönem için biraz abartılı buluyordum. Çünkü 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat akla geliyor doğal olarak. Ancak 15 Temmuz’da halkımızın bu tanımlamaları yaklaşıks bir asır sonra yeniden hakettiğini düşünüyorum. Olağanüstü bir basiret, cesaret, sağduyu, sabır ve kenetlenme gösterdiler o gece ve sonrasında. 

- Şu an ABD’desiniz. ABD toplumu akademisyen 15 Temmuz’u nasıl görüyor?

- Biz yaklaşık bir aydır buradayız. Temas kurabildiğimiz insanların bir kesimi, 15 Temmuz’la ilgili değil veya konuşmak istemiyor. Bir kısmı haberdar ancak gerçekte ne olduğunu bilmiyor. Buradaki televizyon ve gazeteler ne kadar ve nasıl sunmuşsa bilgileri o kadar ve o minvalde. Dolayısıyla buradaki 15 Temmuz’la ilgili birikim büyük oranda simülatif. Türkiye’deki gelişmelerle bilhassa ilgilenen akademisyenler de var burada. Bunun doğru bir girişim olmadığını, reddedilmesi gerektiğini kabul ediyorlar fakat bu sefer de Cumhurbaşkanımıza yönelik tepkileri, düşüncelerini daha keskin bir şekilde savunmalarına engel oluyor. Burada tahmin ettiğimizden daha fazla bir Erdoğan karşıtlığı oluşmuş. 2009’da ziyaret ettiğimde durum böyle değildi. Tabii bunda, Fetö örgütünün lobi faaliyetleri ve Obama zamanında beslenen ve pompalanan official tepkinin yansıması var. Hatta burada görüştüğümüz değişik İslam ülkelerinden bazı kimseler de Fetö konusunda kafa karışıklığı yaşıyor. Hem bir şekilde temas halinde oldukları Fetöcü unsurlar hem de sözünü ettiğim yayın organları insanların bu şekilde olayların aslını anlayamamalarına neden oluyor.

Şikago başkonsolosluğumuzun iyi niyetli gayretleri geldiğimiz ilk günlerden itibaren hemen dikkat çekti. Başkonsolosumuzun nezdinde kurum çalışanları tebrik ediyoruz.  Ancak Amerika’daki olumsuz Türkiye algısını ve Fetö ile ilgili yanlış kanaatleri değiştirmek için iyi planlanmış uzun süreli bir çalışmaya ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.  

- 15 Temmuz’un üzerinden 1 yıl geçti. Sizce ABD bu süreci Türkiye halkının darbeye olan mücadelesini yeterince iyi okuyamadı mı?

- Bence yeterince anlayabilmiş görünmüyor. Bunu sadece ABD’de değil, ihtiyaç duyulan her ülkede anlatmamız gerekiyor. ABD anlamış olsaydı, Fethullah Gülen’i teslim ederdi. 

- FETÖ lideri Fethullah Gülen neden hala ABD tarafından iade edilmiyor?

Valla ben hukukçu değilim ama konunun bir şekilde siyasi boyutu olduğunu düşünüyorum. O nedenle de Gülen’in iadesinin şimdilik mümkün olmadığı kanaatindeyim.

- Türkiye’de hala darbe tehlikesi var mı?

- Bence 15 Temmuz’daki darbe girişiminin başarısız ve suçluların yargılanıyor olması nedeniyle Türkiye’de darbe tehlikesi oldukça azalmıştır. Biliyorsunuz teşkilatlanmayla ilgili birtakım yeni kanunlar da çıktı. Bundan sonra yukarıdan aşağıya uyumlu bir darbe girişiminin gerçekleşmesi hayli zor. Siyasi istikrar, ekonomik gelişmişlik, halkın seçilmişlere olan güveni azalmadıkça darbe girişimleri ortam bulamaz Türkiye’de. 

- 15 Temmuz sonrasını hükümet doğru şekilde organize etti. Bu darbeyi neden Batı dünyasına anlatamadı? Darbenin arkasında Abd ve Nato var diyebilir miyiz?

Birtakım uluslararası bağlantılar olmadan herhangi bir grubun bir ülkede darbe girişiminde bulunmasının pek mümkün olmayacağını düşünüyorum. Fakat bu darbe girişiminde hangi ülkenin/ülkelerin ne derece desteğinin olduğu sorusu yakın gelecekte cevaplanabilecek bir soru. Bununla birlikte darbeyi planlayan kişinin ABD’de olması ve talep edilmesine rağmen iade edilmemesi, Türk halkı arasında ABD’ye yönelik olumlu bakışın kaybolmasına neden oluyor.  

- Son olarak Arif Hocam Sakarya Üniversitesi 15 akademisyen buradasınız neler yapıyorsunuz programdan bahseder misiniz?

Biz buraya üniversitemiz ve Governers State Üniversitesi arasında imzalanan bir kültürel değişim programı çerçevesinde geldik. Hafta içi günlerde seminerlerimiz ve kültürel etkinliklerimiz oluyor. Amerikan tarihini, kültürünü, toplumunu tanıtıcı faaliyetler oluyor. Aile ziyaretinden, açık hava sinemasına, klasik müzikten baseball maçına kadar geniş yelpazede oluşan faaliyetler bunlar. Buradaki hocalardan çok farklı konularda, özellikle de ABD’yi ilgilendiren konularda (sivil hakların gelişimi, göçmenler sorunu, Amerika’nın yerlileri, Amerikan sineması vs.) seminerler alıyoruz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.